Browsing "Older Posts"

  • Şair İsmail Biçer İle Şiirin Bugünkü Durumunu Konuştuk

    Ekleyen: Sadık Doğan → 27 Haziran 2016 Pazartesi
    Sair İsmail Bicer İle Siirin Bugunku Durumunu Konustuk

    İsmail Biçer ile bir süre önce şiir okuruyla buluşan yeni kitabı “Sus Alfabesi” üzerinden, şiirin bugünkü durumunu konuştuk ve çarpıcı yanıtlar aldık.

    İsmail Biçer, şiirimizin ve yazın dünyamızın üretken isimlerinden. Şair kimliğinin yanında, deneme ve röportaj yazarlığına dair ustalığı da çok yakından biliniyor. Kendisiyle, kısa bir süre önce şiir okuruyla buluşan yeni kitabı “Sus Alfabesi” üzerinden, şiirin bugünkü durumunu mevzuştuk ve çarpıcı yanıtlar aldık.

    Yeni kitabınız “Sus Alfabesi”ne gelelim isterim. Bundan önceki şiirleri aşan, bir öncekilerinin üzerine bir şeyler koymuş olarak çıktı okur karşısına. Hatta ‘10. Uluslararası Şiiristanbul Festivali’ kapsamında meydana gelen ‘Sevda Ergin Şiir Yarışması’nda ‘Jüri Özel Ödülü’ne de değer görüldü.  
    Her şeyden önce, şiirlerim yaşadıklarımın izdüşümüdür. “Sus Alfabesi” de öyle… sadece dil, anlatım ve imge boyutuyla, diğerlerinin üzerinde olması gerekiyordu, öyle de oldu. Çünkü yazdıklarınız, hangi yazınsal türde olursa olsun, bir öncekini aşmak, onun ilerisinde olmak zorundadır. “Sus Alfabesi”nde temel şiir kimliğimi koruduğumu da söylemeliyim. Ödüle gelecek olursak: Şiirlerim ve edebiyata dair çalışmalarım, bugüne kadar bir çok ödüle kıymet görüldü. Sadece kitap olarak almış olduğum, ilk ödül… Bu anlamda, bende ayrı bir duygu hali oluşturduğunu belirtmeliyim.

    ‘YAZMAK YANMAKMIŞ BÜSBÜTÜN’
    Klasik bir soruyla başlamış olalım isterim. Şiir yazmaya nasıl başladınız?
    20’li yaşlarımda başladım. Lise senelerımda oluşan politik hassaslık, beni esasen biroldukça şairle, onların şiirleriyle buluşturmuştu. İyi bir şiir okuru olmam, şiir yazmamda (daha doğrusu ilk şiir denemeleri yapmamda) etkili oldu. Bu şiirlerimden birinin, dönemin edebiyat-şiir dergilerinden birinde yayımlanması, beni daha da yüreklendirerek bugünlere taşıdı. 

    Sürekli bir tutkuyla, şairi arkasından sürükleyen şiir, bazen de acı çektiriyor şairine. şu demek oluyor ki her vakit şairin ve şiirin yolu açık olmuyor... 
    Bu sorunuz, bana Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bilmek yanmakmış büsbütün” dizesini anımsattı. Değiştirelim bu dizeyi: “Yazmak yanmakmış büsbütün.” diyelim. Şairin hayatındaki acılar kaçınılmaz. Acı çektiği için yazıyor; duyarlı olduğundan yazıyor. Yazmak onun çıplak bahçesi.

    Şiir okuruna oranla, şair enflasyonunun olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu anlamda şiirin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
    Bu sorunuzu ‘ortada şiirden çok şair var’ şeklinde idraklıyorum; yanlış da değil… Her yıl, neredeyse binlere varan şiir kitapları basılıyor. Şiirimize dair umut verecek birkaç kitap ya buluyorsunuz, veya bulamıyorsunuz. Mükemmel bir şiir olmasa dahi orta derece (ortalama) bir şiire bile özlem kalıyor insan. Dünyayı bilmem ama, bu ülkede her geçen gün şiirde kirlenme oranı yükseliyor. Maalesef üzüntü verici, kaygı verici…

    Bir de derin ilişkiler var; şiir dünyasında… Kafa kol, ver takke al külah… Ne dersiniz?
    Bu ilişkiler yalnız şiir dünyasında değil, sanatın her alanında, hatta biraz daha genişletirsek; topluluğun tüm katmanlarında var. Kurtulamıyoruz bu durumdan. Bu bizim çirkin/kronik bir hastalığımız. Hele de şiir dünyasında olması, dokunuyor insana.

    Sanırım sizin üretken bir şair-yazar bulunmadığınızı bilmeyen yoktur. Sırada neler var; okurlar hangi kitaplarınızla buluşacak?
    Üretkenlik konusunda söyledikleriniz için teşekkür ederim. Üretmeye çalışıyorum diyelim. Toplam 13 şairimizle gerçekleştirmiş olduğum röportaj türündeki kitabım “Şair Sokağı Söylekişileri” çıkmak üzere… Eylül-Ekim dönemimde ise, “Saslın Pusulasında Kişiler-mevzular-Yapıtlar” adını verdiğim, tecrübe etme-incelme türünde bir çalışmam yayımlanacak.
    Kaynak: Hüseyin Aslan, www.evrensel.net, 27 Haziran 2016.
  • Cahit Sıtkı Tarancı Mektup ve Makaleleriyle Can Yayınları'nda

    Ekleyen: Sadık Doğan → 22 Haziran 2016 Çarşamba
    Ölümünün 60. Yılında Cahit Sıtkı Tarancı Mektup ve Makaleleriyle Can Yayınları'nda

    Cahit Sıtkı Tarancı Mektup ve Makaleleriyle Can Yayınları'nda


    “1910’da Diyarbakır’da doğdum. İlkokuldan sonra İstanbul’a gittim. Fransız mektebinde, Galatasaray’da, Mülkiye’de okudum. İki seneye yakın bir müddet Paris’te bulundum. Uzun zamandır mütercim olarak çalışmaktayım. Evleneli bir yıldan fazla oluyor. Güzel şiir yazmaktan başka ihtirasım yoktur."

