Browsing "Older Posts"

  • Mutlu Aşk Yoktur - Louis Aragon

    Ekleyen: Sadık Doğan → 28 Ekim 2014 Salı
    Hiçbir şey elinde değildir insanın:
    Ne gücü, ne güçsüzlüğü, ne de yüreği.
    Açtığını sansa da kollarını, gölgesi bir haçtır onun.
    Paramparça olur avucunda sımsıkı tuttuğu mutluluk.
    Bir garip, bir acılı boşluktur günleri.
    Mutlu aşk yoktur.
    
    Bir başka kader için giydirilmiş
    Silahsız askerlere benzer hayatı.
    Çaresiz, kararsız kaldıktan sonra akşamları,
    Neye yarar ki sabahları erkenden uyanmaları.
    Söyle bunları bir tanem, tut gözyaşlarını.
    Mutlu aşk yoktur.
    
    
    Güzelim, sevgilim, kanayan yaram benim.
    Yaralı bir kuş gibi taşırım yüreğimde seni.
    Ve onlar bakarlar bilmeksizin, geçerken biz,
    Tekrarlayıp ardımdan benim ördüğüm sözleri:
    Ve apansız ölürler iri gözlerin için
    Mutlu aşk yoktur.
    
    Vakit yok artık öğrenmeye hayatı.
    Ağlasın birlikte yüreklerimiz gün ışıyıncaya dek.
    Küçümencik bir şarkı için bile nice mutsuzluk gerek.
    Bir ürperişi bile nice pişmanlıkla ödemek.
    Bir ezgi için bile nice gözyaşları dökmek
    Mutlu aşk yoktur.
    
    Hüsranla bitmeyen aşk yoktur.
    Yara açmayan aşk yoktur kalpte.
    İz bırakmayan aşk yoktur insanda.
    Ve tıpkı senin gibidir vatan aşkı da.
    Gözyaşlarına boğulmayan aşk yoktur.
    Mutlu aşk yoktur.
    İkimizin aşkıdır bu gene de.

    
    
    Louis Aragon
     Louis Aragon (Çeviren: Orhan Suda)
  • Akbank Sanat ile Marcel Broodthaers Sergisi'nde Buluşuyoruz!

    Ekleyen: Sadık Doğan → 24 Ekim 2014 Cuma
    Marcel Broodthaers
    Belçikalı şair, heykeltraş, film yapımcısı ve sanatçı Marcel Broodthaers’ın işlerinin sergilendiği  Sözcükler, Nesneler, Kavramlar sergisi Akbank Sanat’ta açıldı.
    20.yüzyılın en önemli sanatçılarından olan Broodthaers, 40 yaşına kadar sadece şiir ile ilgilenmiştir, satmayan  Pense-Bête şiir kitabının 50 kopyasını alçıyla kaplayarak okunamaz hale getirmiş ve kitabıyla aynı adı taşıyan Pense-Bête (Anımsatıcı) başlıklı ilk sanatsal eserini üretmiştir. Aynı sene, 1964’te; ilk sergisinin kataloğuna şöyle yazmıştır:  “Ben de bir şeyler satıp hayatta başarılı olamaz mıyım, diye düşündüm. Ne vakittir işe yarar, beş para eder bir tek şey yapmamıştım. 40 yaşına gelmiştim ... Ve nihayet aklıma, sahte, samimiyetten uzak bir şey icat etme fikri geldi; hemen işe koyuldum. Üç ay sonra, ortaya çıkan ürünü Galerie St Laurent’in sahibi Philippe Edouard Toussaint’e gösterdim. “İyi de, bu sanat” dedi Toussaint, “ve onu seve seve sergilerim”. “Anlaştık” dedim. Satılan bir eser olursa, Toussaint paranın %30’unu alacaktı. Öyle anlaşılıyor ki bu, standart anlaşma şartlarından biri; %75 alan galeriler bile var. Peki eser nedir, diye sorarsanız: Aslına bakılırsa, nesneler.” 
    Marcel Broodthaers’ın  ilk sanat objesi Pense-Bête (Anımsatıcı)’i Akbank Sanat’ta

