$type=grid$count=4$tbg=rainbow$meta=0$snip=0$rm=0

Aşık Veysel Kimdir? Hayatı, Sanatı, Şiirleri

Halk Şairi Aşık Veysel Kimdir? Hayatı, Sanatı, Eserleri, Şiirlerinden Örnekler Aşık Veysel'in Hayatı Veysel Şatıroğlu (Aşık V...

Halk Şairi Aşık Veysel Kimdir? Hayatı, Sanatı, Eserleri, Şiirlerinden Örnekler

Aşık Veysel Hayatı, Sanatı, Şiirleri

Aşık Veysel'in Hayatı


Veysel Şatıroğlu (Aşık Veysel), 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüştür.
Veysellere yörede “Şatıroğulları” derler. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in dünyaya geldiği sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresini kasıp kavurmaktadır. Veysel’den önce, iki kız kardeşi çiçek yüzünden yaşamlarını yitirmiştir.
Yedi yaşına girdiği 1901’de Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. O günleri şöyle anlatıyor:“Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım...Çiçek zorlu geldi.Sol gözüme çiçek beyi çıktı.Sağ gözüme de,solun zorundan olacak,perde indi.O gün bu gündür dünya başıma zindan.”
Bu düşmeden sonra Veysel’in belleğine bir de renk işler: Kırmızı.Düşerken büyük bir olasılıkla elinde sıyrık oluyor,kanıyor.Bunu eşi Gülizar Ana şöyle anlatıyor:“Bilinmez değilsin,renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı.Gözleri gönlüne çevrilmeden önce,yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı...Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”
Sağ gözünün görme şansı varmış, ışığı seçebiliyormuş bu gözüyle o sıralar. Yalnız yakınlardaki Akdağmağdeni’nde doktor varmış. Babasına “Çocuğu Akdağmadeni’ne götür,orada gözünü açacak bir doktor var” demişler.Sevinmiş babası.
Ne var ki, olumsuzluklar yakasını bırakmamış Veysel’in.“Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın dönüverince; babasının elinde bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece.”
Ali adında bir ağabeyisi ve Elif adında bir kızkardeşi varmış Veysel’in. Tüm aile çok üzülmüş, günlerce gözyaşı dökmüş bu hale. Bundan böyle bacısı elinden tutarak gezdirmeye, dolaştırmaya başlar Veysel’i. Gittikçe içine kapanmaktadır Veysel. Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın bu âşığı/ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı, tekkeyle içli-dışlı biriymiş. Veysel’in dertlerini birazcık da olsa unutacağı bir uğraş olsun diye bir saz verir eline. Halk ozanlarından da şiirler okuyup, ezberleterek avutmağa çalışırmış oğlunu. Ayrıca yöre ozanları da zaman zaman babası Şatıroğlu Ahmet’in evine uğrar, çalıp söylermiş. Merakla dinlermiş bunları Veysel. Komşuları Molla Hüseyin de sazını düzenler, kırılan tellerini takarmış.
İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) almış. Kendini de iyice saza vermiş; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başlamış. Karanlık dünyasını aydınlatan ozanlar dünyasıyla Çamışıhlı Ali tanıştırıyor daha çok Veysel’i. Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dertli, Ruhsati gibi usta ozanların dünyalarıyla tanışıyor böylece.
“Âşık Veysel’in hayatında ikinci mühim değişiklik seferberlikte başlamıştır.Kardeşi Ali de cepheye gitmiş,küçük Veysel kırık telli sazıyla yalnız kalmıştır. Harp patladıktan sonra Veysel’in bütün arkadaşları, emsalleri cepheye koşuyorlar. Veysel bundan da mahrum...
Böylece münzevi olan ruhunda ikinci bir inziva da açılmıştır. Arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun ediyor. Artık küçük bahçesindeki armut ağacının altında yatıp kalkmakta, geceleri ağaçların ta tepelerine çıkarak içindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.”
O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye;“Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.”
Bunda biraz Anadolu’da “erkek oğlan” olgusunun etkisi varsa, daha çok Veysel’in vatanseverliğinin, vatana olan borcunu ödeme duygusunun ağırlığı vardır. Sonradan şöyle dizeleştirir bunu:

“Ne yazık ki bana olmadı kısmet                                             
Düşmanı denize dökerken millet
Felek kırdı kolumu, vermedi nöbet
Kılıç vurmak için düşman başına.
 Bugünler müyesser olsaydı bana
Minnet etmez idim bir kaşık kana
Mukadder harici gelmez meydana
Neler geldi bu Veysel’in başına.”

Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor... Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor.1921’in 24 Şubat’ında annesi bir gün ondan 18 ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de birçok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır.
Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir azap (hizmetkar) tutuyorlar. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece. Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı varmış. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel onu, ne çare o da yaşamamış. Bir şiirinde dile getirdiği gibi:
 “Talih çile kadar sözü bir etmiş,
Her nereye gitsem gezer peşimde.”
 Bin katmerli acılar silsilesi kısacası.
 “O artık alemden, bu diyardan uzaklaşmak, göçmek isteyen bir ruh haleti içindedir.1928’de en iyi arkadaşı olan İbrahim ile Adana’ya gitmeye karar veriyorlar. Fakat Sivas’ın Karaçayır köyünde Deli Süleyman isminde birisi âşığı bu ilk seyahatinden vazgeçiriyor. Veysel’i dinleyelim:
“Bu adam, saz çalarım dinler, söze başlarım keser. Gideyim derim,‘ah kirve, çoluk çocuk ağlaşıyor, gel gitme’ diye elime ayağıma düşer. Nihayet dayanamadım, gitmiyorum vesselam diye bu seyahatten vazgeçtim.”
Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor; Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor.”
1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kuruyorlar.Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenliyorlar.Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başlıyor.Denebilir ki, Veysel için A.Kutsi Tecer’le tanışması hayatında yeni bir başlangıcı işaretliyor.
1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor.Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler düzmüşler.Bunlar arasında  Veysel de var.Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”...dizesiyle başlayan şiir oluyor.Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor.
O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyor. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar.
Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde 45 gün misafir kalıyor.Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir,askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur...” diyor.Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor.Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya,dolaştığı yerlerde çalıp söylemeye başlıyor,seviliyor,saygı görüyor.
O günleri şöyle anlatıyor:“Köyden çıktık.Yaya olarak Yozgat köylerinden Çorum-Çankırı köylerinden geçip üç ayda Ankara’ya gelebildik. Otele gitsek para yok. ‘Nere gidek? Nasıl Edek?” diye düşünüyoruz.Dediler ki: “Burada Erzurumlu bir Paşa Dayı var. O adam misafirperverdir.”O zamanlar Dağardı diyorlardı,(şimdiki Atıf Bey Mahallesi) orada ev yaptırmış Paşa Dayı.Gittik oraya. Adamcağız hakikaten misafir etti.Birkaç gün kaldık o zaman, Ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. Bütün işler at arabalarıyla görülüyor.At arabaları olan, Hasan Efendi adında bir adamla tanıştık. O, bizi evine götürdü. Kırkbeş gün Hasan Efendi’nin evinde kaldık.Gideriz, gezeriz, geliriz;adam yemeğimizi,yatağımızı,herşeyimizi sağlar.Dedim ki: -‘Hasan Efendi biz buraya gezmek için gelmedik! Bizim bir destanımız var.Bunu,Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz! Nasıl ederiz? Ne yaparız?’
Dedi ki: -‘Vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. Burada bir milletvekili var.Adı Mustafa Bey, soyadını unuttum. Bu işi ona anlatmak gerek. Belki size o yardımcı olabilir.’Gittik Mustafa Bey’e derdimizi anlattık. Öyle böyle bir destanımız var. Gazi Mustafa Kemal’e duyurmak istiyoruz."Bize yardım et!" dedik.
Dedi ki: -"Amaan! Şimdi şaire falan önem veren yok. Kıyıda köşede çalın çağırın. Geçin gidin!’
-‘Yok öyle değil dedik. Biz destanımızı okuyacağız, Mustafa Kemal’e!’
Milletvekili Mustafa Bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. Okuduk dinledi. O zamanlar Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘Yarın bana gelin!’ dedi. Gittik. ‘Ben karışmam’ dedi. Sonunda kesti attı. Biz ordan döndük geldik. "Ne yapsak?" diye düşünüyoruz. Sonunda,"Matbaaya biz gidelim" dedik. Saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti. Ulus Meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar Karaoğlan Çarşısı diyorlardı. Saz teli almak için Karaoğlan Çarşısı’na yürüdük.
