Browsing "Older Posts"

  • Bugün de ölmedim anne - Ahmet Kaya (şiir: Ahmet Erhan)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 30 Haziran 2014 Pazartesi



    Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
    Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
    Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
    Bugün de ölmedim anne

    Kapalıydı kapılar, perdeler örtük
    Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
    Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
    Bugün de ölmedim anne

    Üstüme bir silah doğruldu sandım
    Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
    Korktum, güldüm, kendime kızdım
    Bugün de ölmedim anne

    Bana böylesi garip duygular
    Bilmem niye gelir, nereye gider?
    Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
    Bugün de ölmedim anne.



    Ahmet Erhan

    8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya geldi. 
    Bugün de ölmedim anne - Ahmet Erhan
    Hayatının büyük bir bölümünü Ankara’da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul’a yerleşti.

    Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976’da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı “şimdiki zamanın duygu resmi” olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor.

    Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte.

    Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için “şaşırtıcı bir olgu” tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor.


    Kitaplarını incelemek için buraya tıklayın.
  • Adnan Yücel 3. Edebiyat ve Sanat Festivali Şiir ve Öykü Yarışması başvuruları basladı

    Ekleyen: Sadık Doğan → 26 Haziran 2014 Perşembe
    Adnan Yücel 3. Edebiyat ve Sanat Festivali Şiir ve Öykü Yarışması başvuruları başladı.

    Adnan Yücel 3. Edebiyat ve Sanat Festivali Şiir ve Öykü Yarışması başvuruları basladıA- AMAÇ

    Toplumcu şiirimizin önemli şairlerinden Adnan Yücel’in anısını yaşatmak, kişiliğini, düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek amacıyla, Adnan Yücel 3. Edebiyat ve Sanat Festivali etkinlikleri kapsamında edebiyat alanında Şiir ve Öykü Yarışması olarak iki ayrı dalda yarışma düzenlenmiştir. Yarışmanın amacı; Adnan Yücel şiirini genç kuşaklara tanıtmanın yanı sıra; genç şair ve yazarları yazmaya özendirerek yazınımıza yeni yapıtlar kazandırmak; ödül alan yapıtları yayınlayarak kitlelerle buluşmasını sağlamaktır.

    Bu yılki yarışmaların teması, GEZİ, SOKAK, SANAT olarak belirlenmiştir.


    B- KATILIM KOŞULLARI


    1. Yarışma; şiir ve öykü dallarında yapılacaktır.

    2. Şiir dalında; şairler en az 5 şiirle; (çıktı olarak posta ile gönderilecekse 5 kopya gönderilecek).


    3. Öykü dalında; yazarlar en az 3 öyküyle katılabilirler. (çıktı olarak posta ile gönderilecekse 4 kopya gönderilecek)

    4. Yarışmada dereceye giren şiirler ve öyküler bir kitapta toplanıp basılacaktır.

    5. Yarışmaya gönderilen yapıtlar, son başvuru tarihine kadar, hiçbir yerde yayınlanmamış olmalıdır.

    6. Şiir ve öykü dalında; SEÇİCİ KURUL'un derecelendirmeden seçeceği şiir ve öyküler bir arada tek kitap halinde yayınlanacaktır.

    7. Yarışmaya gönderilecek yapıtlar; 1 Eylül 2014 tarihi akşamına kadar, dijital ortamda, (word, libre office, pdf, vb)  aşağıdaki e-posta adresine veya çıktı yada CD ile Posta Kutusu'na gönderilmelidir.

    Adres: PK 36 Üsküdar-İSTANBUL
    Telefon: 0 536 797 42 22  - 0 537 427 97 19 - 0 531 837 12 43
    e-posta: info@yapisanatevi.org

    Başvuruda bulunanlar, adlarını, adreslerini, kısa özgeçmişlerini ve telefon numaralarını, e-posta adreslerini gönderilen yapıtlarda açıkça belirtmelidirler. Kimliği yazılı olmayan metinler yarışma dışı tutulur.

    8. Yarışma, her yıl Adnan Yücel Edebiyat ve Sanat Festivali kapsamında şiir, öykü dallarının yanı sıra; yazının veya sanatın öteki dallarını kapsayacak biçimde dönüşümlü olarak yapılacaktır.

    C- SONUÇLAR

    Seçici Kurul'un değerlendirme sonuçları, 2 Ekim 2014 günü açıklanacaktır. Sonuçlar aynı tarihtewww.yapisanatevi.org ve www.ayesf.org adreslerinde duyurulacak; dereceye girenlere ayrıca e-posta veya telefonla bilgi verilecektir.

    D- ÖDÜLLER

    Dereceye giren yarışmacılara plaketin yanı sıra Adnan Yücel kitap seti armağan edilecektir. Şiir ve çocuk öyküsü dalında seçici kurulun uygun gördüğü şiirler ve öyküler; birlikte bir kitapta yayınlanacaktır. Kitapta ürünü olan şair ve yazarlara kitap yayınlanınca 10’ar adet telif olarak verilecektir. Ödül töreni, 4 Ekim 2014 tarihinde düzenlenecek olan Adnan Yücel 3. Edebiyat ve Sanat Festivali etkinlikleri sırasında yapılacaktır.

