• Atatürk Kurtuluş Savaşında - Cahit Külebi

    Editör: Sadık Doğan
    Tarih: 7 Nisan 2016 Perşembe


    Atatürk Kurtuluş Savaşında - Cahit KÜLEBİ

    Atatürk Kurtuluş Savaşında - Cahit KÜLEBİ

    I
    Edirne’den Ardahan’a kadar
    Bir toprak uzanır,
    Boz kanatlı üveyikler üstünden uçar
    Ardahan’dan Edirne’ye
    Edirne’den Ardahan’a kadar.

    Kop dağı’nda akar bir çeşme var
    Serçe parmak kalınlığında suyu
    Haram etmiş gece gündüz uykuyu
    Akar da akar.

    Samsun’un evleri denize bakar
    Sokakları yosun içinde.
    Çaparlar, takalar, mavnalar
    Bilyalar gibi suyun yüzünde
    Bir iner bir kalkar.

    İstanbul’dan bir yar sevdim
    Adamı günaha sokar.

    Savaştepe köprüsünden geçen trenler
    Sel olur İzmir’e akar,
    İzmir’in denizi kız, kızı deniz
    Sokakları hem kız, hem deniz kokar.

    Güneyde mis kokulu bir ağaç
    Yuvarlak yaprakları ince,
    Yaz gelip de güneş vurunca
    Dallarından bal akar.

    Bu toprak bizim yurdumuzdur;
    Deli gönül yücesine çıkar.
    Bir üveyik olur ,uçar gider
    Ardahan’dan Edirne’ye
    Edirne’den Ardahan’a kadar.
    Bir gün kara bulutlar göklerimizde konaklamıştı

    II

    Yaylılar gelip geçiyordu güneyden,
    Örtük kara perdeler sallanıyordu,
    Utanıyordu Anadolu’dan gelip geçen,
    Milletin yüreği kan ağlıyordu.

    Askerler gelip geçiyordu güneyden,
    Yaralı, hasta, yorgun askerler.
    Akşam olmuştu, yurda toplanıyordu
    Sağ kalan yiğitler birer birer.

    Analar haber soruyordu güneyden
    Tarlalar kadar, ırmaklar kadar durgun analar,
    Örtük kara perdeler sallanıyordu
    Utanıyordu Anadolu’dan gelip geçen
    Ama kalanlar anayurtta toplanıyordu.

    III
    Gökyüzünde kara kara bulutlar
    Başımıza nerden geldiniz!
    Bizler konukseveriz ama
    Düşmanları sevmeyiz.

    Gökyüzünde kara kara bulutlar!
    Harmanlar çürüdü yüzünden!
    Sizinle görecek işimiz yok
    Gidin üstümüzden!

    Mavi değil artık denizlerimiz!
    Tarlalar sürülmez oldu!
    Sütü kesildi davarların!
    Öksüz kaldı bebelerimiz!

    Gökyüzünde kara kara bulutlar
    Hayın mı hayın!
    Bir gün gelir hesabını sorarız
    Buralarda durmayın.

    Ne bulutlar gitti, ne göklerden bir haber geldi.
    Bu seferde padişahlara seslendi.

    IV
    Biz yoksul bir milletiz
    Gözlerimizde solgun ışıklar yanar.
    Nasılsa yenilmişiz bir kere
    Ama uzun sürmez o kadar!

    Bir yüce umutları umut etmişiz kendimize
    Gerdeğe girmedik kızlar, tüy gibi çocuklar,
    Yiğitler, ihtiyarlar,
    Bu toprak için yaşıyoruz!
    Yol verin bize!

    Bu toprak bizim yurdumuzdur!
    Deli gönül yücesine çıkar!
    Bir üveyik olur uçar gider.
    Ardahan’dan Edirne’ye
    Edirne’den Ardahan’a kadar.

    Ne bulutlar gitti, ne padişahlardan bir haber geldi.
    Kemal Paşa derler bir yiğit vardı.
    Bu sefer de millet türkülerle Kemal Paşaya haber saldı.

    V
    Kemal Paşa, yenilmez yiğit, şanlı komutan!
    Savaş girer gibi yetiş bize!
    Yetiş bize, çöllerde bile olsan!
    İnanç doldur, güç doldur içimize!
    Bin kere yurdumuzu kurtaran!
    Bir görseydin ağlardın hâlimize!
    Kuşun kanadında türküler
    Kemal Paşanın gönlüne vardı,
    Cevabından önce kendi geldi.

    VI
    Bir gemi yanaştı Samsuna sabaha karşı
    Selâm durdu kayığı, çaparı, takası,
    Selâm durdu tayfası
    Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman
    Duman değildi bu!
    Memleketin uçup giden kaygılarıydı.
    Samsun limanına bu gemiden atılan
    Demir değil!
    Sarılan anayurda
    Kemal Paşanın kollarıydı.
    Selâm vererek Anadolu çocuklarına
    Çıkarken yüce komutan
    Karadeniz’in hâlini görmeliydi.
    Kalkıp ayağa ardı sıra baktı dalgalar
    Kalktı takalar,
    İzin verseydi Kemal Paşa
    Ardından gürleyip giderlerdi.
    Erzurum’a kadar.
    Bu ne inançtı ki, Kemal Paşa
    Atının teri kurumadan
    Sürüp geldin yeni yeni savaşların peşinde

    VII
    Bir selâm gibi gitti Erzurum’a,
    Bin selâm gibi geldi Sivas’a Erzurum’dan.
    Dağlar alçaldı yol vermeğe,
    Temizlendi ılkımından karından.
    Analar bacılar yola döküldü,
    Cephane taşıdı arkasından.
    Irmaklar suyundan faydalattı,
    Ağaçlar daldasından.
    Yer gök inledi bir yol daha
    Kurtuluş savaşından.