    Marcel Broodthaers’ın  ilk sanat objesi Pense-Bête (Anımsatıcı)’i Akbank Sanat’ta görmeniz mümkün. Kavramsal sanatın en önemli isimlerinden olan Broodthaers, eserlerinde; yazılı dil kullanımı ve kelime oyunlarına sıklıkla yer vermiştir. Belçikalı sanatçı René Magritte ve Fransız şair Stéphane Mallarmé etkisi eserlerinde açıkça hissedilmektedir.
    Belçikalı şair, heykeltraş, film yapımcısı ve sanatçı Marcel Broodthaers’ın işlerinin sergilendiği  Sözcükler, Nesneler, Kavramlar sergisi Akbank Sanat’ta
    Belçika’nın popüler bir yemeği olan midyeler, yumurta kabukları, süt şişeleri gibi gündelik objelere yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. 289 yumurtadan oluşan 289 Oeufs, 20x13=260, 2x14=28, +1=1, = 289 Oeufs.
    Müze, eser, sanatçı ve seyircisi arasındaki ilişkiyi irdeleyen birçok eser vermiş ve bu ilişkiyi derinlemesine sorgulamıştır. 1968 senesinde Brüksel’de kendi evinde, kavramsal bir müze olan Musée d'Art Moderne, Départment des Aigles (Modern Sanat Müzesi, Kartallar Bölümü)’i kurmuş, davetiyeler bastırıp açılış yapmıştır. Eser röprodüksiyonları, eser kutuları, kartpostallar, duvar yazılarının sergilendiği müzeye; 1968-1971 arasında farklı mekanlarda farklı bölümler de eklemiştir. Müzenin herhangi bir koleksiyonu yoktur, belirli bir lokasyonu yoktur. Eserleri, MOMA_New York, TATE Modern_Londra, Stedelijk Van Abbemuseum_ Eindhoven, Centre Pompidou _  Paris and MACBA_Barselona koleksiyonlarında yer almaktadır.
    Sergi hakkında daha detaylı bilgi almak için www.akbanksanat.com sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
    Bir boomads advertorial içeriğidir.
  • Ülkü Tamer'le Bir Adın Yolculuktu Kitabı Üzerine Burak Atabay'ın Söyleşisi

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Ağustos 2014 Çarşamba
    Ülkü Tamer'le Bir Adın Yolculuktu Kitabı Üzerine Burak Atabay'ın Söyleşisi

    ‘Bir Adın Yolculuktu’ kitabıyla Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nün sahibi Ülkü Tamer “En çekindiğim şey, Uyar’ın sözleriyle ‘korkulu ustalık” diyor.

    Melih Cevdet Anday sizin için ne ifade ediyor?
    Anday, Türk edebiyatının doruklarından biridir. Sanatın, sanatçı kişiliğinin onurunu her zaman korumuş, her sözcüğünü titizlikle, özenle seçip yazmış, görmek isteyene yol göstermiş bir ustadır. Onu tanımaktan, onunla arkadaşlık etmekten hep onur duydum, mutluluk duydum.


    9. Melih Cevdet Anday Şiir ödülüne, Bir Adın Yolculuktu kitabıyla değer bulundunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Bu değerlendirmeyi yapamam. Ancak, sadece Melih Cevdet Anday’ın adını taşıyan bir ödül aldığım için sevindiğimi söyleyebilirim.

    Kitap 32 yıl aradan sonra geldi. Niçin bu kadar bekledik?
    Sürekli şiir yazan biri değilim. Şair olarak en korktuğum şeylerden biri, aynı şiiri üretmek. En çekindiğim husus, Turgut Uyar’ın sözleriyle, “korkulu ustalık”. Acemilikler peşindeyim. İki şiir arasında yıllar geçiyor belki, ama şiiri sürekli yaşıyorum.

    Adınıza bir edebiyat ödülü verilecek olsa ne düşünürdünüz?
    İleride adıma bir ödül konulursa neler hissedeceğimi hiç bilemem. Şu anda Melih Cevdet’in de Behçet Necatigil’in de biliemeyeceği gibi. Adıma bir ödül konulmasını pek istemem. Mutlaka olacaksa, bir “ilk kitap”a verilmeli.