Ayağımızda çarık. Bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.! Efendim polis geldi: -‘Girmeyin’ dedi."Çarşıya girmek yasak!" Bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı.
Polis: -‘Yasak diyoruz.Siz yasaktan anlamaz mısınız? Orası kalabalık. Kalabalığa girmeyin!’ diye diretti.
-‘Peki girmeyelim’ dedik.Polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. Adam geldi, arkadaşım İbrahim’e çıkıştı. –‘Kafadan gayri müsellah mısın? Girmeyin diyorum.Beynini patlatırım senin!’ diye çıkıştı.
-‘Beyefendi biz dinlemiyoruz! Biz çarşıdan saz teli alacağız!’ dedik. O zaman polis, İbrahim’e: -‘Tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. Git telini al!’ Neyse gitti İbrahim teli aldı geldi. Tel taktık. Ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. Sonunda matbaayı bulduk.
-‘Ne istiyorsunuz?’ dedi müdür.
-‘Bir destanımız var. Gazeteye vereceğiz!’ dedik.
-‘Çalın bakayım; bir dinleyeyim!’ dedi. Çaldık dinledi!
- ‘Ooo! Çok iyi’ dedi. ‘Çok güzel.’
Yazdılar. ‘Yarın gazetede çıkar’ dediler.‘Gelin de gazete alın!’ Orada bize  telif hakkı olarak biraz da para verdiler.Sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. Çarşıya çıktık. Polisler:
-‘Oooo! Âşık Veysel siz misiniz? Rahat edin efendim! Kahvelere girin! Oturun!’ dediler. Bir iltifat başladı ki sormayın! Çarşıda bir zaman gezdik.Fakat yine Mustafa Kemal’den ses yok.Dedik:"Bu iş olmayacak." Amma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar.Mustafa Kemal’den yine ses çıkmadı.Köye dönmeye karar verdik.Fakat cebimizde yol paramız da yok.Ankara’da bir avukatla tanışmıştık.
Avukat: - ‘Ben belediye başkanına bir mektup yazayım.Belediye sizi köyünüze parasız gönderir!...’ dedi.Elimize bir mektup verdi.Belediyeye gittik. Orada bize dediler ki: - ‘Siz sanatkâr adamsınız.Nasıl geldinizse öyle gidersiniz!’
Döndük avukata geldik.‘Ne yaptınız?’dedi. Anlattık. ‘Durun bir de valiye yazalım!’ dedi.Valiye de dilekçe yazdı.Valiye dilekçemizi imzalayıp yine Belediyeye buyurdu. Belediyeye ilettik.Belediye bize: -‘Yok!’ dedi. ‘Paramız yok! Sizi gönderemeyiz!’ dedi.
Avukat içerledi ve kahretti: - ‘Gidin! İşinize gidin!’ dedi. ‘Ankara Belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş!’ dedi.Acıdım avukata.
‘Nasıl edelim? Ne edelim?’ derken bir de ‘Halkevi’ne uğrayalım bakalım. Belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük.Mustafa Kemal’e gidemiyok.Halkevine gidek.Bu defa,Halkevine,bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim.Orada dinelip duruyorduk.
İçeriden bir adam çıktı: -‘Ne geziyorsunuz burada? Ne yapıyorsunuz?’ diye sordu.
-‘Halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar!’ diye cevap verdik.
-‘Bırakın! bu adamlar,tanınmış adamlar! Âşık Veysel bu!’ dedi.
O içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi. Orada: -‘Ooo! Buyurun! Buyurun! dediler.Halkevinde bazı milletvekilleri varmış.Şube müdürü onları çağırdı: -‘Gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi.
Eski milletvekillerinden Necip Ali Bey: -‘Yahu dedi bunlar fakir adamlar.Bunlara bakalım.Bunlara birer kat elbise de yaptırmalı.Pazar günü de Halkevinde bir konser versinler!’
Hakikaten bize,birer takım elbise aldılar.Biz de o Pazar günü Ankara Halkevi’nde bir konser verdik.Konserden sonra cebimize para da koydular.Ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük.Plağa okuduğu ilk türkü ise, Emlek yöresinin ünlü ozanlarından Âşık İzzeti’nin:
“Mecnunum, Leyla’mı gördüm
Bir kerrece baktı geçti.
Ne söyledi ne de sordum
Kaşlarını yıktı geçti
Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü, yüzü
Sandım ki zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti.
Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti.
Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamzen oku bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti..
İzzetî, bu ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Zülüflerin kement etmiş,
Yar boynuma taktı geçti.” şiiridir.
Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlanmıştır. 
21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.
Âşık Veysel’in yaşamını özetlemek gerekirse, Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.”

