Büyük Sevdaların Şairi Karacaoğlan - Zülfü Livaneli

Büyük Sevdaların Şairi Karacaoğlan
Edebiyat konusunda objektif olmaya imkân var mı? Elbette yok. Aynen yemek, müzik, yaşam kültürü gibi edebiyat zevki de içinde yetiştiğimiz kültüre, yöreye ve ana dile bağlı.

Gerçi dünya dillerinden yapılan çevirilerle gelen evrensel bir edebiyat tadı da var ama ne olursa olsun, size sizin hikâyelerinizi anlatan yazarlar ve şairler kadar etkili olmaları zor.

Mesela 17. yüzyılda yaşamış bir Çin şairinden yapılan çevirilerin, sizi bir Çinli gibi etkilemesi söz konusu bile olamaz. Oysa kendi dilinizin pınarlarından kana kana içtiğiniz şiirler, sizi bir anda canevinizden vuruverir.

Bu nedenle -yani edebiyat zevkinin öznel olduğu gerçeğini gözden kaçırmadan- benim için dünyanın en büyük aşk şairi, yanık sevdaların ozanı Karacaoğlan’dır diyebilirim.Şairleri kategorilere ayırmanın saçmalığını biliyorum ve genellikle böyle bir işe kalkışmıyorum ama Karacaoğlan’a “aşk şairi” demek yakışıyor sanki.

Çünkü bu gezgin ozan ömrü boyunca sevda ve doğa dışında bir konuya ilgi duymamış. Sözlü edebiyat kargaşasında, ona yakıştırıldığını sandığım bir iki şiir dışında hep çeşme başındaki güzellere, sarvan kurup oturmuş sarı çiçeklere, pınarlara, akarsulara şiir söylemiş. Sanki içinde hiç tükenmeyecek bir hayat pınarı kaynıyor gibi, coştukça şiir dökülmüş dudaklarından, söyledikçe coşmuş.

Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen şiirleri hâlâ duru Türkçe’nin en güçlü örnekleri arasında. Genç okurlar, Karacaoğlan’a göre çok daha yeni İstanbul şairlerinin dilini anlamakta güçlük çekerken, yanık sevdalar şairinin her dizesini kolayca ezberleyebilir. 

Önceki yazılarda, Karacaoğlan’ın dil ustalığıyla ilgili bir örnek vermiş olduğumu hatırlıyorum. Bir kez daha tekrarlamakta sakınca yok.

Şöyle bir durup düşünelim ve bunu yazıyla anlatmaya çalışalım. Bir delikanlı, birkaç kişilik bir genç kız grubu görüyor ve içlerinden birinin gururlu duruşu, endamı ve tavırlarıyla ötekilerden ayrıldığını fark ediyor. Birden gönlü akıyor o kıza doğru. Sanki yanındakiler, ona hizmet eder gibi.

Bu görüntüyü hangi kelimelerle anlatırsınız?Yukardaki gibi bir sürü betimlemeyi arka arkaya sıralamak, durumu kurtarmaya yeter mi?

Belki yeter ama ne yazık ki insanı büyük şair yapmaz.
Oysa Karacaoğlan diyor ki:

“Uydurmuş kendine üç beş menendin
Sanırsın Sadrazam tuğ ile gider.”

İşte dil kudreti, işte büyük bir ozanın dili.

***


“İlk akşamdan vardım kavil 
yerine
O ne gördüm kömür gözlüm 
gelmedi
Bilmem gaflet bastı yattı uyudu
Bilmem o yar bize küstü 
gelmedi.”

Ne kadar bildik duygular değil mi! Hangi yüzyılda ya da hangi kentte olursa olsun (ister İstanbul, ister New York, ister Paris), sevgilisi randevuya gelmeyen genç âşığın yürek çarpıntıları, ikircikli halleri, kafasındaki sorular nasıl da su gibi akıp giden bir dille anlatılıyor. 
Şiir devam ederken, umutsuzca bekleyen âşık, yürek paralayan bir yargıya ulaşıyor:

‘’Benim mecbur olduğumu fark etti
Zalım garaz etti kaçtı gelmedi.” 

Nasıl usta bir psikoloji, nasıl büyük bir anlatımdır bu. “Mecbur olduğu” fark edilen bir tutkulu âşığın terk edilmesi, insan ilişkilerinin önemli gizlerinden birisi değil mi?

Bence öyle. Aynı psikolojik durumu Sigmund Freud da yazabilirdi, Erich Fromm da.

Ama onlar değil, Çukurova’da omuzuna asılı sazıyla diyar diyar dolaşan genç bir ozan yapıyor bu saptamayı.

***


Karacaoğlan denilince insanın aklına hepsi birbirinden güzel o kadar çok dize hücum ediyor ki hangisine yer vereceğinizi şaşırıyorsunuz.

Erotizmin en güzel anlatımlarından biri olan şu dizeleri mi istersiniz:

“Gül memeler domur domur 
terlemiş
Rahmetin güllere yağdığı gibi.”

Yoksa zamanın soldurduğu bir aşkın son izlerini anlatan şu dizeleri mi duymak daha iyi:

“Adın ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı.”

Ya Çukurova’ya baharın gelişini anlatan şu şiirdeki büyük imge gücüne ne demeli: 

“Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken.” 

Çıplaklıktan soyunmak ne demektir? Her söyleyişimde beni zevkten titreten bu kanatlı sözleri kim söyleyebilir?
Elbette Karacaoğlan

Onun şiirlerinde o kadar çok mücevher var ki, meyve bahçesine girip de meyve yiyemeyen bir insan gibi elinizi hangisine uzatacağınızı şaşırıyorsunuz. En iyisi en kısa zamanda bir Karacoğlan kitabı edinin ve geceleri yatmadan birkaç şiir okuyun derim ben.

Hem kendinize hem de “ela gözlerini sevdiğiniz dilber”e.

Büyük Sevdaların Şairi Karacaoğlan

Kaynak: Zülfü Livaneli (Gazetevatan) Güncelleme: 28.06.2018

Yorumlar

Bu İçeriğe YORUMLARINIZLA katkı sağlamak istemez misiniz?

Translate

Arşiv