    Günümüz Türk şiiri ve dergiciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
    Türk şiiri yolunu sürdürüyor. Araya ne girerse girsin, teknoloji ne götürürse götürsün, şiir yaşamını sürdürecek. Dergiler de. Edebiyatı diri tutanın dergiler olduğunu düşünüyorum. Tek yapaklı dergileri bile sevgiyle, saygıyla değerlendiriyorum.


    Kaynak: Burak Atabay; http://www.birgun.net/categories/view/7


    Ülkü Tamer 32 Sene Sonra Yeniden Yolculuğa Çağırıyor

    Türk şiirinin yaşayan en büyük şairlerinden Ülkü Tamer, yıllar sonra yeni bir şiir kitabıyla Türk okurunun karşısında. Bir Adın Yolculuktu adını taşıyan kitap, Ülkü Tamer'in şiir heyecanını hiç yitirmeyen ve genç bir şair olduğunu gösteren yepyeni bir ustalık belgesi.

    Anadolu'nun mitolojik kâinatıyla şahsi tarihin, aşkla ölüm düşüncesinin koyun koyuna girdiği "Bir Adın Yolculuktu", Ülkü Tamer'in geleneksel sesini ve arayışlarını iç içe taşıyor. Son sözünü söylememiş bir şairin diri soluğunu okuruna ulaştırıyor.

    "Bütün tarihini sırtına vurup
    Denizi üç günde geçen serçenin
    Bir seher vaktinde soluk soluğa
    Tünediği dalda şenlik gibisin"

    diyerek aşkı yücelten Tamer, bir yandan da sevgili Antep'ine duyduğu sadakati, Anadolu'nun kadim söylencelerinden yola çıkarak gösteriyor.

    "Kavaklık neresiydi, İthaka neresi" dizesiyle başlayıp "Açtı kapıyı geldi yâr imiş." dizesiyle sona eren "Bir Adın Yolculuktu", karanlığın içinden geçerken "bir ıslık yeter" diyenlere cansuyu taşıyor.
    (Tanıtım Bülteninden)


    88 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 12 x 19 cm
    Islık Yayınları,
    Ankara, 2014

    Ülkü Tamer'le Bir Adın Yolculuktu Kitabı Üzerine Burak Atabay'ın Söyleşisi
  • Herkes ve Birkaç Kişi - Murathan Mungan

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Yağmur Herkese Yağar
    Güneş Isıtır Herkesi
    Mevsimler Herkes İçindir
    Yalnız Çığ Altında Kalan
    Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi

    Herkes İçindir Aşk Da Ayrılık Da
    Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan
    Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık
    Kiminin Hayatı Yalnızca Unutkanlıktan

    Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa
    Kimi Hiçbirşey Ögrenmez Karanlıktan
    Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi
    Kimi Ayrılamaz Karanlıktan

    Yağmur Herkese Yağar
    Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini
    Onca Şarkı Onca Film Onca Roman
    Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi

    Çığ Altında Kalan Sele Kapılan
    Aşktan Ve Acıdan Ölen
    Birkaç Kişi Dünyayı Başka Bir Yer Yapmaya Yeter
    Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan
    Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider
    Geçer Gider Herkes


    Hikayelerdir Geriye Kalan.

    Murathan Mungan

    Herkes ve Birkaç Kişi Şiiri - Murathan Mungan Şiirleri
  • Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü'nün 9. su Ülkü Tamer'e

    Ekleyen: Sadık Doğan → 18 Ağustos 2014 Pazartesi
    “Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü”ne Ülkü Tamer değer bulundu.