    Bütün hayatını “ilk ve son aşkı” şiir temeli üzerine kurmuş gerçek bir edebiyat emekçisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri, mektupları ve öyküleri dışında kalan yazıları ve mülakatları, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar’da bir araya getirildi. İlk olarak 1995’te Yazılar başlığıyla basılan bu değerli eser, şairin edebiyat anlayışına dair sevenlerine önemli bilgiler sunuyor.

    Cahit Sıtkı Tarancı’nın ablası Nihal’e ve ailesinin diğer fertlerine yazdığı mektuplar usta şairin iç dünyasına dair çok önemli ipuçları verdiği gibi dönemin atmosferine de ışık tutuyor. Prof. Dr. İnci Enginün’ün bizzat Nihal Erkmenoğlu’ndan aldığı mektuplardan hareketle basıma hazırladığı Evime ve Nihal’e Mektuplar Cahit Sıtkı’nın “ilk ve son aşkı” olarak nitelediği şiirine dair de ilginç veriler sunuyor okura.

    Ziya’ya Mektuplar ise Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

    Ölümünün 60. Yılında Cahit Sıtkı Tarancı’dan 
    Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar
    Makaleler, Konuşmalar, Yanıtlar


    AVUÇLARIMA SIĞMIYOR YILDIZLAR

    Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
    Hazırlayan: Hakan Sazyek
    Sayfa sayısı: 174 Sayfa
    Yayın tarihi: 21 Haziran 2016

    “Hakikat şudur: Yaratmanın hazzına ermiş bir şair hiçbir zaman hiçbir mektebin tabiiyeti altına giremez. Zaten romantizma, parnas, sembolizm, sürrealizm gibi mektep tasnifleri ancak edebiyat tarihi kitaplarında mevcut ve ancak ikinci-üçüncü derecedeki şairler hakkında varit olan bir şeydir. Koskoca Victor Hugo’yu yalnız romantik sıfatıyla tavsif ve izah etmek mümkün müdür? Leconte de Lisle’in ne ürpertici mısraları var! Baudelaire,

    Rimbaud, Mallarmé, Verlaine gibi dev şairlerin eserlerinde ise bütün isimlerle beraber, onlardan başka ve fazla olarak insan ruhu bütün tecellileriyle yaşar.”

    Cahit Sıtkı Tarancı, 1 Ocak 1953 tarihli bir mülakatta kendisine yöneltilen, “Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?” sorusuna şu cevabı veriyor:

    “1910’da Diyarbakır’da doğdum. İlkokuldan sonra İstanbul’a gittim. Fransız mektebinde, Galatasaray’da, Mülkiye’de okudum. İki seneye yakın bir müddet Paris’te bulundum. Uzun zamandır mütercim olarak çalışmaktayım. Evleneli bir yıldan fazla oluyor. Güzel şiir yazmaktan başka ihtirasım yoktur.”

    Bütün hayatını “ilk ve son aşkı” şiir temeli üzerine kurmuş gerçek bir edebiyat emekçisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri, mektupları ve öyküleri dışında kalan yazıları ve mülakatları, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar’da bir araya getirildi. İlk olarak 1995’te Yazılar başlığıyla basılan bu değerli eser, şairin edebiyat anlayışına dair sevenlerine önemli bilgiler sunuyor.

    Kitaptaki yazılar aracılığıyla Cahit Sıtkı’nın Ahmet Kutsi’den Yeni Türk Edebiyatı’na, Orhan Veli’den Montherland’a kadar birçok yazar ve konu hakkındaki görüşlerini öğreniyor; şairin engin edebiyat ilgisinin boyutlarına dair fikir sahibi oluyoruz. 

    Ölümünün 60. yılında Cahit Sıtkı Tarancı’dan Evime ve Nihal’e Mektuplar


    EVİME VE NİHAL’E  MEKTUPLAR

    Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
    Hazırlayan: Prof. Dr. İnci Enginün
    Tür: Mektup
    Sayfa sayısı: 147 Sayfa
    Yayın tarihi: 21 Haziran  2016


    “Sana bir müjde vereyim Nihal Abla, kitabım çıktı… Hayırlısı. Kalkar kalkmaz ilk işim sizlere göndermek olacak... Beni beğenenler çok Nihal Abla... Memleketin en tanınmış edipleri yazılarımı çok beğeniyorlar... Hele hiçbir şey beğenmeyen ve çok titiz olan Ahmet Haşim bile bana, “Bravo!” diyor. Sevincime payan yok...”

    “Ben yaşamak, her şeye ve herkese rağmen, ruhumun rüyalarına, vücudumun ıstıraplarına rağmen, ben yaşamak istiyorum. Bu arzu bilsen ne kadar kuvvetli bir arzudur Nihal. Bu arzu mukaddestir. Ben bu arzumu tatmin etmek istiyorum...

    Kendimi bildim bileli hep, “İstiyorum, istiyorum!” diye söyleniyorum fakat şimdiye kadar istediklerimin hiçbiri olmadı. Ateş sandığım bir parçaya elimi dokundurur dokundurmaz kül olduğunu duydum ve ürperdim, güneşi gözlerimin çipili içine sıkıştırmaya uğraşırken gece kalın ve karanlık zırhını kafama geçirerek beni sersem etti. İçimde henüz uçmamış beyaz bir güvercin vardı, uçurmak istediğim ilk gün, avucumda tüylerinden başka bir şey kalmadı. Beni kim anlayacak diye üzülüyorum…  (16.04.1931)

    Bu kitaptaki mektuplar okuyucuya neler verebilir? Mektup türünün hayatımızdan silinmek üzere olduğu bugünlerde mektubun beraberinde taşıdığı heyecanı, hayat sahnelerini, aile bağlarını yeniden hatırlatmaz mı acaba?