    E- SEÇİCİ KURUL

    Şiir ve öykü dallarında seçici kurul aşağıdaki gibi belirlenmiştir:

    ŞİİR DALINDA
    Gülsüm Cengiz
    Sennur Sezer
    Medine Sivri
    Rahmi Emeç


    ÖYKÜ DALINDA
    Adnan Özyalçıner
    Lütfiye Aydın
    Gültekin Emre
    Ayrıntılı bilgi için: www.yapisanatevi.org 
  • Behçet Aysan Şiir Ödülü 2014 Selahattin Yolgiden'in

    Ekleyen: Sadık Doğan → 24 Haziran 2014 Salı
    Behçet AYSAN Şiir Ödülü bu yıl (2014) Selâhattin Yolgiden’in "eve geç kaldım yalnızlık bekler" kitabına verildi.  

    Behçet Aysan Şiir Ödülü 2014 Selahattin Yolgiden'in
    Türk Tabipleri Birliği 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yitirdiğimiz Şair Doktor Behçet Aysan ve 36 insanımızın anısına Şiir Ödülü vermektedir. Behçet Aysan Şiir Ödülü bu yıl (2014) Selâhattin Yolgiden’in "eve geç kaldım yalnızlık bekler" kitabına verildi. 

    Türk Tabipleri Birliği Behçet Aysan Şiir Ödülleri 1995 yılında Adnan Satıcı’nın “Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği” ve Cahit Ökmen’in “Melankolik Masal” adlı yapıtları arasında paylaştırılmıştı.


    1996 yılında Seçici Kurul katılımcılar arasında hiçbir yapıta ödül vermedi.

    1997 yılında Devrim M.Dirlikyapan’a “Karla Gelen” adlı yapıtıyla Behçet Aysan Şiir Ödülü verildi.

    1998 yılında Behçet Aysan Şiir Ödülü “Gidiyorum Adım Unutuluş Olsun Diye” adlı kitabıyla Ünal Ersözlü, “Aşkiya” adlı kitabıyla Fergun Özelli arasında paylaştırıldı.

    1999  yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Çerçi Zeus/Bir Çağdaş Mitoloji” Denemesi adlı kitabıyla Yılmaz Gruda’ya verildi.

    2000 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Sevişne” adlı dosyasıyla Özlem Sezer, “Güzel Suç” adlı kitabıyla Veysel Çolak arasında paylaştırıldı. Ayrıca Selma Ağabeyoğlu; “Gecikmiş Bir Çocuk” adlı dosyasıyla; A.Kadir Paksoy, “Öte-Beri” adli kitabıyla övgüye değer bulunmuşlardır.

    2001 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Dip Sevgi” adlı kitabıyla Turgay Fişekçi’ye verildi.

    2002 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Günün Kapıları” adlı dosyasıyla Tevfik Taş’a ve “Aşk Boyu Sürgün” adlı kitabı ile Ahmet Günbaş’a verildi.

    2003 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Susmalar Kitabı” adlı yapıtıyla Aydın Şimşek’e verilmesini kararlaştırdı. Ayrıca yapılan değerlendirmede; A.Ertan Mısırlı’nın “Ölüm Beyaz Gölge” kitabı ile Orhan Tüleylioğlu’nun “Boşluğun Parçaları” adlı dosyası övgüye değer bulundu.

    2004 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Uzak Zamana Övgü” adlı yapıtıyla Baki Ayhan T.’ye  verilmesini kararlaştırdı. Ayrıca yapılan değerlendirmede; A.Barış Ağır’ın “Gemilerin Uykusu” adlı dosyası ile Ozan Öztepe’nin “Ölüler Bandosu” adlı dosyası övgüye değer bulundu.

    2005 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Bak Hala Çok Güzelsin” adlı kitabıyla Onur CAYMAZ’a  verildi

    2006 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  “Şehirde Bir Yılkı Atı” adlı kitabıyla Ahmet ERHAN’a  verildi.

    2007 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  “Kanıt” adlı kitabıyla Salih BOLAT’a  verildi.

    2008 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  “KandaHAR ” adlı kitabıyla Tuğrul Keskin’a  verildi.

    2009 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  Erol Özyiğit’in “Huy Defteri” ve Selami Karabulut’un “Yarım Kalan” adlı eserlerine verildi.

    2010 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  Fuat Çiftçi’nin “Ağrılı Renk” adlı kitabına verildi. Seçici Kurul ayrıca, 2010’da aramızdan ayrılan Behçet Aysan Şiir Ödülü Seçici Kurul Üyesi şair Arif Damar adına bu yıla özgü konulan “Arif Damar Özel Ödülü"nün de Gültekin Emre’nin “Çınlama” kitabına verilmesini kararlaştırdı.
    2011 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  Tozan Alkan’ın “Sana Şehir Gelecek” adlı kitabına verildi.
    2012 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  Ferruh Tunç’un “Tunç Ayna” adlı kitabına verildi.
  • Neyzen Tevfik Kısa Anlatımlı Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan → 23 Haziran 2014 Pazartesi
    Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerininbestecisi olarak da bilinir.