    VIII
    Biz biliriz bizim işlerimizi
    İşimiz kimseden sorulmamıştır.
    Kılıçla, mızrakla, topla, tüfekle
    Başımız bir kere eğilmemiştir.

    Kuzumuz var, yaylalarda meleşir,
    Çeşmemiz var, gece gündüz söyleşir.
    Yazımız var, pehlivanlar güreşir,
    Bu toprağa kimse girememiştir.

    Davranı da deli gönül davranı!
    Kemal Paşa dinlemiyor fermanı!
    Anası, bacası, kızı kızanı
    Bizim gibi millet görülmemiştir.
    İnönü’de iki kılıç gibiydik düşmanla biz.

    IX
    İnönü’de iki kılıç karşı karşıya
    Aşk olsun birinciye su veren kılıççıya!

    İnönü’de iki kılıç karşı karşıya
    Aşk olsun birincinin yapıldığı çarşıya!

    Birinci kılıca su veren usta
    Hakkı, yiğitliği, sevgiyi
    Bu kılıcın kabzasına işlemiş tek nakışta.

    Birinci kılıçla dövüşen yiğit vur ki!
    Anandan emdiğin süt helal ola!

    Birinci kılıçla dövüşen yiğit vur ki!
    Gelinler, çocuklar ağlamaya!

    Birinci kılıçla dövüşen yiğit vur ki!
    Önü al önlüklü yüzü peçeli
    Hanım kızlar nişansız kalmaya!

    Vur ki anam babam, vur ki kardaşım!
    Hayın düşman yurdumuza almaya!

    X
    Bizim süvarimiz amma da ata biner!
    Ayağı yere değer, başı göğe değer.

    Bizim piyademiz yola yeğin gider
    Bastığında toprağı ezer!

    Bizim topçumuz narası hay babam hay!
    Gülleden beter.

    Sağdıçlarım! Sizin gibi yiğitleri oldukça
    Bu millet yaşar.

    Düşman koymuş meydanları kaçıyordu.

    XI
    Kattı Kemal Paşanın ordusu düşmanı uğruna
    Pişman eti anasından doğduğuna.
    Çevirdi Sakarya, çevirdi süvariler,
    Veryansın etti topçu,
    Veryansın etti piyadeler.

    Kattı Kemal Paşanın ordusu sürdü gitti,
    Yetiştikçe vurdu düşmana.
    Hayın düşman sarhoş gibi sallana sallana
    On beş günde İzmiri dar buldu,
    Ölen kurtuldu, sağ kalan teslim oldu.
    Kaçtı gemiler.
    Alnı sargılı, kolu sargılı, boynu sargılı,
    Ahmetler, Bekirler, Aliler,
    Mahmutlar, Kâzımlar, İsmailler
    Peşlerinden yettiler,
    Diz çöküp Kordon boyuna
    Ta yürekten çekip tetiği
    Gemilere yaylım ateş ettiler.
    Bu ne inançtı ki, Gazi Paşa!
    Atının teri kurumadan
    Sürüp gittin yeni yeni savaşların peşinde.

    XII
    Sana borçluyuz ta derinden!
    Çünkü yurdumuzu sen kurtardın,
    Hasta, yorgun düşmüştük,
    Yaralarımızı iyice sardın.

    Yiğittin, inanç doluydun yapıcıydın,
    Sanatkârdın, denizler kadar engin;
    Kimsenin görmediğini görürdü
    Sevgiyle bakan gözlerin.

    Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet
    Yüzyıllar boyunca geri kalmış;
    Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz
    Her yanından yaralar almış.

    Dedin ki: Bir güzel savaşmalı
    Kurmak için yeniden;
    Bilgiyle, inançla, coşkunlukla
    "Öğün, çalış, güven!"

    Sana borçluyuz ta derinden!
    Işığısın bu yurdun.
    Dilimizi, ulusallığımızı öğrettin bize,
    Çünkü cumhuriyetimizi sen kurdun.

    Hürriyeti sen yaydın içimize,
    Halkçıyız dedin halk içinden,
    İnançta hür yetiştirdin bizi,
    Borçluyuz sana ta derinden!

    Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti,
    Bu milleti temiz ellerin.
    Sana borçluyuz ta derinden
    En büyüğü Mustafa Kemallerin!

    XIII
    Davullar zurnalar dövende
    Biz seni hatırlarız.

    Binip trene gezende
    Biz seni hatırlarız.

    Önce adını öğrenir çocuklarımız
    Eli kalem tutup yazanda.

    Binler yaşa, yurdumuza hizmeti büyük!
    Kemal Paşa! Ölümsüz insan! Şanlı Atatürk!


    Cahit KÜLEBİ
    (Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, altıncı basım, ekim 2015, sayfa 211-228)
  • İlk Yorumu Siz Yapın " Atatürk Kurtuluş Savaşında - Cahit Külebi "