    Melih Cevdet Anday’ın anısına bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen ödüle Ülkü Tamer "Bir Adın Yolculuktu" adlı kitabıyla değer bulundu.
    Doğan Hızlan, Eray Canberk, Egemen Berköz, Sennur Sezer, Refik Durbaş, Leyla Şahin ve Enver Ercan’dan oluşan seçici kurul ödülün Tamer’e verilmesinin gerekçesini “Batı şiiri birikimini ve halk şiirimizin köklü motiflerini kullanarak özgün bir şiir geleneği oluşturduğu, sözcüklere yüklediği çok anlamlılıkla şiir diline yeni bir derinlik kazandırdığı için” ifadeleriyle dile getirdi.
    Türkiye Yazarlar Sendikası ve Milas Belediyesi’nin işbirliğiyle düzenlenen ödül Tamer’e 22 Ağustos’ta Milas Ören’de düzenlenecek Melih Cevdet Anday Şiir Günleri ve Kültür Şenliği’nde verilecek.
    Türkiye edebiyatının önde gelen isimleri arasında anılan Ülkü Tamer’in birçok şiir, öykü ve anı kitabı bulunuyor, Tamer yazdıkları kadar çok sayıda çevirisiyle de tanınıyor.
    Ülkü Tamer Kimdir? Hayatı, Eserleri
    Ülkü Tamer, 20 Şubat 1937’de Antep’te doğdu.
     9. Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü Ülkü Tamer’e verildi

    Robert Kolej'den 1958 yılında mezun oldu. Yayıncılık, oyunculuk ve çevirmenlik yaptı ve 1950'li yıllarda İkinci Yeni şiir akımında yer aldı. İlk şiiri 1954 yılında Avni Dökmeci'nin yönetimindeki Kaynak Dergisi'nde yayınlandı: "Dünyanın Bir Köşesinden Lucia".
    Şiirleri 1954'den itibaren Kaynak, Pazar Postası, Yeditepe, Yeni Dergi, Papirus, Sanat Olayı gibi dergilerde yayımladı. 1967'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
    Ülkü Tamer’in "Üşür Ölüm Bile" ve "Gül Dikeni" Ahmet Kaya; "Memik Oğlan", "Güneş Topla Benim İçin" Zülfü Livaneli; "Düşenlere" şiiri ise Grup Yorum tarafından bestelendi.
    Ülkü Tamer'in Eserleri
    Soğuk Otların Altında (1959)
    Gök Onları Yanıltmaz (1960)
    Ezra ile Gary (1962)
    Virgülün Başından Geçenler (1965)
    İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966)
    Sıragöller (1974)
    Seçme Şiirler (1981)
    Yanardağın Üstündeki Kuş (1986, toplu şiirler)
    Çağdaş Latin Amerika Şiiri Antolojisi (1982)
    Kaynak: bianet.org
  • Osmanlı'da Şair Padişahlar ve Mahlasları, Divanları

    Ekleyen: Sadık Doğan → 14 Ağustos 2014 Perşembe
    II.Murat’tan itibaren Osmanlı Padişahlarının birçoğu şairdi. Şair Padişahların divan edebitayatı ananesince ad yerine kullanmış oldukları “mahlas” ları vardı. 
    Şair Osmanlı Padişahları ve Mahlasları Divanları



    İşte Şair Osmanlı Padişahları, Şehzadeleri ve kullandıkları mahlaslar:


    II. Murad - mahlası Muradi (İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey.)

    Fatih Sultan Mehmed - mahlası  Avni (Yardım)

    II. Bayezid - mahlası Adli (Hakkaniyet. Adâlet üzere oluş)

    Şehzade Korkut - mahlası Harimi (Çekinmez. Kayıtsız kimse.)

    Cem Sultan

    Yavuz Sultan Selim

    Kanuni Sultan Süleyman - mahlası Muhibbi (Seven, sevgi besleyen anlamında muhible ilgili)

    II. Selim

    Sultan Mehmed

    Şehzade Mustafa

    Şehzade Cihangir

    Şehzade Bayezid

    Sultan III. Murad

    Sultan III. Mehmed - mahlası Adni (Vatan tutmak. Cennette bir makam adı)