    Neyzen Tevfik Kısa Anlatımlı Belgeseli

    Osmanlı döneminde istibdata karşı, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı gelenlere karşı hicvini kullanmış; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır. Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır.
    Bektaşi tekkesine mensup olmuş, hayatının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geçirmiştir. Son dönemlerinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde kendine ayrılan 21. koğuşta kalmıştır. 1930'larda kısa süreyle kendine bağlanan aylık haricinde düzenli bir geliri olmamıştır ve hayatı boyunca epilepsi nöbetleri ile uğraşmıştır. Aynı zamanda rakı başta olmak üzere fazla içki içtiği bilinmektedir.
  • Bir Yudum İnsan Can Yücel Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan → 22 Haziran 2014 Pazar
    Nebil Özgentürk'ün yapımını ve sunumunu yaptığı "bir yudum insan" belgeselinin konuğu; Can Yücel. Nebil Özgentürk'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Yudum İnsan", Can Yücel'i anlatıyor. Müzikler Cahit Berkay imzalı.
    Bir Yudum İnsan Can Yücel Belgeseli
  • Levent Yüksel - Dedikodu (Şiir: Orhan Veli)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Haziran 2014 Cuma

    Levent Yüksel - Dedikodu (Şiir: Orhan Veli)

    Kim söylemiş beni
    Süheyla'ya vurulmuşum diye?
    Kim görmüş, ama kim,
    Eleni'yi öptüğümü,
    Yüksekkaldırımda, güpegündüz?
    Melahat'i almışım da sonra
    Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
    Onu sonra anlatırım, fakat
    Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
    Güya bir de Galataya dadanmışız;
    Kafaları çekip çekip
    Orada alıyormuşuz solugu;
    Geç bunları, anam babam, geç;
    Geç bunları bir kalem;
    Bilirim ben yaptığımı.
    Ya o, Mualla'yı sandala atıp,
    Ruhumda hicranın'ı söyletme hikayesi?
  • Pablo Neruda’nın bilinmeyen 20 şiiri bulundu

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Şilili ünlü şair Pablo Neruda’nın daha önce bilinmeyen 20 şiiri bulundu.

    Pablo Neruda Vakfı, şiirlerin Nobel Edebiyat Ödülü sahibi şairin el yazmaları arasında bulunduğunu ve uzmanların bunların gerçekliğini teyit ettiğini açıkladı.
    Pablo Neruda’nın bilinmeyen 20 şiiri bulundu
    “20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı” kitabıyla adını duyuran şair, 1973′te ölmüştü.
    El yazması dolu kutuların içinde bulunan şiirlerin çoğunun 1956′dan sonra yazıldığı ve bu yılın sonlarında Latin Amerika’da, 2015′te de İspanya’da yayımlanacağı belirtiliyor.
    Eserlerden altısı aşk şiiri.
    Şiirler, şairin doğumunun 110′ncu ve “20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı”nin basımının 90′ıncı yıldönümünde yayımlanacak.
    Aşk şiirleriyle tanınan şair ömrü boyunca Şili Komünist Partisi’nin üyeliğini sürdürmüştü.
    Kaynak: edebiyathaber.net
  • Karacaoğlan'ın mezarı Karaman'da bulundu

    Ekleyen: Sadık Doğan → 19 Haziran 2014 Perşembe
    Karaman’ın Sarıveliler ilçesindeki Hacı Salih Camii'nde yapılan restorasyon çalışması sırasında Osmanlıca “Karacaoğlan’ın Ruhuna Fatiha” yazılı bir mezartaşı ve mezar bulundu.
    Karacaoğlan'ın mezarı Karaman'da bulundu

    KARAMAN'ın Sarıveliler İlçesi'ndeki Hacı Salih Camii'nde yapılan restorasyon çalışması sırasında iş makineleri ile bahçede kazı yapılırken Osmanlıca 'Karacaoğlan'ın Ruhuna Fatiha' yazılı bir mezar taşı ve mezar bulundu. Yapılan incelemelerde mezar taşının Karacaoğlan'ın yaşadığı 17'nci Yüzyıl'a ait olduğu ihtimalinin artması üzerine, mezarında Karacaoğlan'a ait olduğu heyecanı yarattı. Mezarın kime ait olduğu saptamak için incelemeler sürüyor.

