Browsing "Older Posts"

  • Sezai Karakoç'un Mona Roza Şiiri ve Hikayesi

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Ağustos 2013 Salı
    Sezai Karakoç'un gönlündeki muhacir kızına yazdığı Mona Roza şiirinin hikayesi
    Sezai, gelecekte başına geleceklerden habersizce üniversiteyi kazanması üzerine Ankara Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesine gider. Bir zaman sonra başlar dersler ve okula gidip gelmeye başlar Sezai Karakoç. O zamanlar yeni bir üniversite öğrencisi olmanın heyecanını taşımaktadır. Dersler devam ederken neden sonra gönlünü bir muhacir kızına kaptırır.

    Bu kaptırış rüzgarın önüne atılmış bir tüy gibi hayatını sürükleyecektir. Sonu olmayan bu başlangıç ömrü boyunca sürecek bir aşkın habercisidir. