Browsing "Older Posts"

  • Ünlü Öğretmen Şairler

    Ekleyen: Sadık Doğan → 27 Kasım 2013 Çarşamba
    Dipnot Tablet Yazarı Çağla Gillis öğretmen şairleri kaleme aldı.
    Ünlü Öğretmen Şairler

    Kelebeğin Rüyası’nda Behçet Necatigil’i izleyen herkes hemen hemen aynı duyguya kapılmıştır sanırım. O babacan tavırları, belli bir mesafe ama büyük bir yakınlıkla öğrencileriyle kurduğu ilişki, onlara sadece okulda değil tüm hayatlarında kol kanat germesi, izleyen herkeste tatlı bir tebessüme neden oldu. Ama bir yandan da böyle büyük bir şair keşke benim de öğretmenliğimi yapsaydı, demediniz mi? Düşünsenize öğretmenin kim? Behçet Necatigil! Bu vesileyle öğretmenlik yapan şairleri hatırlayalım dedik. İşte sadece birkaçı:
    öğretmen rıfat ılgaz
    Rıfat IlgazUsta yazar ve şair Rıfat Ilgaz, annesinin deyimiyle “derin bir kar”da dünyaya geldi. Bu da Ilgaz’ın demesi ile 1910′un Şubat ayına rastlıyor…
    Oldukça üretken olan yazar, yazın hayatına şiirden mizah öykülerine, romandan çocuk kitaplarına birçok farklı alanda eser sığdırdı. Bir zamanlar toplatılan “Karartma Geceleri” eseri 2004 yılında 100 Temel Eser listesine girdi.
    Ortaokuldayken liseye devam edip üniversite okumak istemesine rağmen babasının vefatı nedeniyle Kastamonu Muallim Mektebi’ne (öğretmen okulu) girdi ve mezun olduktan sonra Gerede ve Akçakoca’da İlkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra Gümüşova’ya başöğretmen olarak atandı.
    Öğretmenlik yapmasaydı acaba Hababam Sınıfı’nı bu kadar güzel yazabilir miydi?
    İstanbul’dayken ise hem Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yapıp hem de fakülte de felsefe okudu. 1943 yılında Karagümrük Ortaokulunda bir öğretmenle kavga ettiği için Nişantaşı’na sürüldü.
    1944′ün Ocak ayında yayınladığı Sınıf kitabıyla adliyeler ve hapishaneyle tanıştı. 6 aya çarptırılan yazar, hapishaneden çıktığında hem öğrenciliğini hem de öğretmenliğini kaybetti.
    Rıfat Ilgaz bir kent öğretmeninin gözüyle yoksul öğrencilerin başarısızlıklarının altındaki etkenleri ve eğitim sistemini “Çocuklarım” başlıklı şiirinde böyle sorguluyor;
    Çocuklarım
    Sizi yoklama defterinden öğrenmedim,
    Haylaz çocuklarım.
    Sınıfın en devamsızını,
    Bir sinema dönüşü tanıdım,
    Koltuğunda satılmamış gazeteler.
    Dumanlı bir salonda,
    Kendime göre karşılarken akşamı,
    Nane şekeri uzattı en tembeliniz.
    Götürmek istedi küfesinde,
    Elimdeki ıspanak demetini,
    En dalgını sınıfın.
    Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun,
    Palto, ayakkabı yüzünden;
    Kiminiz limon satar Balıkpazarı’nda,
    Kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder.
    Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı
    Tereyağındaki vitamini,
    Kalorisini taze yumurtanın.
    Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta
    Çevresini ölçtük dünyanın,
    Hesapladık yıldızların uzaklığını,
    Birlikte neler düşünmedik.
    öğretmen tevfik fikretTevfik Fikret: Edebiyat-ı Cedide topluluğunun lideri olan Tevfik Fikret, 24 Aralık 1867′de İstanbul’un Kadırga semtinde dünyaya geldi.
    Aydınlanmanın çınar’ı olarak adlandırılan Tevfik Fikret hayatı boyunca devrimci ve idealist fikirleriyle Atatürk başta olmak üzere dönemin pek çok aydınını etkiledi.
    Türk edebiyatının batılılaşmasında büyük payı olan Fikret’in, Osmanlı Lisanı Öğretmenliği Sınavını kazanarak 1892’de çok sevdiği Mekteb-i Sultani’ye atanması ile yaşamında yeni bir dönem açıldı.
    İlkokul üçüncü sınıf Türkçe öğretmeni olarak göreve başladığı okulda, Muallim Naci’nin vefatı üzerine edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya devam etti. Hükümetin bütçede kısıntı yapıp memur maaşlarını yüzde on kesmesine tepki olarak 1895′te okuldan ayrıldı.
    öğretmen faruk nafızFaruk Nafız Çamlıbel: Hecenin Beş Şairi’nden biri olan Faruk Nafız Çamlıbel, en ünlü eseri “Han Duvarları” ile bilinir.
    1898 yılında dünyaya gelen Çamlıbel, şiire çocuk yaşlarda başladı. Yazarın ifadesine göre ilk şiiri “Saat”, “Çocuk Dünyası” adlı bir dergide yayınlandı (1914).
    Bir süre tıp öğrenimi gördükten sonra okuldan mezun olmadan ayrıldı ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra ise 1924’te Ankara Erkek Muallim Mektebi edebiyat öğretmenliğine geçti; ardından Ankara Kız Lisesi’de öğretmenlik yaptı.
    Edebiyat öğretmeni olarak Anadolu’da bulunması onu Memleket edebiyatına yöneltti. Hem hece ölçüsü hem de aruz ölçüsü ile yurdun güzelliklerini anlatan şiirler yazdı. Halk edebiyatı geleneğinden faydalandı. Tiyatro eserleri devrinde çok tutuldu.
    Çoğu manzum olan bu eserlerde Türk efsaneleri ile Anadolu’da elde ettiği izlenimler anlattı.
    öğretmen necip fazılNecip Fazıl Kısakürek: Ortaokul edebiyat kitaplarının vazgeçilmezi “Kaldırımlar”ı yazan Necip Fazıl Kısakürek …
    Maarif Vekili Hasan Ali Yücel tarafından atandığı Ankara Devlet Yüksek Konservatuarı’nda öğretim üyeliğini kısa süre sonra bıraktı ve kendisine İstanbul’da bir görev verilmesini istedi. Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Mimari kısmına atanan Necip Fazıl, Robert Kolej’de edebiyat öğretmenliği yaptı.
    Fransız edebiyatı şiir anlayışını Türk halk şiirinin ifa¬de kudreti ile birleştirerek his ve fikir yüklü manzumeler meydana getirdi. Pek çok şiirinin ilham kaynağı tasavvuf¬tur. Mistik duygu ve düşünceleri, İnsanın içine gömülmüş gizli kalmış özlemleri kuvvetli bir nazım tekniği ile anlattı.
    Usta yazar Kısakürek kendi ağzı ile şair olmasını şöyle açıklar:
    “Şairliğim 12 yaşımda başladı…
    Annem hastanedeydi. Ziyaretine gitmiştim… Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük eski bir defter… Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde… Annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
    -”Senin şair olmanı ne kadar çok isterdim” dedi.
    Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi… Gözlerim, hastane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:
    -Şair olacağım!
    Ve oldum.”
    Bağlantılar: Çağla Gillis; http://www.dipnot.tv/ogretmen-sairleri-hatirlamak-ister-misiniz/
  • He Shot Me Down Bang Bang - Lale Müldür