    I. Ahmed - mahlası Bahti (Kader. Tâli. Uğur. Alın yazısı. Kısmet. İkbal.)

    II. Osman (Genç Osman) - mahlası Farisi (Acemce, Farsça. İran'la alâkalı)

    IV. Murad - mahlası Muradi (İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey.)

    IV. Mehmed

    II. Ahmed

    II. Mustafa - mahlası İkbali (Baht açıklığı. Talih. Refah.)

    III. Ahmed - mahlası Necib (Soyu ve nesli temiz, aslı kerim olan. Cömert. Asilzâde. Güzel huylu ve ahlâklı)

    III. Mustafa - mahlası Cihangir ( Meşhur,  cihanı zabteden fâtih.)

    III. Selim - mahlası İlhami (İlham ile elde edilen ve nâil olunan. İlham ile alâkalı)

    II. Mahmud - mahlası Adli (Adâlete mensup, adâletle alâkalı ilgili.)




    Divân sahibi olan Osmanlı Padişahları



    * II. Murad’ın oğlu Fatih Sultan Mehmed, yaşadığı devrin en güçlü ilim, fikir ve sanat adamlarının elinde yetişmiş olup, divânçe (küçük divân) özelliği gösteren divânı vardır.

    Onun şiirleri Klasik Türk Şiirinin estetik birikimi çerçevesinde yazılmıştır.

    Bunun en tipik örneği aşağıdaki beyittir:

    Bir şâha kul oldum ki cihân ana gedâdur 
    Bir mâha dutuldum ki yüzi şems-i duhâdur

    * Fatih Sultan Mehmed’in oğlu olan Sultan II. Bayezid, Adlî mahlasıyla şiirler yazmış ve divân oluşturmuştur. Aşağıdaki beyit onundur:

    Nice kâfir kal‘asın almak nasîb itdi 
    Hudâ Adli dilber gönlini almak kime makdûr olur.

     * Tarih, felsefe ve tasavvuf konularında derin bir bilgiye sahip olan Sultan Selîm, Sultan II. Bayezid’in oğludur.

     Şiirlerinde Selîmî mahlasını kullanan Sultan Selîm’in Türkçe şiirleri ve Farsça divânı vardır. Aşağıdaki meşhur kıta ona aittir:

    Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn itdi felek 
    Giryemi kıldı füzûn ekşimi hûn itdi felek 
    Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân 
    Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek

    * Kanûnî Sultan Süleyman 46 yıl süren saltanatına zaferler ve savaşlarla birlikte, Muhibbî mahlası ile yazdığı 3000 bine yakın şiir bulunan divânını da sığdırmıştır. Onun şiirlerinde Klasik Türk şiirinin genel özellikleri ile birlikte, yaptığı sefer ve savaşlar da söz konusu edilmiştir.
    Kanunî Sultan Süleyman’ın şu beyti çok meşhurdur:

    ·Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi 
    Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi… 

    * Sultan III. Murad ise, Kanûnî’den sonra en çok şiir yazan padişahtır. Divânında 1701 şiir bulunmaktadır. Şiirlerinde bazen Murâd bazen de Murâdî mahlasını kullanmıştır. Murâdî’nin şiirleri tasavvufî ağırlıklıdır.
    Divânından başka Fütûhât-ı Sıyâm ve Esrârnâme adlı tasavvufî eserleri de vardır.
    Şu beyit onundur:

    Tevhîd-i hû hergiz dilünden eksük olmasun 
    MurâdGer dilersen göstere dîdârını her bâr dost.

    * Bahtî ve Ahmed mahlaslarıyla ile şiir yazmış olan I.Ahmed’in de divânı vardır. Bahtî, şu gazelinde Üsküdar’ın bir eğlence mekânı olduğunu, orada avlandığını ve cirit oynadığını belirtmiştir:  

    Üsküdâr'un bâğ u bağçesini seyrân eyledük 
    Nice günler ‘ıyş idüp zevk-ı firâvân eyledük 
    Gâh derdük bûstânında anun sünbüllerin 
    Gâh güller cem‘ idüp seyr-i gülistân eyledük.