Aşık Veysel Belgeseli "Küçük Dünyam"

Aşık Veysel'in Sanatı

Hem yaslandığı köy / kasaba kültürünün etkisi hem de çağdaş anlamda bir eğitim olanağından yararlanamamanın getirdiği doğal sonuçla, köy / kırsal kesiminin kaderci dünya görüşü onda da egemendir. Bunları söylerken, Veysel’in içerisinde bulunduğu ruh halinin de değerlendirilmesinden yanayım. Kuşkusuz, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı bir yığın olumsuz etkinin, yaşama bakışını, onu nasıl bir küskünlüğe ittiğini görmezden gelemeyiz.
Bir sanatçının dünya görüşünü elbette, yaşadığı sosyal çevre belirler. Bunu biraz daha somutlaştırırsak, içerisinde yaşadığı maddi yaşam koşulları belirler. Âşık Veysel’in yaşadığı sosyal çevre,köy ile kasaba kültürüne sahip, ekonomik anlamda tarıma dayalı,kapitalizm öncesi üretim biçimleri egemen, sanayileşme sıfır...Bir de ekonomik yapının paralelinde,eğitim-öğretim gibi etkenlerin düşüklüğü,savaştan yeni çıkmış bir toplumun ekonomik ezikliği eklenip, çiçekten telef olan insanların coğrafyası düşünülürse,Veysel’i biçimlendiren sosyal çevre çok kolay anlaşılır.Bir de toplumsal / sosyal çevrenin yazılı kültürden uzaklığı,bütün edebi / sanatsal birikimini sözlü kültürüyle oluşturduğu gerçeği gözardı edilmezse,bu koşullar içerisindeki sanatçı tipinin anlaşılması daha kolay olur.Bu sosyal çevreye,üstüne üstlük bir de göz gibi bir organını yitirmiş insanın fiziki eksikliği eklenirse Veysel’i anlamak, şiirlerini de yerli yerine oturtmak daha kolay olur.
Gözlerinin görmeyişi, onu bütünüyle etkilemiştir. Öyle ki:
“Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görsem idi göz ile seni”
Derken Âşık Veysel’in bu anlamda duyduğu hasretin ne kadar derin olduğu kolaylıkla anlaşılır. Adnan Binyazar, Veysel’deki görme eksikliğini, onun dizeleriyle yorumlarken “bal”a “tuz” katılmıştır diye vurguluyor.
Gerçi Âşık Veysel çoğu kere olumsuzluklardan feleği suçlu bulup, sebebi orada ararken; öte yandan okul gibi, fabrika gibi, hastane gibi hayatta somut işlerliği olan atılımların, pozitif unsurların şiirini de yazar. Bu bakımdan ondaki feleğe yaslanmayı, kaderciliği bilimin karşısında bir kadercilik, körükörüne bir saplantı olarak algılamamak gerekir.
“Dünya tebdil oldu durum değişti,
Kimi aya gider kimi cennete”
derken, onun bilimsel gelişmelere kulak kabartırken, karşılaştırma yaptığı etkenleri de değerlendirme bakımından ciddi bir perspektif oluşturduğunu görürüz, “ay” ve “cennet” kavramlarını bir bakıma iki değişik inanma biçimi anlamında kullanıyor o.
Sonra bir başka şiirinde:
“Dünyanın en zengin aklını gördüm
Sermayesin sordum dedi ki okul.
İnsanlara hizmet yaptığın yardım,
Merhametin duygum dedi ki okul.

Sudan ateş yapan en güzel sanat
Dünyayı ışığa kaplarsın kat kat
Fikriyle mi ettin bunları icat
Rehberim oldu dedi ki okul.

Bu bir keramet mi yoksa hüner mi
Göz görmezse gönül buna kanar mı
Öksüz tarlada sapan döner mi
Eker biçer motor dedi ki okul.

Kanat takar gökyüzünde uçarsın
Denizleri müdanasız geçersin
Soğuğu yağmuru nasıl seçersin
Rasathane kurmuş dedi ki okul.