    Ekleyen: Sadık Doğan → 11 Kasım 2013 Pazartesi

    HE SHOT ME DOWN BANG BANG

    Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
    öğren susmasını ve ağlamamasını.
    bir kavanozun içinde mavi bir gül
    yetiştir her gün daha çok yaşayan.
    bir masalın ağzını kapat ve yat
    geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
    ona kötü bir şey olsun istedim.
    bana aşık olsun istedim.

    He Shot Me Down Bang Bang - Lale Müldür


    LALE MÜLDÜR

  • Deli Kızın Türküsü - Gülten Akın

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Deli Kızın Türküsü - Gülten Akın



    Deli Kızın Türküsü - Gülten Akın

    Gülten Akın

  • Attila İlhan Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Attila İlhan



    TRT (Portreler Galerisi)

    Attila İlhan Belgeseli

  • Ece Ayhan Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Ece Ayhan




    TRT (Portreler Galerisi)

    Ece Ayhan Belgeseli

  • Edip Cansever Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Edip Cansever 



    TRT (Portreler Galerisi)

    Edip Cansever Belgeseli

  • Şiire gölge etmeyin yeter - Ömer Turan

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Melih Cevdet Anday, “Duygular, düşünceler sözcükleri değil, sözcükler, duygularımı ve düşüncelerimi yönetiyor. Anlaşılmayan budur. İçinden geldiği için mimar ya da mühendis olmaya kalkanı görmüyoruz. Demek sanatların en kolayı şiir ki, duygulara, düşüncelere dayanarak şair olunabileceğine inanılıyor” diyor. Anday, şiirin neliği üzerinden şairin tanımını yaparken, aslında; özel bir dil yapısı ve dize kurgusuna sahip olmayan metinlerin şiir özelliği taşımadıklarına da vurgu yapıyor. Yani daha önceden tanımadığımız, okumadığımız yeni bir düzen kurma işidir şiir demek istiyor. Bekleneni değil beklenmeyeni sunar okura. Kalıpları ve dogmaları yıkan bir işleve de sahiptir.
    Modern şiirin öncüsü Mallarme’den günümüze kadar gelen bu anlayış, şiirin nasıl bir temel izlek üzerinden yürüyeceğinin açık ve net göstergesidir. Bu gerçeklilikten bakınca, şunu kolayca söyleyebiliriz; dilsel evrimini ve dize yapısındaki devrimini gerçekleştirememiş metinlerin şiirle bir akrabalığı yoktur. Yazanı da şair değildir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de yazdıklarını şiir, kendilerini de şair zanneden bir kitlenin varlığından söz etmek mümkün.
    Şiir adına kirlilikten söz açılınca, Aziz Nesin’in şu felsefi sözü aklıma gelir hep.
    Üç Türk’ten beşi şairdir.
    Kim bunlar?
    Şiire gölge etmeyin yeter - Ömer Turan

    Şiir geleneğini algılayamamış, dilin onlara sağladığı özgünlük ve özgürlüğü hissedememiş kalabalık bir “şair” kitlesi var. Gürültüleri eylemlerinden daha çok. Şiirin anlatma gücünü bir yana bırakıp vitrine çıkma hevesinin peşine takılmış bir güruh.
    Salt bir deyiş ve söylem içinde günlük konuşma dilinin ötesine geçememiş, şiirin düşünce yükünü sırtlayamamış, yazdıkları sırf bir özentiden ibaret olan, evrensel şiir görgüsünden uzak, eğitilmiş ve terbiye edilmiş bir metin bilgisine yabancı, özgünlükle estetiğin yarattığı yeniliklerden habersizdirler. Kalıplaşmış sözcüklerin içinde dönüp duran, haliyle ortaya birbirinin tekrarı anlatımlar çıkaran bir çoğunluk.