    * Sultan I. Ahmed’in oğlu olan ve “Genç Osman” olarak bilinen II. Osman’ın Fârisî mahlasıyla yazdığı küçük bir divânçesi vardır. Şu anlamlı kıta ona aittir:  

    Şâh oldun ise bir kurı toprak değül misün
    Bay oldun ise katre-i nâ-şâd değül misün
    Dünya evinde zevk u safâ hoşdur ammâ velî
    Rûz-ı cezâda Fârisî mes’ûl değül misün  

    * Şiirlerinde Ahmedî ve Necîb mahlasını kullanan Sultan III. Ahmed.
    Lâle devrinde, zevk ve safanın dorukta olduğu dönemde yaşayan Sultan III. Ahmed’in divânında yer alan şiirleri ise tasavvufî ağırlıklıdır:  

    Hû ile dolmışdur cihân bu sırra sen etme gümân
    Eyle Necîbâ gel figân tekrâr-ı yâhû ile 

    * Selîmî ve İlhamî mahlasıyla şiirler yazan, bestekâr ve Mevlevî kimliği ile tanınan III. Selim, kültüre çok önem vermiş ve etraflarında kültür muhitleri (çevreleri) oluşturmuşlardır. 

    Referans Kaynaklar: 
    *http://blog.milliyet.com.tr/nazansarasatana
    *http://tarihgazetesi.net/
  • Ömer Hayyam'dan Seçme Dörtlükler

    Ekleyen: Sadık Doğan → 12 Ağustos 2014 Salı
    Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler

    Ömer Hayyam'dan Seçme DörtlüklerÖmür defterinden bir fal açtım gönlümce;
    Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
    Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
    Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.


    ***
    Dünyada akla değer veren yok madem,
    Aklı az olanın parası çok madem,
    Getir şu şarabı, alın aklımızı:
    Belki böyle beğenir bizi el alem!


    ***
    Gece, gül bahçesinde ararken seni,
    Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;
    Seni anlatmaya başlayınca güle
    Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.


    ***
    Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
    Erdiğim sırları söylemek elimde değil;
    Aklım düşüncenin derin denizlerinden
    Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.


    ***
    Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;
    Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;
    Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,
    Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.


    ***
    Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
    Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi;
    Biri iyinin kötünün aslını bilir,
    Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini.


    ***
    Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
    Her işine güzel demek kolaydı.
    Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
    Evrenin özü doğruluk olaydı?


    ***
    Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
    Her istediğini onda ara, onda bul.
    Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
    Koy canını ortaya, soyulursan soyul.


    ***
    Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
    Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
    Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
    Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.


    ***
    Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
    Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
    Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
    Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.


    ***
    En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
    İyilik seven kötülük edemez zaten.
    Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
    Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.


    ***
    Dert içinde sevinci bul da yaşa;
    Haksız düzende haklı ol da yaşa;
    Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
    Varından yoğundan kurtul da yaşa.


    ***
    Saki, gökler, denizlerce dolgunum;
    İçime sığmaz oldu coşkunluğum;
    Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
    Kış ortasında bahar bulutuyum!


    Orhan Veli Kanık, Hayyam, Seçme Şiirler

    ***
    Geçmiş günü beyhude yere yad etme
    Bir gelmemiş an için de feryad etme
    Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
    Eğlenmene bak ömrünü berbad etme


    A. Kadir, Bugünün Diliyle Hayyam

    ***
    Doyacak kadar aşın varsa,
    başını sokacak bir damın,
    insanoğluna kulluk etmiyorsan,
    başkasının sırtında değilse geçimin,
    tamam, güneşli günler içindesin.


    Rüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri

    ***
    Bir gün yıkılır saltanatın, yapma güzel;
    Fırsat sana el vermiş iken, ver bize el.
    Bir ülkeye benzer bu güzellik, sonu yok,
    Bir gün çıkar elden; hadi, lutfetmeye gel!


    ***
    Tan rüzgarı esmiş, düşmüş gül etekten.
    Bülbül güle tutkun, hem öylesi içten.
    Kalk, içkini doldur, savrulmada dallar;
    Sönmüş göreceksin, gül, bir sabah erken.


    ***
    Ben, gönlü temiz insana kurban olayım.
    Gezsin başım üstünde benim, hoş tutayım.
    Ham insanı al karşına, söylet azıcık,
    Dön, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım.