    Vakıflar Bölge Müdürlüğü, yaklaşık 1.5 yıl önce Sarıveliler İlçesi'ndeki tarihi Hacı Salih Camii'nin restorasyon çalışmasına başladı. Yaklaşık 1 ay önce de iş makinesi ile bahçede yapılan çalışmalar sırasında bir mezar taşına rastlanıldı. Bunun üzerine mezar taşının çevresindeki toprak temizlendiğinde bir mezar olduğu ortaya çıktı.
    Mezar taşının üzerindeki yazının anlamını tespit etmek içinde bunun fotoğrafı çekilerek Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Mehmet Akgül'e gönderildi. Prof.Dr. Akgül yaptığı incelemede taşın üzerinde Osmanlıca 'Karacaoğlan'ın Ruhuna Fatiha' yazısının olduğunu belirledi.
    Taş üzerinde yapılan kronolojik incelemede taşın 1600'lü yıllara ait olduğu sanılması üzerine bulunan mezarın 1606'da doğduğu, 1679 ya da 1689'da öldüğü sanılan halk ozanı Karacaoğlan'a ait olduğu heyecanı yarattı. Karacaoğlan'ın, 'Barçın Yaylası'nda 3 güzel gördüm' adlı efsane şiirinin adı geçen Barçın Yaylası'nın Karaman'ın Sarıveliler İlçesi sınırlarında yer alması, Karacaoğlan'ın burada yaşadığına dair iddialarını güçlendirdi. Ayrıca bölge halkının Karacaoğlan'ın Sarıveliler'de yaşadığını inanıp, son 7 yılda belediye tarafından 'Geleneksel Karacaoğlan Şenlikleri' yapılması dikkat çekti.
    Taş ve mezarın bulunması ardından ilçe kaymakamlığı ve belediyede daha kapsamlı araştırma yapmak için harekete geçti. Belediye tarafından taşın fotoğrafı İstanbul Üniversitesi'ne gönderildi. Burada da aynı bulgular elde edildi.
    Mezar ve mezar taşı üzerinde bilim adamları tarafından çalışmaların sürdüğünü belirten Sarıveliler Belediye Başkanı BBP'li Hayri Samur, şunları söyledi:
    "Bu caminin vakıf kayıtlarındaki ismi Hacı Salih Camisi'dir. Buranın restorasyonu yaklaşık 1.5 yıl önce başladı ve 30 Mayıs tarihinde de restorasyonu tamamlandı. Bu caminin restorasyonu esnasında mezar taşı bulundu. Araştırmacı Yazar Mustafa Ertaş tarafından fotoğraflanıp, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akgül'e iletildi. O da mezar taşında Osmanlıca, 'Karacaoğlan'ın ruhuna Fatiha' yazılı olduğu tespit etti. Bunun üzerine bizde ilçe kaymakamımızla birlikte buraya geldik. Osmanlıca bilen bir hocamızı getirdik. Gerçekten taşın üzerinde Osmanlıca 'Karacaoğlan'ın ruhuna Fatiha' yazısı olduğunu bize teyit etti. Daha sonra taşla ilgili doneleri İstanbul Üniversitesi'ndeki Kemal Yavuz hocaya ilettik. Bu taşların kronolojik olarak 300-400 yıl öncesine dayandığı önsezi olarak ifade edilmektedir. Bilim adamları araştırmalarını tamamladıktan sonra son noktayı koyacaktır. Çalışmalar sürüyor."
    KARACAOĞLAN'IN TÜRBESİ YAPILACAK
    Başkan Hayri Samur, mezarın Karacaoğlan'a ait olduğu yönünde güçlü bulgular oluşursa, buraya Karacaoğlan'ın türbesini yapacaklarını ve Karacaoğlan'ın da Sarıveliler'de yaşadığını kanıtlayan bir tescil belgesi almayı planladıklarını söyledi.
    Kaymakam Ömer Faruk İlhan da, şöyle konuştu:
    "Karacaoğlan'ın Sarıveliler'de meftun bulunduğuna dair bugüne kadar elimizde bir emare yoktu. Sadece halkın onun burada yaşadığına dair bir inancı vardı. Bu inanç doğrultusunda belediye her yıl 'Geleneksel Karacaoğlan Şenliklerini' tertip ediliyordu. Şu an avlusunda bulunduğumuz ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü kayıtlarına göre Hacı Salih Cami olarak adı geçen caminin avlusunda restorasyon esnasında bir mezar taşı bulundu. Bu mezar taşının incelenmesi esnasında üzerinde 'Karacaoğlan'ın Ruhuna Fatiha' yazısı tespit edildi. Bu tabii ki heyecana yol açtı. Çünkü inancı somutlaştırmaya yönelik bir delildi bu. Zannediyorum, bu somut bulgu, olayın aydınlatılmasını sağlayacak.''
    KARACAOĞLAN KİMDİR
    17'inci yüzyılda yaşayan Karacaoğlan'ın şiirleri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Karacaoğlan, yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın ve tekke şiirinin etkisinden uzak kalmıştır. Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle Türkçe yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır.

    BARÇIN YAYLASI'NDA ÜÇ GÜZEL GÖRDÜM
    Barçın Yaylası'nda üç güzel gördüm,
    Birbirinden üstün şivga fidandır.
    Aklım şaştı, garip belim büküldü,
    Kaşlar hilâl, gözler ahu cerandır.
    Bellerinde gördüm Lâhur şalını,
    Yanakları gülden almış alını.
    Al sıktırma kavuşturmuş belini,
    Bildim güzelleri, bunlar sultandır.
    Üç kumrudur, su başında ötüşür,
    Yol üstünde bana seyran yetişir.
    Yatışır mı deli gönül yatışır,
    Ben avcıyım, onlar benden şahandır.
    Karacaoğlan der ki: Bu yer neresi?
    Altınoluk, Pınarbaşı süresi.
    İnce belde saçlarının turası,
    Böyle selvi endam akla ziyandır.

