Browsing "Older Posts"

  • Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar

    Ekleyen: Sadık Doğan → 22 Ekim 2013 Salı
    Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar en sonunda yayımlandı. “Leylim Leylim” adıyla yayımlanacak kitapta 1954-59 arasında yazılmış 60’tan fazla mektup var.
    Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar
    Cumhuriyet'ten Aslı Uluşahin'in haberi şöyle:
    “Tuhaf Bir Erkek” romanının matbaadan çıkmasını beklediği günlerdi. Erkeklerden ve aşktan konuşuyorduk. Konu nasıl Ahmed Arif’e geldi anımsamıyorum. Mektuplardan o gün söz etti. Ölümünün ardından yayımlanmasını düşünmüş, sonra fikrini değiştirmişti. “Onun gibi bir adamın, büyük bir şairin yazdıklarının basıldığını niye görmeyeyim” diyordu.
    Mektupların “Leylâm, ömrüm” diye başladığını anlatıyordu: “Öyle lafları vardır onun. Kulunum, diye yazar. Birçok mektup var. Ama birini okursan hepsini okumuş gibi olursun.”
    “Tuhaf Bir Erkek” yayımlandığında yaptığımız söyleşide de müjdeyi vermişti; kitap yakında İş Bankası Kültür Yayınları’nca basılacaktı. Ne var ki Leylâ Erbil o “yakın”a yetişemedi, yayımlandığını göremeden hayatını kaybetti.
    Biz okurların bekleyişi ise 21 Eylül’de sona eriyor. “Leylim Leylim” hafta sonunda raflarda olacak.
    Yazanla okuyan arasındaki giz
    Kitabın editörü Ruken Kızıler, sunuş yazısında “Mektup, mektubu yazan ve gönderen ile mektubu alan ve okuyan arasındaki gizdir. Bu iki kişinin arasındaki giz silinemeyecek/değiştirilmeyecek bir biçimde kâğıda aktarılmış, söz uçamayıp çakılı kalmıştır. Tam da bu yönüyle ‘kaleme alındığı anın gerçekliği’ zaman tarafından aşındırılamadan, tüm tazeliği içinde korumaya alınmıştır” diyor.
    Zamanın aşındıramayacağı mektuplarda Diyarbakır’da sürgün Ahmed Arif’in sıkıntıları var: Adeta ölümle yaşam arasında gidip gelen bir sarkaç... Öte yanda, siyasi baskılar, yayın dünyasının ikiyüzlü yanı...
    Ama daha önemlisi, okurken “demek böylesi de yaşanmış” dedirten büyük bir aşk... Ahmed Arif “Leylim” diye başladığı bir mektubu şöyle sonlandırıyor:
    “Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur.”
    ‘Seni, anlatabilsem seni’
    Aşktan öte büyük bir hayranlık onunkisi: “Cihan insanları içinde en güzel, en iyi ve en namuslusu sensin.” Hatta kimi zaman Leylâ Erbil’i kutsuyor: “Bu senin hiçbir peygambere, hiçbir kahramana kısmet olmayan büyüklüğünden... Güzelliğinden... Kutlu ve saygıya layık oluşundandır.”
    Bir yerde de şöyle diyor: “İncil gibi, Tevrat gibisin Leylim. Hilesiz, arı ve duru.” Bunca paye biçtiği, Tanrılar katına yükselttiği kadını da herkese tanıtmak istiyor: “Elim erse, ayağım tutsa, seni bütün cihanın görebileceği bir kuleye çıkarır ve bağırırdım. ‘İşte insan buna derler! Böyle olmaya çalışın!’ İki milyar beş yüz milyon Âdem evladının seni tanımalarını, öğrenmelerini istiyorum.”
    Zaten “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiiri de “Seni, anlatabilmek seni” dizeleriyle başlamaz mı?
    ‘Oy sevmişem ben seni’
    Ahmed Arif, aynı adı taşıyan kitabındaki birçok şiiri Leylâ Erbil’e yazar. “Maviye, maviye çalar gözlerin, yangın mavisine” dediği, “de be aslan karam, de yiğit karam” diye seslendiği, “oy sevmişem ben seni” diyerek içini döktüğü ondan başkası değildir.
    Mektuplarının yanında, yayımladığı tek şiir kitabında yer alan ya da o dönemde dergilerde yayımlanan şiirleri de gönderir. Birinde “Sana ulaşmadan, kavuşmadan da bazı iyi mısralar yakaladığım oluyordu. Senden sonra, yahut seninle daha bir şair oldum” demekten kendini alamıyor, ancak şerh düşüyor sözüne: “Önce şiir değil benim için. Önce sen.”
    16 Temmuz 1955 yılındaki başka bir mektubunda da benzer ifadeler var: “Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile ‘sen’ olamaz. Bunu yaşamak gerek. En asıl gerçek bu işte.”
    Ahmed Arif, onu sade şairliğine değil, hayatta kalmasına da neden olarak görüyor. Sürgünlüğün sıkıntılarıyla uğraşırken, yokluk çekerken Leylâ Erbil onu hayata bağlayan bir köprü gibi: “Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni.”
    ‘Dostluk, sıcacık bir kuş’
    Peki, Ahmed Arif, aşkına karşılık buldu mu? Kızıler sunuş yazısında bu soruyu yanıtlıyor:
    “Leylâ Hanım bu mektuplarda dostluk sınırını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti. Ahmed Arif’in bu konumu kabullendiği mektuplarından anlaşılıyor.”
    Gerçekten de duygularını ifadeden geri duramasa da kabullenmişlik büyük ozanın satırlarına yansıyor. Hitaplar “cânım dostum”a evrilirken “dostluk avucumuza sıcacık bir kuş gibi konmuş bir kere” diye yazıyor:
    “Ama bunda benim yüküm daha ağırmış ne çıkar? Ya ben bundan hoşnutsam? Ya senin sade var olman bile beni saadetten çıldırtacak tatta bir gerçekse?”