    ***
    Bir solukluk canımız var, o da saki, senden.
    Gerçi hoşlanmadı halk, gitti ne yapsak, bizden.
    Kalan içkim geceden bir yudum ancak, bilirim.
    Yaşamından, ama kaç gün geri kalmış; bilmem.


    ***
    Düşmüş feleğin çarkına, hep fırlanırız,
    Sizler onu esrarlı fenermiş sanınız.
    Evren koca fanus ve güneş lambasıdır.
    Bizler de biçim, simge, bireyler kalırız.


    Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri

    ***
    Geçici aşkın tadı-tuzu yoktur, köz olmuş, yarı sönmüş ateş
    gibi bir parlaklığı, bir ısısı yoktur. Aşık olan kişinin yıllar, aylar,
    boyunca gece-gündüz ne rahatı-kararı olmalı, ne yeyip ne içmesi.


  • Şafak Türküsü Şiiri ve Nevzat Çelik'in Hayatı Eserleri

    Ekleyen: Sadık Doğan → 11 Ağustos 2014 Pazartesi

    Şafak Türküsü Şiiri ve Nevzat Çelik'in Hayatı Eserleri


    1
    Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama
    
    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice
    
    2
    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    herbir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak
    
    3
    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk
    
    pir sultan'ı düşün anne
    şeyh bedrettin'i
    börklüce'yi
    torlak kemal'i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
    deniz'i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın
    
    4
    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
    
    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda
    
    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu
    
    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim çok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
    
    5
    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde
    
    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun
    
    6
    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün
    
    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara killi ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
    
    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim
    
    7
    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına
    
    8
    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
    
    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı
    
    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını
    
    9
    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond'u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
    
    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza
    
    10
    künyemi okudular
    suçumuz malum
    
    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum
    
    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine
    
    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca
    
    11
    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara
    
    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne
    
    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne
    
    12
    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılışıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim
    
    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan şalterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler
    
    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çiçekler
    çiçekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yorgun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne
    
    
    Nevzat Çelik Hayatı
    
    
    Şafak Türküsü Şiiri - Nevzat Çelik Şiirleri
    1960'da Sinop Boyabat'ta doğan Nevzat Çelik, 1965'de ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. 1980 Mart'ında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu (UESYO) Grafik bölümü birinci sınıfta okurken tutuklandı. Dev-Sol davasından idam istemiyle yargılandı.
    1984'ta Şafak Türküsü adlı şiir dosyası Akademi Kitabevi Şiir Ödülü birincilik ödülünü alarak kitaplaştı. 1985 yılında İTÜ İşletme Fakültesi Öğrenci Derneği tarafından ülke çapında yapılan şiir yarışmasına bir şiiri ile katıldı ve bu yarışma 1986 yılında sonuçlandı, Çelik'in şiiri yarışmaya katılan 1350 kadar şiir arasından ilk ona girdi ama birinci olamadı. 1987'de Müebbet Türküsü adlı şiir kitabı Poetry International ve Hasan Hüseyin Şiir Ödülünü aldı. Daha sonra hiçbir yarışmaya katılmadı.
    1987 Aralık ayında tahliye oldu. 1990'da iki şiir kitabı daha çıkardı; Suda Seken Hayat ve Yağmur Yağmasaydı. 1998 Ekim ayında Sevgili Yoldaş Kurbağalar adlı şiir kitabı, 2005 Nisan'ında ise ilk romanı Bağışlanmış Hüzün yayımlandı.
    