    Kaynak:
    *www.gercekgundem.com
  • Berceste, Bülent Gündoğan’la Yoluna Devam Ediyor

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Beceste Kültür ve Edebiyat Dergisi, dile kolay 144. sayısıyla edebi mecradaki yürüyüşüne devam ediyor. Berceste, haziran ayı itibariyle, şair- yazar Bülent Gündoğan’ın genel yayın yönetmenliğinde yeni tasarım ve kadroyla karşımıza çıkıyor. Dergideki değişim fark edilmeyecek gibi değil. Derginin yayın kuruluna baktığınızda, bir kadro dergisi olma yolunda adımlar attığı hemen fark ediliyor. Bu isimlerin çoğunun geçmişte dergi çıkarmış, alanlarında birçok kitaba imza atmış ve kadim dergilerde defalarca yazıları yayınlanmış isimler olduğu da dikkatten kaçacak gibi değil.
    Berceste, Bülent Gündoğan’la Yoluna Devam Ediyor

    Mesela; Hüseyin Kaya, Murat Soyak, Mustafa Uçurum, Nuray Alper, Sergül Vural, Hüseyin Say, Nihan Işıker, Hatice Eğilmez Kaya, Salim Nizam, Mehmet Baş akla ilk gelenler.
    Başyazıda, Bülent Gündoğan’ın tespitleri derginin önümüzdeki sayılarda izleyeceği bir yol haritası sanki.
    Şu bir gerçek ki; Anadolu’da dergicilik, yel değirmenlerine savaş açmaktan başka bir şey değildir.
    Fakat biz her şeye rağmen, yaşayan bir Türkçe ve kardeşçe yaşanan bir Türkiye içinkalemimizi bileyip kendi lisanımızla devlerle savaşı göze almış dil meczuplarıolacağız. 
    21. yüzyılın şahitleri olarak etkisiyle sarsıldığımız tüm zamanların hastalığı, sözüm ona elitlerin tahakkümüne dayanan maddî ve manevî sömürüye karşı kültürel manada bir dalgakıran olmak bilinçaltımızdaki besin kaynağımızdır. Şahsına münhasır bir duruş, olaylar karşısında şairane bir duyuş, asıl manada kirliliğe karşı kalemimizle karşı koyuş şiarımız olacaktır.
    Müstakil ve müstakim bir dergi olma şuuruyla çok kıymetli dostlardan devraldığımız bu emaneti, Hak namına daha ileriye taşımayı arzuluyoruz.”
    Haziran sayısının şairleri; Bahaettin Karakoç, Arzu Eşbah, Mehmet Baş, Sergül Vural, Bülent Gündoğan ve Talip Işık. Zengin bir hikâyeci kadrosun sahip olan Berceste de, Hatice Eğilmez Kaya, Hasan Ejderha, Salim Nizam, Zekeriyya Kantaş, Saliha Malhun, Mehmet Muharrem Akça ve denemeleriyle Mustafa Uçurum, Murat Soyak, Hüseyin Kaya, Prf. Dr. Osmonakun İbraimovHüseyin Say, Eşref Sarıkaya, Ali Aksu da yazılarıyla dergiye ahenk katıyor.

    İletişim: bercestedergisi@gmail.com
  • Türk Edebiyatı Dergisi Haziran 2014 sayısı

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Türk Edebiyatı Dergisi Haziran 2014 sayısı çıktı. Bu sayının kapak konusu Orhan Veli Kanık.


    İçeriği:


    YAZILAR 

    Türk Edebiyatı Dergisi Haziran 2014 sayısı

    Beşir Ayvazoğlu HASBIHAL
    Konuşan: Selçuk Karakılıç KERİME SENYÜCEL “FÂTİH, KENDİ ZAMANINI AŞMIŞ ENTELEKTÜEL BİR İMPARATORDU”
    Abdullah Uçman DOĞUMUNUN 100. YILINDA ORHAN VELİ VE GARİP AKIMI
    Sezai Coşkun “BİR ROMAN KAHRAMANI” OLARAK ORHAN VELİ
    Bâki Asiltürk ORHAN VELİ: HİÇBİRİ
    İsa Kocakaplan ORHAN VELİ’DEN NAHİT HANIM’A MEKTUPLAR
    Haluk Oral ORHAN VELİ’DEN NAHİT HANIM’A BİR MEKTUP, BİR ŞİİR
    Mehmet Samsakçı ECE AYHAN’IN HÂL VE GİDİŞİ
    Yadigar Şanlı DİLİN YUVASI VE KÜLTÜRÜN YAPICISI OLARAK EDEBİYAT
    Emre Ayvaz GARCÍA MÁRQUEZ VE YÜZYILLIK YALNIZLIK ÜZERİNE BİR NOT
    Yusuf Çağlar BİR CEMİYET FOTOĞRAFININ HATIRASI
    İsmail Kara “İNSÂFIN O YERDE NÂMI YOK MU?” YAHUT ‘BİR CEMİYET FOTOĞRAFININ HATIRASI’NA ZEYL
    İbrahim Öztürkçü ZEKİ ÂRİF BEY’İN İBNÜLEMİN’E DAİR HÂTIRALARI - II
    Süleyman Berk HAT SANATINDA YENİ BİR NEFES HATTAT ALİ TOY
    Hâluk Çağdaş BİR ŞEHRE MERSİYE
    Konuşan: Mevlüde Burnaz YURDAGÜL MEHMEDOĞLU: ‘YAZIYORUM, YALNIZ DEĞİLİM VE MAHZENİ ARAYAN ÇOK KİŞİ VAR.’
    Ahmet Urfalı ‘RUH’
     KIRKAMBAR