Çeşitli taşıtlar bir de trenler
Hekim olup her yareyi saranlar
Bunu sen mi yaptın yoksa erenler
Daha neler yapar dedi ki okul.

Radyo hayrete düşürdü beni
Her dilden biliyor yok amma cam,
İlim akıl fikir yaratmış bunu
Lambası dalgası dedi ki okul.

İnsanlar kafası bunları bulan,
İlimdir dünyada hakikat olan
Bütün bu işlerin temelim kuran
İnan buna Veysel dedi ki okul” diyor.

Bu ve bu türden başka örnekler, Âşık Veysel’deki tanrı / felek gibi doğaötesi kavramların bir bağnazlık ya da tek çareymiş gibi gösterilmediğini belirtiyor. Bu bakımdan onda herhangi bir katılık göremeyiz.Esnektir, hoşgörüdür.
Zaman zaman umutsuzluk ve hiçlik duygusuna kapılsa da Veysel,büsbütün yaşama sarılmayı elden bırakmaz. Yaşamı anlama ve anlamlandırma çabası sürekli ağır basar.Ayrıca “ahiret” kavramı da ondan derin değildir.
“Âşık Veysel’in belirgin bir felsefesi var mıydı?” sorusuna Ruhi Su şu yanıtı veriyor:“Felsefe sözcüğü ile toplumun içinde Veysel’in önerdiği ya da benimsediği bir düşünce biçimi var mıydı diye soruyorsanız,vardı elbet.Bütün iyi niyetli, babacan insanlarımız gibi, o da çalışmayı öğütlerdi.Yerine göre, geleneklerimize bağlı kalmayı önerdiği de olurdu.Kendi inancı sevgiye,hoşgörüye ve insanın yaratıcı gücüne dayanan bir inançtı,ama toplumdaki gelişmeler hakkında ne düşündüğü sorulduğu zaman,ne söylemesini istediklerini sezecek kadar da akıllıydı.”
Veysel’in bir özelliği de şu:Dinî şekilciliğin baskısına dayanmaması onu kırmaya çalışması,Allah ile samimi, senli benli olması.Daha doğrusu Bektaşi geleneğine bağlılığı...Tanrıya hitap şiirinde olduğu gibi:
“Kainatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin.”
Nejat Birdoğan, “Kimi şiirinde Veysel’i düşünce olarak coşkulu, ozan olarak henüz yetersiz buluruz. Aslında bu tür şiirlerinin daha sonrakilerinde bile bir ozandan çok bir toplum eğitmeni Veysel’i görürüz. Bu çalışmalarında Veysel cumhuriyetin korunmasında ve ulus bütünlüğüne yardımcı olarak şiiri bir araç gibi görür.Davranışlarında da böyledir. Düşünce olarak tertemiz bir adamın eylemlerinde de namuslu,çalışkan olduğu ve özellikle doğru tanılara başvurduğu gözlenir.Kızılırmak üzerinde Kaplan Deresi Köprüsü’nü köy köy dolaşıp para toplayarak yaptırması ondaki bu sorumluluğun bir göstergesidir.
Ama bize kalırsa Veysel’den en olgun şiirler insanı ve insanla ilgili öğeleri konu alan şiirlerdir. Bu deyişlerde Veysel, insanın kaynağından başlayarak bir gövdede canlanmasını, bu süre içerisinde nasıl çalışması, nasıl davranması gerektiğini ve bu yolun sonunda gene kaynağına dönmesini anlatır. Bir başka tanımla tasavvuf ozanı Veysel vardır bu deyişlerde. Bağlı olduğu inancın ıssız bir Anadolu köyünde kendisine aşıladığı bu duygular, Veysel’de gönül gözü ile geliştirilmiş, Veysel Aleviliğin büyük sırrını gönlünde çözmüştür.” diye değerlendirmektedir.
Batıl inançlara, çağdışı tutuma karşı olan Veysel, bu konuda da oldukça duyarlıdır.
“Devri Cumhuriyet asırı yirmi
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.
Dünya ayaklanmış aya gidiyor
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

Bırak sar’öküzü varsın yayılsın
Set çekme gözlere herkes ayılsın
Her köşeye bir fabrika kurulsun
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

