• Sina Akyol Şiirinin Örgütleyici Ögeleri - Müesser Yeniay

    Editör: Sadık Doğan
    Tarih: 13 Ocak 2016 Çarşamba
    Sina Akyol şiiri, çağdaş şiirimizde söyleminden ötürü farklı bir yerde durmaktadır. Hatta bu söylem konusunda öncü olduğu, kendisinden etkilenen şairler olduğu bilinen bir gerçektir. Fakat bugüne değin Sina Akyol şiirinin bu farklılığının nereden kaynaklandığı, hangi öğelerle şiirini kurduğu, şiirinin gücünü nereden aldığı sorgulan-mamıştır. Bu yazının konusu Sina Akyol’un şiirinin ayırdedici söylem analizini yapmak olacaktır.
    Sina Akyol Şiirinin Örgütleyici Ögeleri - Müesser Yeniay
        Şairin Su Tadında adlı ilk kitabını yayımladığı 1980’den bu yana olan şiir yolculuğundan son kitabına kadar geçen isimlere bakıldığında, bu şiirin yapı taşının “doğa” olduğu görülecektir: Lokman’la Geçen Şen Günlerim, Haytalarla Hatmiler, Avluda, İkindi Kitabı, Belki Çiçek Dağına, Salyangoz İlmi. Sina Akyol şiiri, tıpkı doğada olunduğunda duyulan bir his verir okuyucuya. Doğada bir başınasınızdır ama yalnız değilsinizdir. Burada tabiat ile dilin organik doğası karşılaşır ve eşleşir. Tanpınar’ın deyişiyle bir “iç insan” daha çıkar ortaya çünkü sessizlik sözcükleri davet ve konuk eder. Verlaine, şiiri “sözün söz aracılığıyla müziğe dönüşmesi” olarak tanımlar. Sina Akyol’da ise sessizlik sözcüklerle müziğe dönüşür. Şair doğanın florasında bir keşiş gibi yürür, yol üstündekileri şiire düşürür. Bir şair olarak da sözcükler açısından tutumlu olduğundan, şiirin mayalanması kolay olur.
       Şiirini kurarken edindiği şiirsel araçlara bakacak olursak, öncelikle doğanın kişileştirilmesine tanık oluruz. Bu şiirsel araç, Akyol şiirinin çocuksu ve naif bir dille konuşmasını desteklemektedir. Örneğin: “mutlu kır”, “pelin otu üzgündür” (Lokman’la Geçen Şen Günlerim 29). “Susma dedi dağ” (22), “Bayan-/ yağmur” ( Salyangoz İlmi 39). Şair bu çocuksu, incelikli dili şiirlerinde bilmece (42) kurarak da ortaya çıkarır. Nesnelerin boyutları genel olarak “minnacık”, “incecik[tir] (40). “Şen”, “zarif”, “ince” gibi çok kullandığı anahtar kelimeleri vardır. Söyleminin çocuksu oluşu yalnızca bu kişileştirmeden kaynaklanmaz. “E mi (38), “Aferin”, “Bu şiiri size melekler getirecek” gibi çocuk diliyle bağlantılı söylemleri de şiirine alır. Bu okuyucuda şiire karşı sempati uyandırır, bir anlamda onu mutlu eder.
       Sina Akyol şiirine bakıldığında diğer bir özelliğin ise genellikle isimlerle birlikte kullanılan sıfatların fiillerle birlikte kullanılmasına şahit olunur. Bu şiirin anlam alanlarını genişleten bir söylem. Örneğin: “Seni zengin kucaklardım” (38), “iri anladım” (43) Bu kullanım fiilin niteliğini etkilemekte aynı zamanda onu bir imgeye dönüştürmekte bir anlamda somutlamaktadır. Sina Akyol, doğadan yola çıkarak orun barındırdığı varoluşu araştırır, sorgular. İzlenimlerini lirik bir biçimde ortaya koyar. Dolayısıyla dünyevi bir şiir yazmaktadır. Mistik bir şair değildir, bunu şiirlerinde kendisi de dile getirir: “Allah’a inanmam” (64). Bu tavrını yani dünyevi oluşunu destekleyen diğer bir konu ise şiirinde gündelik gerçekliklerin çok yer bulmasıdır. “Sana ekmek kızarttım” (70), “Bardağımın ince beline tek şeker” (77).
       Şiirlerde dikkat çeken diğer bir özellik ise, şairin “yabancılaştırma” metodunu çok kullanmasıdır. Şair, gölgesiyle, kulağıyla konuşur: “Dedim ki gölgeme” (29), “Ben bilmem/ uykuma çöken / kâbus bilir” (28). “-Bakacağız, / göreceğiz/ dedi ses” (14). Kendisine yabancı birisiymiş gibi bakar, bu da varoluş alanında şairin düşünsel olarak çoğalması demektir. Bu aynı zamanda kendini tanımanın ve onunla yakınlaşmanın bir yöntemidir. Bedeninin kısımlarıyla konuşurken bir yandan da “içine” “rüyasına” (72) anlatır. Bu şiir tenha bir şiirdir aynen doğa gibi. Sanırım Tanpınar’ın “iç insan” söylemi en çok Sina Akyol’a yakışacaktır.
       Salyangoz İlmi kitabının başlığı okuyucuya nasıl bir şiir okuyacağı konusunda çok fazla fikir verir. Bu şiirin ritmi ahestedir. Çünkü yoğun ve demli bir anlatıdır. Lirizmi dâhil eden bu yer yer anlatımcı şiir, düzyazı olmaktan uzaktır. Çoğunlukla şairin tavrının izlenimci olduğu söylenebilir. Şair dingin doğayı dilin organik dün-yasında yaşatır. Ünlemler bile doğanın sesiyledir: “kızım nerede /diye sordum içime/ çıt dedi içim” (47).
       Sina Akyol şiiri tıpkı doğa gibi tenhadır. Şiiri kalabalık değil, hem özne hem de nesne olarak az sayıdadır. Bazı şiirleri yalnızca kendisiyle söyleşidir: “-Bir gün naçar kalırsam, hatırlar mıyım eski- / sevinçlerimi?” (14). Şair böylelikle kendi “ben”-ini araştırmakta ve tanımaya çalışmaktadır.
                         Bir okur olarak benim dikkatimi çeken bir diğer özellik ise şairin dilinin ataerkil söylemden uzak olmasıdır. Sina Akyol şiirinde feminen söylemlere rastlanır, şair incelikleri bir kadın derinliğiyle yakalar: “Sana kuşlu hırka ördüm” (68), “Ey benim/ oğula-kıza / süt vermeyen / zaval göğsüm” (30). Onun şiiri bağıran bir şiir değildir. Şairin bu erkeksi, örseleyen dilden uzak olması onun sanatı için büyük bir kazançtır. Zaten en iyi yazarların da feminen bir dile sahip olan yazarlar olduğu bilinmektedir. İncelikler, dilin içinde yürüyen bir ırmaktır, okur bunu duyar.
    Şiirden Dergisi, Mayıs-Haziran 2015, Sayı 29 / Müesser Yeniay
  • İlk Yorumu Siz Yapın " Sina Akyol Şiirinin Örgütleyici Ögeleri - Müesser Yeniay "