    ŞİİRLER
    Cafer Keklikçi PRODÜKSİYON
    Cengiz Aydın AN VE ÖTESİ
    Cevdet Karal SU / KONUŞMADIĞIM ZAMANLARDA
    Mehmet Aycı ÇILGIN AKDENİZ GAZELİ
    Mehmet Baş ATEŞTEN MEVSİMLER
    Tacettin Şimşek BOSNA RUBAİLERİ
    Tuncay Günaydın SAVAŞ İLANI
    Ziya Paşa Akyürek HERKES GİBİ/DEĞİL
    Ali Oktay Özbayrak ARDIMDA KALAN
  • Can Yücel'in anıt mezarı onarılacak

    Ekleyen: Sadık Doğan → 15 Haziran 2014 Pazar
    TÜRK edebiyatının usta şairi Can Yücel'in 2011 yılı Ağustos ayında, Muğla'nın Datça İlçesi'nde ki kimliği belirsiz kişilerce parçalanan anıt mezarının onarılacağı bildirildi. Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan'ın çabaları sonucu mezarın onarılmasına izin veren şairin eşi Güler Yücel, yenileme çalışmalarının daha önce anıt mezarı yapan heykeltıraş Mehmet Aksoy tarafından gerçekleştirileceğini söyledi.

    Can Yücel'in anıt mezarı onarılacakSaldırı olayı aydınlanana kadar mezarın onarılmasına uzun süre izin vermeyen Güler Yücel, Datça Asliye Ceza Mahkemesi'nde üç yıl süren yargılama sonucu iki şüphelinin delil yetersizliğinden beraat ettiğini hatırlatarak, "Beraat kararına çok üzüldük. Acı bir olay yaşadık. Affedilmesi, bağışlanması, geçiştirilmesi kolay bir iş değil. Dilerim yapanların da başına böyle bir olay gelmez" dedi.
    Suçluların tespit edilerek onlara herkese ibret olacak bir ceza verilmesini arzuladığını ifade eden Yücel, "Hapis cezası verilmesinden yana değilim, suçlular, sabahtan akşama kadar iki yıl süreyle orada beklesinler, mezarın bakımını da yapsınlar isterdim" diye konuştu. Heykeltıraş Mehmet Aksoy'un çok büyük emek sarf ederek anıt mezarı yaptığına dikkati çeken Yücel, "Mezarı tekrar yapmasi için ona kıyamadım. Yapıldığında tekrar kırılacağından korktum. Mehmet Aksoy, 'Kırılırsa ben yine yaparım' dedi. Şimdi onarım kararı aldık. Bu kararı alırken, Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan da aracı oldu. Ben, mezarın onarılması konusunda çok serttim. Yine aynı şeyleri yaşamak istemediğimden onarılmasına karşı çıkıyordum" dedi.
    Can Yücel'in, ünlü şair Nazım Hikmet'in mezarının Türkiye'ye getirilmesi fikrine karşı çıktığını hatırlatan Güler Yücel, "Getirmesinler kırarlar' diyordu. Korkuları kendi mezarı için gerçek oldu. Umarım benzer bir olay bir daha yaşanmaz" temennisinde bulundu.
    Heykeltıraş Mehmet Aksoy'dan övgüyle söz eden Yücel şunları söyledi:
    "Yıllar önce, mezar yapımı gündeme geldiğinde, Mehmet Aksoy'un bunu yapmasını arzulamıştım. O gün bazı yakınlarım bana, 'Aksoy, çok para alır' demişlerdi. Kendisine ne ödeyeceğimi sorduğumda, 'senin gözündeki ışık bana yeter' demişti. Bu kadar güzel bir insan. O ne isterse onu yapacağız."
    Heykeltıraş Mehmet Aksoy ise konu ile ilgili yaptığı açıklamada, Can Yücel'in mezarının normal bir mezar taşı olmadığına dikkat çekerek, "Anlatımlı bir mezar taşı yapmıştım. Bunu da kırdılar. Mezar, Can Baba'nın içindeki ışıktan çocuğu, hayatın döngüsünü gösteriyordu. Belki de bu anlatım, mezara saldıranların canını sıktı. Doğrucu Davut, sözünü esirgemeyen Can Yücel'i mezarında bile rahat bırakmıyorlar. Can Yücel'in mezarı yıkılsa bile şiirleri dolaşıyor. O gün de demiştim, tekrar yapacağım diye. 15 Haziran'da Datça'ya gideceğim ve 1 ayda tamamlayacağım" dedi.
    Şair Can Yücel'in Datça Belediye Mezarlığı'ndaki anıt mezarı 19 Ağustos 2011 yılında saldıya uğrayıp, tahrip edildi. Olayın ardından 22 yaşındaki Ş.K. ile 72 yaşındaki amcası T.K. gözaltına alındı. Suçlamaları kabul etmeyen amca ve yeğen hakkında Datça Asliye Ceza Mahkemesi'nde, 'İbadethanelere ve mezarlıklara zarar vermek' suçundan 4 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Tutuksuz yargılanan amca-yeğen beraat etti. Kararın ardından Güler Yücel, eşinin mezarının onarılmasına karşı çıkmıştı.