Yürüyen yolcuyu çekme geriye
Dikkat eyle karıncaya arıya,
Gidiş böyle kavuşaman huriye
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Zarar gelmez sana kaçınma sazdan
Günahın korkusu çıkmıyor bizden
Vazgeç demiyorum sana namazdan
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Destekle fakiri okut yetimi
Bu hayırlar dinimizce kötü mü
İdrak eyle hidrojeni atomu
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Dökülen yağmurun kilogramı,
Ölçmüş biçmiş metre midir kare mi
Çok yatarsın azdırırsın yaramı
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Göklere fırlıyor bu kadar füze
Bu işler bir ibred değil mi bize
İstiyor aydaki sırları çöze
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Allah’ın varlığı mevcut insanda
İlim akıl fikir sermaye sende
Çalıştır gemiyi otur dümende
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Hiçbir şey bilmezsin dik biraz kavak
Boş gezene derler serseri savak
Yumma gözlerini dünyaya bir bak
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.

Veysel ne durursun herkes gidiyo
Zaman uymaz, sen zamana uy diyor
Fen çok büyük kerameti yutuyor
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.”

Bu şiiri bile tek başına yukarıda onun hakkında vurguladığım belirlemeleri aydınlatacak niteliktedir.Görüldüğü üzere, o toplumdaki değer yargılarını hayatın somut gerçekleriyle örneklendirerek eleştiriyor.Taraf oluyor burada Veysel. Bilimden yana,aydınlıktan yana, gelişmeden, somut gerçeklerden yana taraf oluyor.“Bırak sar’öküzün varsın yayılsın” derken,“Dünyanın sarı öküzün boynuzları üzerinde durduğu” inancıyla alay ediyor.Gözlerine set çekme diyor.Sonra, Tanrı’yı insanlaştırıyor, Allah’ın varlığı mevcut insanda” diyor.
“Ancak, temel görüşlerine, açısına bakacak olursak, Veysel, bir toplumcu bilinç açısıyla, bilinçli bir toplumcu ozan açısıyla yanaşmamıştır bu konuya. Veysel kendisine doğal gelen bu ayrıcalıkları Tanrıya, kadere ve doğal gibi gördüğü birtakım güçlere atfetmiştir.Karşısına aldığı toplumsal düzen değil, doğal düzendir.”
“Onun sanatı var olanı öven, mevcuda kanaat eden romantik sanattır” türünden vurgulamalarla Veysel’i dar çerçevede ele almanın, kestirmeden yargıda bulunmanın ne Âşık Veysel’i  anlamaya katkısı olacaktır, ne de bu vurgulamayı yapan araştırmacılarda gözlendiği üzere, geleneği ve geleneği sürdürenlerin çok yetkin oldukları savını kanıtlamaya. Oysa Âşık Veysel, yaşamıyla, yaptıklarıyla, şiirleriyle vardır. Değerlendirmelerimizi bu somut gerçeklikten hareket ederek yaparsak, anlamlı bir katkıda bulunmuş olabiliriz.
Yukarıdaki vurgulamalarda da değindiğim gibi, Âşık Veysel içerisinde bulunduğu kültürel ortam açısından köy-kasaba mekânında yetişmiş, bu çevrenin değerleriyle örgütlenmiş bir sosyal düzenin insanıdır. Köylülüğün getirdiği tipik bir özellik de, tutarsızlıktır.Onun içerisinden çıktığı kültürün terimiyle söylersek “vefasızlık” onda da görülür. Özellikle, onun gelişmesinde,tanınmasında, sesinin ve sözünün yaygınlaşmasında büyük katkısı olan Halkevleri, Köy Enstitüleri gibi kurumlara karşı Veysel, yaşadıkları sürece sahip çıkmış,övgüler dizmiştir,ama onlar kapatılınca pek oralı olmamış,tepki göstermemiştir. En büyük zaafı da budur.

Aşık Veysel'in Şiirleri

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU'NUN ŞİİRLERİNDEN EN ÇOK SEVİLENLER:


  • Derdimi Dökersem Derin Dereye
  • Derdim Gizli Kapağını Kaldırma
  • Beni Hor Görme Kardeşim
  • Anlatamam Derdimi Dertsiz İnsana
  • Yeter Gayri Yumma Gözünü Kör Gibi
  • Deli Gönül Değme Çaydan Bulunmaz
  • Deli Gönül Ne Gezersin
  • Senlik Benlik Nedir Bırak
  • Gel Birlik Kavmine Girelim Kardaş
  • Aldanma Cahilin Kuru Lafına
  • Kulak Ver Sözüme Dinle Vatandaş
  • Galiba Dünyanın Sonuna Kaldık
  • Güzelliğin On Par-Etmez
  • Bir Kökte Uzanmış Sarmaşık Gibi
  • Salınıp Giderken Boynunu Gördüm
  • Sen Bir Ceylan Olsan Ben De Bir Avcı
  • Siz Sağ Olun Biz Selamet Gidelim
  • Yeni Mektup Aldım Gül Yüzlü Yardan
  • Kara Toprak
  • Kızılırmak Seni Seni
  • Tarlam
  • 19 Mayıs’ta Parlayan Zafer
  • Ağlayalım Atatürk’e
  • Anama
  • Dostlar Beni Hatırlasın
  • Uzun İnce Bir Yoldayım
  • Genç Yaşımda Felek Vurdu Başıma
  • Yıllarca Aradım Kendi Kendimi
  • Türk Adı Babamdan Bana Mirastır
  • Sazım’a
⇛Kaynakça:

  1. Ümit Yaşar Oğuzcan, Dostlar Beni Hatırlasın, Aşık Veysel, Bütün Şiirleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 3. Baskı
  2. aregem.kulturturizm.gov.tr/tr,12798/asik-veysel-satiroglu-18941973.html