    Bu güruh, şiirin dönüşüm ve değişim evrelerine hatta şiirin deneysel yaklaşımlarına hep uzak kalırlar. Şiir işçiliğinden kaçınırlar. Yıllardır şiire popülizmi taşıyıp dururlar.
    Turgut UyarŞiir aslında kolay bir şeydir. Şöyle, söyleyecek bir şeyiniz olacak, bunu nasıl söylemek gerektiğini bulacaksınız” demiş. Türkçesi; kendi dilini ve anlatımını oluşturmuş bir şiir yaratırsanız şair olursunuz. Aksi halde, hep aynı masalla dinleyiciyi uyutan bir anlatıcı olmaktan öteye geçemezsiniz.
    Günümüz şiirinin ana yapısını oluşturan “imge”, sözcüklere; günlük dilde kullanılan anlamları dışında, başka anlamlar yükleme, yeni çağrışımları algılatma ve her okuyanın beyninde farklı patlamalar yaratma gibi duylarla bir uyaran işlevi görmektedir. “İmge”, günlük dilin alışıla gelmiş tüm duvarlarını yıkar, sınırları genişletir ve şaire özgür bir yaratım alanı açar. Sözünü ettiğim masal anlatıcıların hiç tanımadıkları bir şiir kavramıdır bu. Çünkü şiir bilgileri ya da şiire bakış açıları bu derinliğin çok uzağındadır.
    Onlar, günümüz şiirini; kapalı, soyut ve şairin anlaşılmazlığı üzerine geliştirdikleri dayanaksız suçlamalarla eleştirirler.
    Neden?
    Çünkü şiir tarihinin devinim sürecini bilmezler. Akımlardan habersizdirler. Şiirin kendileriyle birlikte var olduğunu sanırlar. Burada şiirin gelişim sürecinden uzun uzun söz etmeyeceğim. Sadece tek bir alana bakmaları yeterlidir.
    O halde kısa bir anımsatma:
    Şiirimiz, İkinci Yeni ile başlayan canlı, dipdiri bir devinim içine girmiştir. Şiir okuru yetiştiren bir okuldur. Şairin anlaşılması gibi şiirin mantığına ters düşen bir yapıdan uzaklaşıp, okuyucuda ne uyandırdığı ve ne hissettirdiği olgusu yerleştirilmiştir. Okuyucunun şiiri bir kez okuyup geçmesi mi önemliydi, yoksa tekrar tekrar şiire gelmesi mi? İşte bu noktada İkinci Yeni akımı şiire geniş bir nefes alma alanı yaratmıştır. Bu damar kendinden sonraki şiiri de etkilemeye devam ediyor.
    Edip Cansever, “Önce kapalılıkla, anlamsızlıkla suçlanan yeni şiirler, giderek göze seslenici niteliği kazanmış, şimdi de yeni bir öz-biçim anlayışına ulaşmıştır. Bu yeni anlayış şudur: Şiirin içeriği, aynı zamanda şiirin hareketini belirlemekte; ayrıca hareket de özü koşullandırmakta, onu kalkındırıcı bir rol oynamaktadır. Bu çakışık durumda ne biçimdir artık, ne de içerik, olsa olsa şiirin kendisidir” diyerek hem şiirin gelecekteki konumuna, sağlığına ve yaşam alanına bir yol çizmiştir hem de eleştirilere cevap vermiştir.
    Yeniden başa dönersem.
    Tam da bu noktada yine birileri bana şöyle diyecektir. “Yahu onlar geçmişte de vardı, gelecekte de olacaklar.” Doğru. Beni rahatsız eden varlıkları değil. Kendi dünyalarında çalsın oynasınlar. Beni çok da ilgilendirmiyor. Beni asıl düşündüren şey, bu yozlaşmanın ve kirliliğin her alana yayılmasıdır. En olmadık metinlerin şiir diye benimsenmesi hatta önemli dergilerde yer bulmasıdır. Yazımın başından beri özellikle vurgu yaptığım şiirin ne olduğu ne olmadığı noktasından bakarsak gelinen sürecin şiir adına derin yaralar açtığını söyleyebilirim. Çünkü popülizm ve cehalet şu an şiirin başına gelmiş en büyük beladır. Şiirin kendine has terminolojisini kavrayamadan oluşmuş bir metni şiir olarak sunarken birileri, tavır koymamak da bir çeşit kabulleniştir.
    Oysa şiirsel devinim, eksik bilgiyi ve soytarılığı kabul etmez.