    Bağlantılar: *http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/
  • Necati Cumalı'nın bilinmeyen bir şiiri bulundu

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Necati Cumalı'nın, bugüne kadar bilinmeyen bir şiiri ve makalesi, hayatının bir bölümünü geçirdiği İzmir'in Urla ilçesinde tesadüfen bulundu.

    Necati Cumalı'nın bilinmeyen bir şiiri bulunduUrla'da yayımlanan yerel bir gazetenin yazarlarından Namık Kemal Nomak, Urla Halk Kütüphanesi'nde araştırma yaparken, 1939 yılında Urla Halkevi tarafından yayımlanan ve ömrü 2 sayı ile sınırlı kalan ''Ocak'' Dergisinin ilk sayısına Cumalı'nın da katkı verdiğini fark etti.
    Dergide, mübadele ile 1923 yılında Urla'ya yerleşen, o tarihte İzmir Atatürk Lisesi'ni yeni bitiren ve Ankara Hukuk Fakültesi'ne gitmeye hazırlanan edebiyat sevdalısı genç Cumalı'nın bir makalesi ve bir de şiiri yer alıyor.
    Nomak, Cumalı'nın çok genç yaşta kaleme aldığı şiir ve yazıya ulaşmanın kendisini çok heyecanlandırdığını belirterek, yaptığı araştırmanın, Cumalı'nın şiir ve yazısının edebiyat çevrelerinde daha önce bilinmediğini ortaya koyduğunu söyledi.

    Ocak Dergisi'nin 19 Şubat 1939 tarihli ilk sayısının 8 ve 9. sayfalarında Cumalı'nın ''Beğenmek'' konulu makalesiyle ''Ümitlerimin Gemisi'' adlı şiirinin yer aldığını ifade eden Nomak, ''Ocak Dergisi'nin ilk ve ikinci sayıları, Urla Halkevinin 1930'lu yıllardaki verimli kültür, sanat, edebiyat çalışmalarının gelecek kuşaklarca bilinmesi için dikkatle okunmalıdır'' dedi.
    Urla ilçesinde yaşamış olan çok sayıda edebiyatçıdan biri olan ve ilçede her yıl adına ''Edebiyat Günleri'' düzenlenen Cumalı'nın, yayımlanan ilk eseri olduğu sanılan şiiri şöyle:
    ÜMİTLERİMİN GEMİSİ
    Uzun direklerin ucuna
    Uzak iklimleri çiziyor duman.
    Beyaz köpüklü sular ardına,
    Gömülüyor hatıralarıyle liman.
    Gemim gidiyor, gidiyor
    Hafif dumanında
    Martılarıyle
    Gemim gidiyor, gidiyor
    Tayfalarının dudaklarında
    Şarkılarıyle,
    Bembeyaz güvertesinde duran,
    Mavi elbiseli gemicilerim
    Selâm, sevgi hasret taşıyor
    Bembeyaz yelkenlerine vuran
    Hayallerimin rüzgarıyle
    Gemim yaklaşıyor, yaklaşıyor
    Ah! direkleri, kollar gibi, Allah'a yükselen
    Teknesi, göynüm gibi, yeşil sularda yüzen
    Gemim!..
    Ah! sevgiliye ümitlerimi götüren
    Bahriyelilerim
    Çabuk git, çabuk, gemim benim
    Seni, narin ellerinde, kalpleri gibi, mendilleri titreyen,
    Mavi gözleri yaşlı, genç kızlar bekliyor.
    Seni, hovarda bahriyelilerin parasını yiyen,
    Dudakları boyalı kadınlar bekliyor?
    Seni, bir çam kabuğuna bütün hasretiyle işleyen,
    İhtiyar kaptanın mavi elbiseli oğlu;
    Seni, içleri uzak diyarların hasretiyle dolu,
    Yanık derili, yalınayak, çocuklar bekliyor
    Git gemim, git?
    Seni, bütün denizi ve gemileri sevenler
    Seni, beyaz yelkenlerde rüya görenler
    Bekliyor
    Git gemim, çabuk git
    Benden selam, sevgi götür,
    Aşkımı, ümidimi götür
    Bekleyenlere
    Git gemim, git!..
    Ah! ne oldu öyle birden?
    Bin hayalle yüzdürdüğüm gemim?
    Koptu yavaş yavaş orta yerinden
    Yarime yazdığım mektubum benim!..
    Kâğıt gemim gittikçe yan yatıyor.
    Uzanmış sevgilimin küçük elleri,
    Gemimin direkleri gibi, suya
    Zavallı bahriyelilerim atıyor,
    hasretle işlediğim mavi elbiseleri,
    İçimin direkleri
    Gibi, suya
    Sular, onu, yılların aşkımızı örttüğü gibi, örtüp unutuyor.
    Gemim ümitleriyle, hatıralarıyle, bahriyelileriyle batıyor!.