    Cumhuriyet döneminin en bilinen şairlerinden olan  Cahit Sıtkı Tarancı’nın ablası Nihal’e ve ailesinin diğer fertlerine yazdığı maktuplar, usta şairin iç dünyasına dair çok önemli ipuçları verdiği gibi dönemin atmosferine de ışık tutuyor. Prof. Dr. İnci Enginün’ün bizzat Nihal Erkmenoğlu’ndan aldığı mektuplardan hareketle basıma hazırladığı Evime ve Nihal’e Mektuplar Cahit Sıtkı’nın “ilk ve son aşkı” olarak nitelediği şiirine dair de ilginç veriler sunuyor okura.

    Cahit Sıtkı Tarancı’dan Ziya Osman Saba’ya Ziya’ya Mektuplar


    ZİYA’YA MEKTUPLAR

    Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
    Tür: Mektup
    Sayfa sayısı: 295 Sayfa
    Yayın tarihi: 21 Haziran  2016

    “Şiir, bu tatlı bela, bu ilk göz ağrımız, ilk ve son aşkımız, bu teneffüs saadetimiz, bu şehvetli kalp çarpıntımız… Ona vardığımız nispette çok yaşamış, tatmış, kâm almış olacağız. Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir fikrisabitimiz olmalı, bizi tımarhanelik edebilmelidir. “Delilere Selam” isimli bir şiir var elimde. Hele bir bitsin!”

    “Hasılı Ziyacığım, başladı bitmez bir şiir hasretim var. Bir başka şiirde, geceyi bir kapı gibi omuzlayarak şafaklara fırlıyorum. Ne görsem! Başını ağrıtmayayım, bu akşam sana yazmak ekmek gibi mübrem ve mukaddes bir ihtiyaçtı. Yazdım.”

    Ölüme dair aklımda şöyle bir beyit var:
    Benim de bir namazlık saltanatım olacak
    O musalla taşında.

    Bir şiirin sonu olabilir. Fakat üstünü getirmek zaman ve hava meselesidir. Şimdiyse, gözlerimle, ellerimle, ayaklarımla, kalbimle ve kafamla, hasılı her şeyimle hayata bağlıyım; ölümü aklıma getirmek istemiyorum. (18.07.1943)

    Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Osman Saba, iki büyük yazar, eşsiz şiir ve öykülerin yanında uzun yıllara yayılan hayranlık verici dostluklarıyla da Türk edebiyatının unutulmazları arasına isimlerini kazıdılar.  İki şairin lise yıllarından başlayan arkadaşlıkları, Cahit Sıtkı’nın ölümüne kadar sürdü.

    Ziya’ya Mektuplar, Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

    Kaynak: www.bodakedi.com
  • Cahit Külebi 7. Memleketime Bakış Şiir Yarışması

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Haziran 2016 Pazartesi
    Cahit Külebi Şiir Yarışması

    Cahit Külebi 7. Memleketime Bakış Şiir Yarışması

    Niksar Belediyesi – Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği işbirliği ile 2016 yılında Türk Edebiyatı’nın seçkin şairlerinden Yurt Şairi Cahit KÜLEBİ anısına “Cahit Külebi VII. Memleketimize Bakış Şiir Yarışması” düzenliyor.


    Yarışmaya katılım koşulları

    1.Yarışmanın konusu, Yurt Şairi Cahit KÜLEBİ’nin şiirlerinin ışığında Memleket Sevgisi'dir.

    2.Yarışmacılar en fazla bir şiirle yarışmaya katılabilirler.

    3.Daha önce bu alanda yapılan ilk altı yarışmada dereceye girerek ödül alanlar bu yarışmaya katılamazlar.

    4.Gönderilen şiirler daha önce hiçbir yarışmaya katılmamış ve yayınlanmamış olmalı ve iki sayfayı geçmemelidir.

    5. Şiirler bilgisayar çıktısı ile ikişer nüsha halinde, altına rumuz yazılarak ayrı bir zarfa konulacaktır. Yarışmacının kısa biyografisi, adresi, telefon numarası ve varsa elektronik posta adresi yazılarak ayrı bir zarfa konulacaktır. İki zarf daha büyük bir zarfa konulup üzerine rumuz da yazılarak gönderilecektir.

    6.Eserler elden veya posta, kargo ile Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Posta Kutusu:6 TOKAT adresine gönderilecektir. (Elden teslim için Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği GOP Bulvarı Bulvar İş Hanı No:198 Kat:2 TOKAT)

    7. Yarışmaya son katılım tarihi 30 Haziran 2016’dir.

    8.Yarışma sonucu 30 Ağustos 2016 tarihinde basında, ilgili kurum ve kuruluşların internet sitelerinde ilan edilecektir.

    9. Ödüller, tarihi ilerde açıklanacak olan “Niksar Kültür Sanat ve Ceviz Festivali Etkinliklerinde” verilecektir.