    Kaynak:
    *www.haberinyeri.net
  • Necip Fazıl Şiir Ödülü Hüseyin Atlansoy'a verildi

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    STAR gazetesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri'ni kazananlar belli oldu. 
    Necip Fazıl Şiir Ödülü Hüseyin Atlansoy'a verildi

    Necip Fazıl Şiir Ödülü'nü "Karşılama Töreni" isimli kitabı ile Hüseyin Atlansoy; Hikâye Ödülü'nü ise "Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi" isimli kitabıyla Güray Süngü kazandı. 

    Necip Fazıl Saygı Ödülü'nün, Edebiyat Dergisi'nin kurucusu Nuri Pakdil'e verilmesi kararlaştırıldı. Prof. Dr. Gülru Necipoğlu'nun "Sinan Çağı," Prof. Dr. İsmail Erünsal'ın da "Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar" eserleri, Necip Fazıl Fikir- Araştırma Ödülü'ne layık görüldü.

    Ödüller, haziran ayı sonunda düzenlenecek törenle sahiplerine takdim edilecek.


    Necip Fazıl'ın büyük bir şair, düşünce ve aksiyon adamı olduğuna vurgu yapan Ayvazoğlu, onun adına şimdiye kadar bir ödül konulmamış olmasının büyük bir eksiklik olduğunu dile getirdi.

    Konuya ilişkin AA muhabirine açıklama yapan Star Gazetesi Medya Grup Başkanı Mustafa Karaalioğlu da bu ödülün çok geç kalınmış bir ödül olduğuna işaret ederek, "Necip Fazıl Kısakürek'in hatırası daha büyük ödül ve organizasyonları çoktandır hak ediyor.

    Biz gazete olarak, Türkiye'de bu işin en çok yakışacağı gazetenin Star gazetesi olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Star gazetesi, entelektüel verimliliği ve kültür sanata verdiği önem, yazar ve düşünce kadrosu açısından önemli bir gücü barındırıyor" 
    dedi.

    Bu ödülleri, Kısakürek'in hatırasına saygı ve Türkiye'de kültür sanat, edebiyat ve fikir hayatının zenginleşmesi ve rekabetin artması açısından da bir girişim olarak önemsediklerini ifade eden Karaalioğlu, "Biz gazete olarak bunu himaye ettik, bu fikri ortaya attık ve organizasyonunu yaptık. Ödül branşları ve ödüllerin kimlere gideceğini, jüri heyeti tespit etti. Bunun geleneksel olmasını ve kurumsal devamlılığını sağlamak, bizim görevimiz olacak. Uzun yıllar devam edecek bir çalışmayı başlatmış olduk. Bununla Necip Fazıl'ın hatırasına ve ismine karşı sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi düşünüyorum" şeklinde konuştu.
    Mustafa Karaalioğlu, Kısakürek'in büyük bir şair, yazar, hikayeci, tiyatro yazarı, aynı zamanda fikir yazarı olduğunu da dile getirdi.
    Şiir, hikaye, roman, deneme, fikir ve araştırma dallarında yayınlanmış çeşitli eserleri inceleyerek Necip Fazıl Ödüllerini kazananları belirleyen jüride, Beşir Ayvazoğlu'nun yanı sıra Rasim Özdenören, Turan Karataş, Osman Konuk, Fatih Andı, Hicabi Kırlangıç ve İbrahim Kiras yer aldı.
  • Nazım Hikmet’in Vera Tulyakova aşkı

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Lemi Özgen'in, Nazım Hikmet’in Vera Tulyakova aşkını anlatan yazısı:

    Adam, kadın onu öpüp uçağa bindikten sonra havaalanında bir süre daha bekleyip, kalkmaya hazırlanan Sovyet Hava Yolları’na ait gümüş renkli küçük uçağa baktı. Uçak hareket etti. Pistte yürüdü. Hızını artırdı, titredi ve sonra da yavaşça gökyüzüne doğru yükseldi.  Birkaç dakika sonra uçak bulutların arasında kaybolmuştu artık.
    Nazım Hikmet’in Vera Tulyakova aşkı

    Adam yine de gökyüzüne bakmaya devam etti. Ansızın irkildi.  Küçük, gümüş renkli bir uçak havada şöyle bir görünür gibi oldu. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı. Küçük uçağın minnacık pencerelerinden birinde “saçları saman sarısı, kirpikleri mavi” o kadını görmüş olduğuna oracıkta yemin edebilirdi.