Kaynak:MazeretimŞiirdir Güncelleme: 10.07.2018

YORUMLAR

BLOGGER
Ad

1 Mayıs Şiirleri,2,10 Kasım Şiirleri,5,15 Temmuz Şiirleri,1,2 Temmuz Sivas Katliamı Şiirleri,4,24 Kasım Öğretmenler Günü Şiirleri,3,a. kadir,2,abdurrahim karakoç,2,adnan yücel,6,afşar timuçin,1,ahmed arif,3,ahmet erhan,3,ahmet günbaş,1,ahmet haşim,1,ahmet muhip dıranas,1,ahmet necdet,1,ahmet oktay,1,ahmet selçuk ilkan,1,ahmet telli,2,alfonsina storni,1,ali rıza ertan,3,alper meşe,1,Ankara Şiirleri,2,Anne Şiirleri,4,arkadaş z. özger,10,asım gönen,1,aşık seyit nesimi,2,aşık veysel,3,Aşk Şiirleri,34,ataol behramoğlu,6,Atatürk Şiirleri,5,attila ilhan,12,aziz nesin,4,bahattin karakoç,1,bahtiyar vahapzade,1,baki,2,Barış Şiirleri,2,bayburtlu zihni,1,bedirhan gökçe,1,bedri rahmi eyüboğlu,7,behçet aysan,5,behçet necatigil,7,bejan matur,1,bertolt brecht,1,bestelenen şiirler,24,betül dünder,1,birhan keskin,1,biyografi,13,bülent ecevit,1,bülent tekin,1,cahit külebi,10,cahit sıtkı tarancı,1,cahit zarifoğlu,1,can yücel,8,cemal safi,1,cemal süreya,8,cengiz aytmatov,1,cevat çapan,1,cevdet kudret,1,ceyhun atuf kansu,2,Çanakkale Savaşı Şiirleri,1,Çocuk Şiirleri,8,didem madak,2,ece ayhan,3,edebiyat dergileri,27,edebiyat haberleri,104,edgar allan poe,2,edip cansever,4,editörün seçimi,11,enis batur,1,enver gökçe,2,ercişli emrah,2,erdal öz,1,ernosto che guevara,1,esat selışık,1,etkinlik,25,fatih akça,1,fazıl hüsnü dağlarca,6,federico garcia lorca,1,fuzuli,1,gonca özmen,1,gülten akın,3,hacı bektaş veli,1,hacı gürhan,1,halil soyuer,1,halim yağcıoğlu,1,halim yazıcı,1,Hapishane Mahpusluk Şiirleri,1,harun özmen,1,hasan bayrı,1,hasan hüseyin korkmazgil,2,hatice kundakçı,1,Hayat Yaşam Şiirleri,5,haydar ergülen,3,hikmet okuyar,1,hilmi yavuz,1,hüseyin haydar,3,ilhan berk,2,irfan güven,1,ismail biçer,1,ismet özel,1,İstanbul Şiirleri,3,James Oppenheım,1,jorge luis borges,1,kadir aydemir,1,kahraman tazeoğlu,1,karacaoğlan,3,kemal sayar,1,kenan yücel,2,kitap,37,köşelerde şiir,35,küçük iskender,4,lale müldür,1,Listeler,9,louis aragon,1,m. nihat malkoç,1,m. sunullah arısoy,1,mateya matevski,1,mehmet akif ersoy,2,melih cevdet anday,4,metin altıok,5,metin cengiz,1,metin eloğlu,1,mihrî hatun,4,murat ince,1,murathan mungan,2,muzaffer tayyip uslu,2,müesser yeniay,2,nazım hikmet,23,necati cumalı,1,necip fazıl,3,nedim,1,nevzat çelik,1,neyzen tevfik,2,nihat behram,1,orhan seyfi orhon,1,orhan veli kanık,7,ömer hayyam,1,ömer turan,6,özdemir asaf,3,özdemir ince,1,Özgürlük Şiirleri,3,pablo neruda,5,paul eluard,1,pir sultan abdal,2,refik durbaş,2,rıfat ılgaz,2,rıza tevfik bölükbaşı,1,röportaj,8,ruhi su,1,rüştü onur,1,sabahattin ali,4,sadık doğan,11,sait maden,2,selahattin yolgiden,1,sennur sezer,2,serkan engin,1,seval esaslı,1,sezai karakoç,2,sina akyol,1,Sponsorlu,12,stepan sçipaçyov,1,sylvia plath,1,şiir yarışmaları,90,şiirler,115,şükrü erbaş,3,tuğrul tanyol,1,turgay fişekçi,1,turgut uyar,6,Ulus Yurt Vatan Şiirleri,3,Umut Şiirleri,11,ülkü tamer,2,ümit yaşar oğuzcan,4,vahittin bozgeyik,1,vedat türkali,1,victor hugo,1,video belgesel,16,video edebiyat,9,video şiirler,22,Wallace Stevens,1,william shakespeare,1,yahya kemal beyatlı,1,yalçın ergir,1,yaşar nabi nayır,5,yaşar nezihe bükülmez,1,yılmaz erdoğan,1,yılmaz güney,1,yılmaz odabaşı,2,yunus emre,8,yunus nadi,2,yusuf hayaloğlu,2,
ltr
item
Mazeretim Şiirdir: Aşık Veysel Kimdir? Hayatı, Sanatı, Şiirleri
Aşık Veysel Kimdir? Hayatı, Sanatı, Şiirleri
https://4.bp.blogspot.com/-UjsqMHziNgE/W0TENnA_95I/AAAAAAAAIPo/ynjCFXBfoxcRAf-rZ5BneVyJbf2LT2vSACLcBGAs/s1600/ASIK%2BVEYSEL.jpg
https://4.bp.blogspot.com/-UjsqMHziNgE/W0TENnA_95I/AAAAAAAAIPo/ynjCFXBfoxcRAf-rZ5BneVyJbf2LT2vSACLcBGAs/s72-c/ASIK%2BVEYSEL.jpg
Mazeretim Şiirdir
https://www.mazeretimsiirdir.com/2018/07/ask-veysel-kimdir-hayati-sanati-siirleri.html
https://www.mazeretimsiirdir.com/
https://www.mazeretimsiirdir.com/
https://www.mazeretimsiirdir.com/2018/07/ask-veysel-kimdir-hayati-sanati-siirleri.html
true
283691607085523033
UTF-8
Tüm Yazılar Yüklendi Herhangi bir içerik bulunamadı HEPSİNİ GÖR Daha Fazlasını Oku Cevap Cevabı İptal Et Sil Yazar Anasayfa SAYFALAR YAZILAR Hepsini Gör BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR KATEGORİ ARŞİV SEARCH TÜM GÖNDERİLER İçerik Bulunamadı. Ana Sayfa Pazar Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi Paz Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Ocak Şubat Mart Nisan May Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Şu anda 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago Dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago 5 haftadan önce Takipçiler Takip Et BU PREMIUM İÇERİĞİ KİLİTLENİR ADIM 1: Paylaş. ADIM 2: kilidini açmak için paylaştığınız bağlantıyı tıklayın Tüm Kodu Kopyala Tüm Kodu Seç Tüm kodlar panonuza kopyalanmıştır. Kodları / metinleri kopyalayamıyor, kopyalamak için lütfen [CTRL] + [C] tuşlarına (veya Mac ile CMD + C'ye) basınız