    Ödüller:

    Birinci :3000 TL
    İkinci :2000 TL
    Üçüncü :1000 TL

    Seçici kurul:
    Cemal Safi / Şair
    Yahya Akengin / Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı Başkanı
    Özdilek Özcan / Niksar Belediye Başkanı
    Ali Külebi / Strateji Uzmanı, Cahit Külebi’nin oğlu.
    Sündüs Akça / Eğitimci-Şair
    Prof. Dr. Ertuğrul Yaman / Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
    Mahmut Hasgül / Eğitimci-Şair
    Mehmet Nuri Parmaksız / İLESAM Başkanı
    Remzi Zengin / Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı
    Hasan Akar / İLESAM Tokat İl Temsilcisi

    İletişim:
    Niksar Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Telefon:0 356 527 81 51
    Remzi Zengin Tokat Şairler ve Yaz. Der. Bşk.: 0505 253 93 93
    İLESAM İl Temsilcisi Hasan Akar: 0533 557 16 54
  • “Türkiye Şiir Güldestesi-1” Antolojisi Duyurusu

    Ekleyen: Sadık Doğan → 13 Haziran 2016 Pazartesi
    “Türkiye Şiir Güldestesi-1”  Antolojisi Duyurusu


    Güldestenin Hazırlanış Amacı: 

    Türk Edebiyatı ve şiir dünyasına yirmi üç yıldır hizmet veren Eskişehir Şairler Derneğinin hazırlayacağı bu eser, ülkemizin sanat değerlerini kalıcı kılmak, şiir dünyasına giren şairleri tanıtmak ve katkı sağlayabilmek için basımı yapılacaktır. 
    Eskişehir Şairler Derneği Antolojisi Duyrusu

    ŞARTNAME (Güldesteye Katılım Şartları):

    • Güldesteye katılmak isteyen şairlerimiz, kısa özgeçmiş bilgileri, 2 adet vesikalık fotoğraf (Fotoğrafların arkasına Ad ve Soyad mutlaka yazılacak) ve şiirlerini Eskişehir Şairler Derneği açık adresine posta ile ve dijital ortamda e-posta ile yapacaklardır.
    • Şairlerin basılmasını istedikleri şiirler ve özgeçmiş için toplam 5 sayfa ayrılacaktır.(şiirlerin sayısı değil, kişi için ayrılan beş sayfa esas alınacak ve yazılar 12 punto olacaktır.)
    • Şiirlerde konu ve tür serbesttir. Eserler daha önce her hangi bir yerde (Kitap, dergi, gazete, internet siteleri, facebook, tiwitter gibi sosyal paylaşım ağları ve bloklar) dâhil yayınlanmış olması, katılım için hiçbir sakınca oluşturmamaktadır.
    • Güldestede şiirleri yayımlanacak olan şairler, isimlerinin ve eser adlarının kullanılması şartıyla kullanım haklarını verdiklerini peşinen kabul etmiş olurlar.
    • Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve diğer ilgili mevzuat gereğince her katılımcı, “Türkiye Şiir Güldestesi-1”deki eserinin/eserlerinin çoğaltma, işleme, temsil, umuma iletim haklarının ve yayımlanma haklarının kullanımı için Eskişehir Şairler Derneği’ne izin/muvafakatname verdiğini kabul eder. Bu eserlerin kullanım hakkı, Eskişehir Şairler Derneği ile Güldestede eserleri yer alan şair ve yazarlara ait olacaktır. (Ekteki Muvafakatname mutlaka ıslak imza ile imzalanıp açık adrese gönderilecektir. )
    • Güldestede kullanılan eserler için, eser sahibi sonradan verdiği izni kesinlikle geri almayacağını ve eserin yukarıdaki şekilde kullanılmasını engellemeyeceğini veya bu izin/muvafakatname için herhangi bir telif hakkı veya maddi, manevi talepte bulunmayacağını kabul, beyan ve taahhüt etmiş olur. Öte yandan eserlerin 3. kişilerce bu madde kapsamına aykırı şekilde kullanılması sebebiyle Eskişehir Şairler Derneği’nin hiçbir sorumluluğu olmayacağını eser sahibi peşinen kabul etmiş sayılır.
    • Başkasına ait şiir ve yazıların olduğu gibi veya kısmen kullanılması durumunda ortaya çıkabilecek telif hakkı ihlallerinin tüm hukuki sorumluluğu katılımcıya aittir. Bu konuda Eskişehir Şairler Derneği herhangi bir sorumluluk kabul etmez.
    • Eskişehir Şairler Derneği, Güldesteye alınacak şiirleri seçme, tashih (düzeltmek, düzelti) ve redaksiyon (yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yayıma hazır duruma getirme) yapacaktır.
    • “Türkiye Şiir Güldestesi-1”isimli kitapta eserleri yayımlanan her katılımcıya 5 (beşer) adet kitap ücretsiz olarak verilecektir.
    • Hakaret ifade eden, argoya kaçan, siyasi veya adli sonuç doğurabilecek sanat dokusuna uymayan şiirler değerlendirme dışı kalacaktır.
    Katılım ücreti TC Zirarat Bankası Eskişehir-117 Şubesi, 40003852-5001 numaralı ( İban Nu: TR880001000117400038525001) EŞAD hesabına katılımcı adına 150.00 tl (yüz elli ) nakit olarak yatırılacaktır. (Ücreti yatırılmayan eserler antolojiye alınmayacaktır.) 
    • Güldesteye katılan şairler, yukarıda yazılı tüm bu katılım şartlarını koşulsuz, aynen kabul etmiş sayılacaklardır. 