    Bağlantılar: 
    *http://www.internethaber.com
  • Ümraniye Belediyesi Geleneksel 10. Şiir Yarışması

    Ekleyen: Sadık Doğan → 1 Ekim 2013 Salı
    Ümraniye Belediyesi Geleneksel 10. Şiir Yarışması
    Belediyeden yapılan açıklamaya göre, teması "100. Yılına Girerken Çanakkale Destanı" olarak belirlenen yarışmada, dereceye girenlere ödülleri törenle verilecek.

    Ödül alan eserler ve sergiye değer görülen eserler, Ümraniye Belediyesi tarafından çeşitli yerlerde sergilenecek.

    Geleneksel resim birinciliği elde eden esere 10 bin, ikinciye 8 bin, üçüncüye 6 bin ve her biri 2 bin lira olarak belirlenen 10 mansiyon olmak üzere toplam 44 bin lira para ödülü verilecek.

    Geleneksel hikaye yarışması bu yıl serbest temalı olacak. Hikaye yarışmasında birinciye 8 bin, ikinciye 6 bin, üçüncüye 4 bin ve her biri bin 500'er lira olarak belirlenen 10 mansiyon olmak üzere toplam 33 bin lira para ödülü verilecek. Ayrıca dereceye giren eserler Ümraniye Belediyesi tarafından kitaplaştırılarak edebiyat dünyasına kazandırılacak.

    Geleneksel şiir yarışmasının teması ise "100. Yılına Girerken Çanakkale Destanı" olarak belirlendi. Yarışmada, birinciliği elde eden şiire 5 bin, ikinci şiire 4 bin, üçüncüye 3 bin ve her biri 1000'er liradan 10 mansiyon olmak üzere toplam 22 bin lira ödül verilecek. Şiir yarışmalarında dereceye giren eserler, önceki yıllarda olduğu gibi kitaplaştırılacak.



    Düzenledikleri geleneksel hikâye, şiir ve resim yarışmalarının 10. yılında, binlerce yeteneği bu alanlara kazandırdıklarını söyleyen Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can, belediye olarak önemli bir sosyal sorumluluğu yerine getirdiklerini ifade etti. Her yıl artan bir heyecanla gerçekleştirdikleri yarışmaların kendi alanlarında birer marka haline geldiklerine değinen Başkan Hasan Can, bu yıl 10. kez düzenlenen Geleneksel Resim, Şiir ve Hikaye Yarışması’nın her yıl olduğu gibi bu yılda büyük ilgi uyandıracağına inandıklarını belirtti. Her yıl yurt içi ve yurt dışından katılımın olduğuna dikkat çeken Başkan Hasan Can, yarışma sonucunda dereceye giren resim, hikâye ve şiirleri bu yıl da kitaplaştıracaklarını ve ödüllü resimleri de çeşitli salonlarda sergileyeceklerini hatırlattı.


    İletişim ve ayrıntılı bilgi için:                                               
    *http://www.umraniye.bel.tr/bpi.asp?caid=40&cid=17056        
    Başvuru Formu