    Adam, bunca uzaklıktan sadece bir nokta gibi görebildiği uçağın, hiç mi hiç seçilmeyen pencerelerinden birinde bir kadın hem de “saçları saman sarısı" bir kadın göremeyeceğini, bunun ancak bir serap olduğunu iyi biliyordu ama görmüştü işte. Yemin ederdi gördüğüne.

    Görmüştü işte. Yıllar önce “seher vakti habersizce gara giren kar içindeki bir ekspresin, tam önünde duran yataklı vagonunun aralık kalmış bir perdesinden, alt ranzada uyurken gördüğü, aşık olduğu, saçları saman sarısı, kirpikleri mavi” o kadını görmüştü. Biraz önce Moskova’ya yolcu ettiği sevgilisi, eşi ve daha her şeyi olan kadını, gökyüzünde kaybolmuş bir uçağın hayali pencerelerinde görmüştü.

    Yüreği şimdi bir “mitralyöz” gibi atmaya başlamıştı. Koşarak dışarıya çıktı.

    Merkeze giden otobüslerden birine binip, kentin en cafcaflı semtlerinden birinde indi. Gazete büfesinden bir kartpostal aldı.  Karl Köprüsü’ne çıktı. Döne dolaşa akmakta olan Vltava nehrine baktı.

    Akşam oluyordu ve şehir, kendisine takılan “Altın Şehir”, “Masal Şehri” ve “Şehirlerin Anası” adlarını doğrulayan bir güzelliğe bürünüyordu. İç geçirdi. Şehir gerçekten çok güzeldi ama ne yazık ki artık sevdiği kadın yoktu bu şehrin içinde.

    Köprünün mermer dayanaklarından birine yanaştı. Biraz önce aldığı kartpostal ile dolmakalemini cebinden çıkardı. Köprüyü iyice aydınlatan akşam ışıkları altında yazdı:
    “Gittin, boşaldı Prag şehri. İçinden elini çekip çıkardığın bir eldiven gibi boşaldı. Söndü artık seni göstermeyen bir ayna gibi...”

    Şair ve aşık Nazım Hikmet isimli adam,  sevgilisi, eşi ve daha her şeyi olan Vera Tulyakova’ya yazdığı düzinelerce kartpostaldan birini daha postaya vermek için köprüden ayrıldı. Prag’a şimdi şıkırdım bir gece çöküyordu.

    Az önce, Prag’da kendisini görmeye gelen sevgilisi, eşi ve daha her şeyi olan Vera Tulyakova’yı uçakla Moskova’ya yolcu eden şair ve aşık Nazım Hikmet, postaneye ve oradan da oteline kadar yürüyerek gitti ve yol boyunca, “Çok şükür aşığım. Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana, bir tek ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, bir çok düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir” diye düşündü.

    Doğruydu. İyi ki aşıktı. Yoksa Nazım Hikmet eşi Vera Tulyakova’ya  bu kadar büyük bir aşkla, akıl almaz bir tutkuyla bağlanmasa, bizler “Saçları Saman Sarısı, Kirpikleri Mavi” adındaki o muhteşem şiiri okumuş olmak zevkine nasıl erişecektik ki?

    Şairler insandır. Yazdıklarını okuduğumuzda, onların bambaşka bir alemden geldiği düşüncesine kapılırız ama değildir. Onlar insandır. İnsanlarla birlikte yaşarlar. İnsana dair olan her şey, şairler için de vardır. Onlar da hastalanırlar, aşık olurlar, severler, sevilirler, ihanet ederler, ihanete uğrarlar. Bir bakarsınız çın ayazlı bir şafakta sevdiklerini terk edivermişlerdir, bir bakarsınız hüzünlü bir akşamüstü sevdikleri onları bırakıp gitmiştir.

    Şair ve aşık Nazım Hikmet, 1959 yılında evlendiği ve sekiz yıl boyunca evli kaldığı Vera Tulyakova’yı çok sevdi, onun için “Geldim/Kaldım/Güldüm/Öldüm”, “Saçları Saman Sarısı…” gibi unutulmaz şiirler yazdı ve ölürken “onu Türkiye’ye, Türkiye’yi de ona emanet” etti.

    Nazım Hikmet, Vera Tulyakova’ya aşık olmadan önce bir çok başka kadını da sevdi. Onlarla evlendi. Acı çekti, acı çektirdi.

    Nedir, hepsini sevdi. Kadınları da onu sevdi.

    Nazım da kadınları da ve Vera Tulyakova da her şeyden önce insandılar çünkü…

    Kaynak:
    www.hthayat.com/yazarlar/lemi-ozgen/