    Antoloji Sekreteryası: 


    Koordinatör : İbrahim SAĞIR Eskişehir Şairler Derneği Başkanı Tel: 0536 386 7455
    Sekreter :Kenan DEMİREL Eskişehir Şairler Derneği Sekreteri Tel: 0537 884 0749 e-posta : kenan_dem@hotmail.com veya kenandemirel69@gmail.com
    Adres : İkieylül Cd. Enver Gökdemir İş Merkezi Nu:38/8 Büro Telefonu : 0222 220 3235 Odunpazarı/ ESKİŞEHİR 


    Düzenleme Kurulu : İbrahim SAĞIR, Muharrem KUBAT, Mehmet Ali KALKAN, Lütfü KILIÇ, Ahmet URFALI, Kenan DEMİREL 


    Proje Takvimi: Antoloji Başlama ve Son Katılım Tarihi : 15 Şubat 2016 – 30 Mayıs 2016 


    Düzenleme Kurulu Çalışması : 01 Haziran 2016 – 15 Haziran 2016 Antolojinin Neşredilmesi : Temmuz 2016 

    Ek: Muvafakatname ( bir sayfa )

    MUVAFAKAT BEYANI 


    Aşağıda isimleri yazılı şiirlerin ve özgeçmişin şahsıma ait olduğunu, Güldestede yer almasını istediğim bu eserlerin, Eskişehir Şairler Derneği tarafından düzenlenen “Türkiye Şiir Güldestesi-1”e alınarak, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve diğer ilgili mevzuat kapsamında yayınlanmasını, bu eserlerin kullanım hakkını, çoğaltma, temsil, umuma iletim haklarının ve yayımlanma haklarının kullanımını, yayın öncesi ve yayın sonrası hiçbir şekilde telif hakkı talebinde bulunmayacağımı, izin /muvafakatname verdiğimi kabul ve beyanediyorum.
    ...../…../2016 Muvafakat eden adı soyadı-imzası

    ŞİİRLER : 

    1-………………………………… 
    2-………………………………… 
    3-………………………………… 
    4-………………………………… 
    5-………………………………… 
    6-………………………………… 
    7-………………………………… 
    8-………………………………… 
    9-………………………………… 
    10-…………………………………
  • ŞiirAnaliz Kitabı Çıktı - Genç Şairlerin Şiirleri Üzerine

    Ekleyen: Sadık Doğan → 12 Haziran 2016 Pazar
    ŞİİRANALİZ KİTABI ÇIKTI!.


    Genç Şairlerin Şiiri Üzerine

    -Genç Şairlerin Şiirleri Üzerine-


    Son dönem Türk edebiyatı genç şairlerinin şiirleri üzerine yazılmış titiz bir seçki ve özenli bir çözümleme ürünü: ‘Şiir Analiz’ kitabı yayınlandı.


    Kitabın ‘Sonsöz’ünden:
    Bu eser, akademik bir çalışma ürünü değildir. Üç genç şiir okurunun yeni nesil Türk şiirini anlama, anlamlandırma ve anlatma çabasının ürünüdür.
    Bu kitabın içeriği oluşturulurken son on yılda çıkan tüm şiir kitaplarının taranmadığını belirtmekte fayda var.
    Çözümlenen tüm şiirler, genç şairlerin(20-30 yaş arası) kitaplarından alınmıştır.
    Her şiir, kendi doğasında çözümlenmiştir. Bu çözümlemeler, şiirin kendi iç dinamiklerini ortaya çıkarma amacı taşımaktadır. Şiirler hakkında iyi veya kötü yargısına varılmamıştır.
    Yer yer aşırıya kaçan samimi bir üslup kullanılmasına rağmen çözümlemelerde nesnel kalınmaya çalışılmıştır.


    Kitap, aşağıdaki şiirlerin ŞİİRANALİZ’lerinden oluşuyor:
    -KALEMSİZ
    (Tuz Açlığı, Mehmet Karaca, Varlık)

    -FİŞLENMİŞ ÜÇÜNCÜ SAYFA HABERİ
    (Kapital Öldürür, İ. Aslan- E. Murad- S. Özdemir, 160. Kilometre)

    -KENDİ KENDİNE KONUŞMA
    (Gerçek Rüya, Muzaffer Serkan Aydın, Profil)

    -AMERİKAYI KİM YÖNETİYOR
    (Yalaka, Barış Özgür, 160. Kilometre)

    -İZZEDDİN EL-KASSAM’A ÖVGÜ
    (Hicretsizlik, Elyesa Koytak, Avangard)

    -DAMAR FM
    (Biraz Konuşmasak, Kaan Koç, Altıkırkbeş)

    -DEVLETE SİTEM
    (Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım, İsmail Aslan, 160. Kilometre)

    -ERÖRİSTT
    (Öte İçin Solo, İrfan Çinar, Mayıs)

    -LUNAPARK YARASI
    (Bisturi Düşleri, Hakan Yirik, Yasakmeyve)


    Kitap hazırlık sürecini birlikte yürüten yazarlar:
    Furkan Çirkin

    1992 yılında Konya’da doğdu. Şiirleri, şiir üzerine yazı ve düşünceleri Yelkensiz, Ramak, Etki, Hayalhane, Özgün İrade, Yokuş, Evrensel gibi fanzin, dergi ve gazetelerde yayınlandı. 2015 yılında ‘Kırmızı Çanta’ isimli şiiri ile Üniversiteler Arası Şiir Yarışması’nda birincilik ödülü aldı. 2016 yılında ‘Mutlak Ey!’ dosyasıyla Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nde adı anılanlardan oldu. Ve 2016 Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü'nde, şiirleri başarısıyla öne çıkan şiirlerden sayıldı.(Güray Özçelik'in şiirleriyle birlikte) İstanbul Üniversitesi'nde Hukuk ve Felsefe öğrenimine devam ediyor.

    Ömer Faruk Kara

    1992 yılında Almanya’da doğdu. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları -başta kendi çıkardıkları Ramak’ta olmak üzere- çeşitli fanzinlerde ve Mahalle Mektebi gibi dergilerde yayınlandı. ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünü bırakıp geçiş yaptığı İstanbul Üniversite’sinde Hukuk öğrenimine devam ediyor.

    Furkan Okuyucu

    1994 yılında İstanbul’da doğdu. Üç yıl boyunca Yelkensiz Şiir ve Öykü Dergisinin yayın kurulunda çalıştı. Öykü, şiir ve röportajları çeşitli edebiyat mecralarında yayınlandı. Hâlihazırda bir roman taslağı üzerinde de çalışmalar yürüten yazar, İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk ve Felsefe lisans bölümlerinde öğrenim hayatını sürdürüyor.