    Bağlantılar: * http://haber.sol.org.tr/yazarlar/omer-turan
  • Atatürk'ü Duymak - Behçet Necatigil

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Ulu rüzgâr esmedikçe 
    Yaşamak uyumak gibi. 
    Kişi ne zaman dinç; 
    Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.

    Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz? 
    Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik. 
    Ekmek olmak için önce 
    Buğday olmak gibi.


    Silinir sözcüklerden sen hatıra geldikçe 
    Cılız sözler: Uzanmak, yorulmak, durmak gibi. 
    Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene 
    Her ışık-kaynak gibi.

    En yakınlar zamanla yüzyıllarca uzak gibi,
    Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz, 
    Daha da yakınsın, daha da sıcak
    Bıraktığın toprak gibi.

    Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz, 
    Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi,
    Ancak senin havanda sağlıklar esenlikler:
    Olmaya devlet cihanda Atatürk'ü duymak gibi.




    Behçet NECATİGİL
    Atatürk'ü Duymak - Behçet Necatigil

  • Mustafa Kemaller Tükenmez - Halim Yağcıoğlu

    Ekleyen: Sadık Doğan → 10 Kasım 2013 Pazar
    Tükenir elbet gökte yıldız, denizde kum tükenir 
    Bu vatan bu topraklar cömert 
    Kutsal bir ateşim ki ben sönmez 
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez

    Ben de etten kemiktendim elbet 
    Ben de bir gün geçecektim elbet 
    İki Mustafa Kemal var iyi bilin 
    Ben işte o ikincisi sonsuzlukta 
    Ruh gibi bir şey görünmez
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez 

    Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda 
    Bilimin yapıcılığın aydınlığında 
    Güzel düşünceler soyut fikirlerde ben 
    Evrensel yepyeni buluşlarda 
    Geriliği kovmuşum ben dönmez
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez

    Başın mı dertte beni hatırla 
    Duy beni en sıkıldığın an 
    Baştan sona herşeyiyle bu vatan 
    Sakın ağlamasın Kasım'larda Fatih'ler Kanunî'ler ölmez 
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez

    Halim YAGCIOGLU

    Mustafa Kemaller Tükenmez - Halim Yağcıoğlu

  • 10 Kasım Türküsü - Fazıl Hüsnü Dağlarca

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,
    Bozkır ovalarına, Erciyes'e Ağrı'ya,
    Ulusun egemen olduğunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte,
    Senin sustuğunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk; 
    Ana baba oğul kız, 
    Dere tepe bucak köy, 
    Yeryüzü yaşamalarımla değil 
    Oralarda, Senin gittigince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al,
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken,
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.


    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
    10 Kasım Türküsü - Fazıl Hüsnü Dağlarca