    
    Nevzat Çelik Şiiri
    
    
    Şafak Türküsü'ndeki en güzel şiirlerinden birini ("Elma") Hasan Hüseyin Korkmazgil'e adamış olmasına rağmen, ilk iki kitabıyla daha çok Ahmed Arif ve Nazım Hikmet şiirinin etki alanlarında görününüyor, zekice buluşları ve uyak bulmadaki özgün becerisiyle dikkat çekiyor, kuşağından en çok Ahmet Erhan'la ortak tema ve söyleyiş alanlarını paylaşıyordu. Bu ilk kitabının olağanüstü başarısına karşın uzunca bir süre yeni ürün vermedi ya da çalışmalarını yayınlamadı.
    1990 başlarında yayınladığı kitaplarıyla, kendisini yinelemediği, yeni şiir alanlarına açıldığı, şiirini ses ve tema özellikleri bakımından genişletip zenginleştirdiği görüldü. Bu dönem şiirlerinde Attilâ İlhan etkileri görülüyordu.
    Sevgili Yoldaş Kurbağalar ise şiirini her anlamda yenileyip geliştirmeyi başarmış bir şairin olgunluk dönemi ürünleri sayılabilir. Bu kitabındaki şiirlerin İkinci Yeni şiirinin olumlu özelliklerini de özümsediği görülüyor. Bu özellikleriyle Nevzat Çelik sadece kendi kuşağının değil günümüz Türk şiiri'nin en dikkate değer şairleri arasındadır.
    Nevzat Çelik Eeserleri
    
    
    *Şiir:
    • Şafak Türküsü (1984)
    • Müebbet Türküsü (1987)
    • Yağmur Yağmasaydı (1990)
    • Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998)
    • Suda Seken Hayat (1990)
    *Roman:
    • Bağışlanmış Hüzün (2005)
    *Hikaye:
    • Sen Giderken (2006)
  • Uçun kuşlar uçun Şiiri ve Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Hayatı Eserleri

    Ekleyen: Sadık Doğan → 10 Ağustos 2014 Pazar

    Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
    Şimdi dağlarında mor sümbül vardır
    Ormanlar koynunda bir serin dere
    Dikenler içinde sarı gül vardır

    O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
    Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem
    Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
    Yüce dağ başında siyah tül vardır

    Orda geçti benim güzel günlerim
    O demleri anıp bugün inlerim
    Destan-ı ömrümü okur dinlerim
    İçimde oralı bir bülbül vardır

    Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
    Öyle akarsular, öyle hava yok
    Feryadıma karşı aks-i sada yok
    Bu yangın yerinde soğuk kül vardır

    Hey Rıza kederin başından aşkın
    Bitip tükenmiyor elem-i aşkın
    Sende derya gibi daima taşkın
    Daima çalkanır bir gönül vardır
    Rıza Tevfik Bölükbaşı


                               Rıza Tevfik Bölükbaşı Kimdir? Hayatı, Eserleri ...
         
      Uçun kuşlar uçun Şiiri - Rıza Tevfik Bölükbaşı Hayatı Şiirleri
      ( 1869)- (1949). 1869 yılnda Edirne'de doğdu. İlköğrenimini İstanbul'da bir Musevî okulunda tamamladı. Galatasaray Lisesi ve Mülkiye Mektebi'nde okudu. Tıbbiye Mektebi'ni bitirdi. Hekimlik yaptı. 

      İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. Edirne Mebusu seçildi. ittihatçılarla anlaşamadı, partiden ayrıldı. Bakanlık ve meclis başkanlığı yaptı. Sevr antlaşmasını imzalayan delegeler arasında yeraldığı için 'yüzellilikler'le birlikte yurtdışına sürgün edildi. Yirmi yıl kadar Hicaz, Amerika ve Ürdün'de yaşadı. 1939'da yurda döndü. 

      Önce aruz, sonra heceyle yazdı. Âşık ve Tekke şiiri geleneğinden yararlandı. Felsefeye ilgisi, eğitim sistemimizde felsefenin yer alması çabaları, Darülfünûn'da felsefe hocalığı yapması nedeniyle "Feylesof Rıza Tevfik" olarak anılmıştır. 

      1949 yılnda öldü.

                               Rıza Tevfik Bölükbaşı Eserleri
      • Serab-ı Ömrüm (şiir);
      • Abdülhak Hamıt ve Mülahazat-ı Felsefiyesi (eleştiri);
      • Ömer Hayyam ve Rubaileri (çeviri);

                               Rıza Tevfik Bölükbaşı Ençok Sevilen Şiirleri

      Galeyan-ı Aşk
      * Gel Daha Yakına Gel
      * Göz Aşinalığı
      * Gözlerin
      * Humma-yı Aşk
      * Serzeniş
      * Sorma Hocam
      * Uçun Kuşlar Uçun