    ŞiirAnaliz Kitabını Nerede Bulabilirim?

    Kitapyurdu'nda Satın Alın

    Babil'de Satın Alın

    İdefix'te Satın Alın

    Pandora'da Satın Alın
  • Şair Hasan Hüseyin ile öğretmen Azime’nin aşk hikayesi

    Ekleyen: Sadık Doğan → 10 Haziran 2016 Cuma
    *Soner Yalçın'ın 6 Ekim 2007 tarihli Hürriyet Gazetesinde ki köşe yazısıdır:

    Bugün size, şair Hasan Hüseyin ile öğretmen Azime’nin tertemiz aşk hikáyesini anlatayım.
    Hasan Hüseyin ile öğretmen Azime’nin tertemiz aşk hikáyesi

    Büyük Türk şairi Názım Hikmet’in ölümüyle yolları kesişen iki insanın aşk hikáyesini... O yıllarda bir edebiyat öğretmeninin solcu bir şaire áşık olması, öyle sıradan bir şey değildi. İnsanın aşkının arkasında dimdik durması ise, pek çok kişiyi öfkeye boğmaya yetiyordu. Mücadelelerle geçen bir hayatın ortasında Hasan Hüseyin’in şiiri gibi tertemiz bir aşk... 
    TARİH 3 Haziran 1963.Yer Uşak. Akşam saatleri... 30 yaşındaki Azime Karabulut, Uşak Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydi. Evliydi. Eşi Hulusi, ilköğretim müfettişiydi; bir aydır evinden uzaktı; Eşme’deki okulları denetliyordu.

    İki çocukları vardı; oğulları dört yaşındaki Ufuk ve kızları iki yaşındaki Barış.

    Çocukların karnını doyurup uyuttuktan sonra bahçeye çıktı Azime.

    Türlü türlü kuşlarla bezeli yörük kilimine bağdaş kurup oturdu. İçi sıkkındı. Neden olduğunu bilmiyordu. Kalktı, kuyudan su çekip çiçeklerini suladı. Saatler gece yarısını gösteriyordu. Hálá uykusu yoktu. Evin salonundaki radyoyu açtı, sürekli kanalları değiştirdi.

    Birden...

    Kanallardan birinde bir haber:

    Büyük Türk şairi Názım Hikmet öldü.

    Donup kaldı. Kendine gelince bahçeye zor attı kendini. Çocukluğundan beri şiirlerini her yerde arayıp okuduğu büyük şair ölmüştü işte.

    Sessizce ağlamaya başladı. Öksüz kaldığını hissetti. O anda aklına, son dönemlerde sık sık okuduğu, korkusuzluğunu Názım Hikmet’e benzettiği bir şairin adı geldi: Hasan Hüseyin.

    ’BU ŞAİRİ TANIMALIYIM’

    Hasan Hüseyin 
    adını ilk, 1959 yılında Dost Dergisi’nin şubat sayısında yer alan "Ağustos Şiiri"nde görmüştü.

    Azime o gece, ayın ve yıldızların altında Hasan Hüseyin ve Názım’ın şiirlerini okudu.

    Şafak sökmeye başlayınca korktu; ya Názım Hikmet gibi Hasan Hüseyin’i de yok ederlerse, ya sustururlarsa?

    Kızı Barış’ın sesiyle kendine geldi. Sabah olmuştu. Çocuklarıyla kahvaltı yaptı.

    O gün okulda ders yılı sonu sınavları vardı.

    Okula gitti. Acısını konuşacak kimsesi yoktu.

    Eve dönerken kararını verdi; Ankara’ya gidecekti; Hasan Hüseyin’i görecekti. Hiç tanımadığı, yüzünü görmediği, kim olduğunu bilmediği bir şairin elini tutacak, ona yalnız olmadığını söyleyecekti. 

    Bir de merakı vardı; kanını tutuşturan sıcaklığı yaratan bu şiirlerin arkasındaki adam kimdi? Hemen o akşam gidecekti, gitmeliydi, yarın geç olabilirdi.

    Barış’ı omzuna aldı, Ufuk’un elinden tutup tren istasyonunun yolunu tuttu. Kanatlanmış gibiydi. 5 Haziran sabahı Ankara’daydı.

    Ankara kocaman bir kent. Hasan Hüseyin’i nasıl bulacak? Solcu şairi kim bilir; olsa olsa Türkiye İşçi Partililer.

    Polise sordu: "TİP Genel Merkezi neredeydi?" Polis tarif etti.

    Parti binasından içeri girerken heyecanlıydı, saçlarının dibi, burnunu ucu terliyordu.

    Barış kucağında, Ufuk yanındaydı. Partililer bu manzara karşısında şaşırdı. Şairin nerede olduğunu bilemediklerini söylediler. 

    Tam çıkacakken, adını sonradan öğreneceği şairin yakın arkadaşı Kemal Çiftler ile karşılaşması hayatının yönünü değiştirecekti.

    Hasan Hüseyin iki hafta önce Ankara’dan gitmişti. Ne zaman geleceği belli değildi. Azime, tren istasyonunun yolunu tuttu, Uşak’a döndü.

    MEKTUPLAR... MEKTUPLAR
    Temmuz ayının sonu; 27 Temmuz.

    Hasan Hüseyin’den mektup vardı.

    "Azime Karabulut merhaba!"Mektup beş sayfaydı. 

    "Sana ve senin gibi duyup düşünenlere binlerce selam. Sizlere layık olamamak korkusuyla titrediğimi duyuyorum. Ah, ne iyisiniz, ne yiğitsiniz sizler..."

    Azime
     şaşkındı. Hem mektuba hem de coşkun bir sel gibi akan mektuptaki dizelere. Heyecandan ağladı. Hemen oturup yanıt yazdı. Bir de oğlu ve kızıyla çekilmiş fotoğrafı koydu zarfa. Yanıtı gecikmedi. 

    Üstelik o da bir fotoğraf göndermişti.

    Azime, Hasan Hüseyin’i o fotoğrafta gördü ilk; gür beyaz saçları, basık izlenimi veren burnu... 

    Heyecandan titriyordu. Yanıtını beklemeden ardı ardına mektuplar yazdı. Hasan Hüseyin de ilgisiz değildi.

    Şairin ikinci mektubu "Sevgili Azime" diye başlıyordu.

    Üçüncü mektubunun tarihi 7 Ağustos 1963 idi. Şair mektubunu saat 03.00’te kaleme almıştı.

    Ve mektup, "Benim Azimem!" diye başlıyordu.

    "Seni sevdim, seviyorum. Seni anlayarak seviyorum. Bunu bugün söylüyorum sanma. Ben sevmem böylesi laflar etmeyi. Hele, hiç sevmem mektup yazmayı. Seni seviyorum diyorum, anlıyorsun değil mi? Bu benim için zor bir itiraf...

    Sen biraz yarınımsın benim. Biraz değil yarınımsın Azime. Sana Azimem diyorum anlasana! Seni anlayarak seviyorum Azime. Düşün ki yüzünü görmedim daha. Kimseden de sormadım seni. Seni kendi sözlerinle tanıyorum, bir de yolladığın resimden...

    Geç mi kaldık? Yoo... Bu da bizim gerçeğimiz."
    ’SESİNİ DUYMALIYIM’
    Şairin son mektubundan sonra Azime bir yol ayrımına geldi. Kaçışı yoktu, koşa koşa polis karakoluna gitti. Telefon sadece karakolda vardı.

    Sesini duymak istiyordu sevdiği adamın.

    Akis Dergisi’ni aradı; Hasan Hüseyin dergide redaktör olarak çalışıyordu.

    20 dakika bekledi telefonun bağlanmasını. Sonunda bağlandı. Kendini su içinde hissetti. Korkuyordu: "Ya sesim çıkmazsa?"

    Toparlandı hemen: 

    Sonunda konuşuyor muyuz, senin sesin mi bu? Evet, benim, ben Hasan Hüseyin Korkmazgil.

    Bu kadar sıcak mıydı sesin?

    Ufak bir kahkaha sesi. O sıcak gülüş aklını başından aldı Azime’nin.

    Ama yine de kontrolü kaybetmek istemiyordu; şiirini, yazdıklarını yıllarca izlemek başka, giderek sevmek de başkaydı, ama...

    Evliydi, iki küçük çocuğu vardı ve 30 yaşındaydı.

    Şair, "Atla gel, çocuklarını yanına al gel, yeni bir hayat kuralım" diye ısrar ediyordu.

    Fısıltıyla "Düşüneceğim" diye telefonu kapattı Azime. Ter içindeydi. Bitkindi. Eve dönerken, gömlek cebindeki şairin fotoğrafını çıkarıp baktı. Ağladı.

    Hasan Hüseyin’i sevmekle, şimdiye dek sahip olduğu sevgileri yitirecek miydi? Birkaç gün Azime ne mektup yazdı ne telefon etti.

    Şair Hasan Hüseyin ise mektup yazmayı sürdürdü. "Gel" diyordu hep. "Gel birlikte düşünelim."

    Azime çocuklarını düşünüyordu. Kocasını düşünüyordu. Anlayabilecek miydiler bu aşkı. Kocası, onuruna yedirip de "Haydi git"diyebilecek miydi? Ya babalar, anneler, akrabalar... Göze almak kolay mıydı, çekip gitmeyi?

    Günler boyu kendini kırlara attı. Deliler gibi dolaştı akarsu kıyılarında, pınar başlarında. Ürpererek uyandığı rüyalar gördü. Artık dayanamıyordu. Kararını önce ailesine açmaya karar verdi.

    Kardeşleri ilkokul öğretmenleri Necati, Ömer, Mustafa ne olursa olsun yanında olduklarını söylediler. Babası pek sesini çıkarmadı. Annesi, "İnsanın başına kar da yağar, boran da savrulur" dedi. Yüreklendi.

    Hemen koşup telgraf çekti sevdiğine: "Geliyoruz!"

    İLK KARŞILAŞMA
    17 Ağustos 1963.

    Ankara Tren İstasyonu.

    Azime’nin kalbi duracak gibi. Annelerinin içindeki yangından habersiz çocuklar sevinçliydi, yine Ankara’ya geldikleri için.

    Tren istasyona girdi.

    Azime’nin yüreği kıpır kıpır; şiir ile başlayıp mektupla devam eden bir sevdanın peşinden koşup Ankara’ya geldiğine inanamıyordu. Üstelik daha yüzünü bile görmemişti sevdiceğinin...

    İşte gördü onu Azime; gri kabarık saçları, genç enerjik yüzlü, ince bedenli bir adam telaşla tren vagonlarına bakıyor.

    Emindi, "Kesin bu o" dedi içinden.

    El sallarken, utanarak seyretti aşkını; ince dal gibi boylu boslu bir adamdı şair.

    Azime telaşlıydı, bu kez iki elini de sallamaya başladı. Hah o da gördü işte. Göz göze geldiler. 

    Tren istasyonunun lokantasına oturdular.

    Çocuklar kendi aralarında oynuyordu.

    Sessizliği Azime bozdu: 

    "Yalnız mısın?"

    Hasan Hüseyin
     güldü: "Ara sıra Hollandalı bir kızla..."

    Azime’nin yüzü duştu. Şair ekledi: "Hiç canım... Çilli bir kız işte!"

    Gün boyu Ankara’yı gezerek sohbet ettiler.

    Azime çocuklarla Ulus’taki Buhara Otel’e yerleşti. Sohbetleri sabaha kadar otel lobisinde de sürdü. Ertesi gün yine buluştular. Birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı.

    Azime henüz eşinden ayrılmadığı için, o ilk ziyarette Hasan Hüseyin’in elini bile tutmadı.

    EVLENİYORLAR
    Birkaç gün sonra Uşak’a döndü. Okuldaki görevini sürdürdü. Bu arada zor bir süreç sonunda eşinden boşandı.

    Sadece evinde değil, Uşak’ta da sorunlar çıktı. Edebiyat öğretmeninin bir solcu şaire áşık olması, halk arasında yer yer öfkeli çıkışlara neden oldu. O, aşkının arkasında dimdik durdu.

    Uşak’ta sorunlarla boğuşurken, 10 Haziran 1964 günü hayatını değiştirecek teklifi aldı. Hasan Hüseyin evlilik teklif etti. Aynı gece çocuklarla yine Ankara’nın yolunu tuttu.

    11 Haziran’da Altındağ Evlendirme Memurluğu’nda evlendiler. Törende sadece beş arkadaşları vardı. Azime çocuklarını alıp Ankara’ya yerleşti. Bir yıl sonra oğulları Temmuz doğdu.

    Ve Azime, eşi Hasan Hüseyin ve çocukları Ufuk, Barış ve Temmuz ile kirletilmemiş mutlu bir hayat yaşadı.

    Azime Korkmazgil’in aşkı bugün hálá ilk günkü heyecanla sürüyor.

    376 gün yoĞun bakImda kaldı.

    Mart 1927 tarihinde Sivas-Gürün’de doğdu.

    Annesi Gülşan. 

    Babası, 1898 doğumlu Nalbantoğlu Şükrü, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’ndeydi ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katıldı. İstiklal madalyası vardı. Kurultay İlkokulu’nda hademelik yapıyordu.

    Şairin yedi kardeşi vardı.

    Tek okuyan sadece o oldu. İlkokulu babasının hademelik yaptığı okulda okudu. Ortaokula gidemedi; Ziraat Bankası şubesinde getir götür işlerinde çalışmaya başladı. 20 Kasım 1979’da öldürülen Dr. Necdet Bulut’un babası bankanın müdürüydü. Hasan Hüseyin’le yakından ilgilendi. Parasız yatılı okul sınavlarına girmesine sebep oldu.

    Sınavın yapıldığı Sivas’a gitmek için, komşularından ödünç alınan ayakkabıyla 60 km yolu yürüyerek gitti.

    Kazandı, Niğde Ortaokulu ve sonra Adana Erkek Lisesi’nde okudu.

    Okulda dünya edebiyat klasikleriyle tanıştı. Şiir yazmaya başladı.

    Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirip Türkçe öğretmeni oldu.

    K.Maraş-Gökşin’e öğretmen olarak atandı.

    Názım Hikmet şiirlerini okuduğu için ihbar edildi; 1951’deki TKP davasına dahil edildi. Üç yıla mahkûm oldu. Bütün kamu hakları elinden alındı. Elbistan ve Nevşehir cezaevlerinde yattı.

    Cezaevinden çıktıktan sonra ekmek parası kazanmak için İstanbul’a gitti. Bu kez askere alındı; üniversite mezunu olmasına rağmen er olarak 27 ay askerlik yaptı.

    Askerlik dönüşü baba ocağına döndü. Kahvelerde karakalem portre ressamlığı yaparak, tabela boyayarak ve okuryazar olmayan ailelerin askerlik mektuplarını yazarak geçimini sağladı. 

    Şiirden hiç kopmadı. İlk şiiri 1959’da Dost Dergisi’nde çıktı. Ayrıca yazdığı iki oyun radyoda piyes oldu.

    27 Mayıs 1960 askeri hareketinden sonra, "Türkiye artık değişti" diyerek Ankara’ya yerleşti. Akis Dergisi’nde düzeltmen/redaktör olarak çalıştı. Basın-İş Sendikası’nın genel sekreterliğini yaptı.

    Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı YÖN ve TİP’in yayın organı Sosyal Adalet Dergisi’nde makaleler yazdı.

    İlk kitabı "Kavel" 1963 yılında çıktı. Yeditepe Şiir Ödülü’nü kazandı.

    Sadece şiir değil, mizah öyküleri de yazıyordu.

    1966 yılında "Kızılırmak" kitabından dolayı yargılandı. Beraat etti.

    1968’de Forum Dergisi’ni satın aldı. Ancak dergi uzun ömürlü olamadı.

    1969 seçimlerinde Çorum’dan TİP milletvekili adayı oldu. Kazanamadı. Partide "güler yüzlü sosyalizmin" öncüsü Mehmet Ali Aybar’a yakındı.

    1973 yılında çıkardığı "Acıyı Bal Eyledik" şiir kitabıyla daha da ünlendi.

    Şiirleri Názım Hikmet’in yazdıklarıyla karşılaştırıldı. Názım’a hiç söz söylemedi ama Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı sevmediğini açıkça söylüyordu. Ahmet Muhip Dranas’ın şiirlerini beğeniyordu.

    1983 yılında evinde çalışırken beyin kanaması geçirdi. 6 ay hastanede, 6 ay evde yoğun bakımda kaldı. 

    Yakın arkadaşı beyin cerrahı Dr. Yahya Kanpolat, ilgisini arkadaşından hiç eksik etmedi.

    Azime Korkmazgil bir gün bile kocasının başından ayrılmadı. 

    Ancak kurtarılamadı.

    26 Şubat 1984’te hayata gözlerini yumdu.

    Kaynak: Soner Yalçın, 6 Ekim 2007, Hürriyet Gazetesi.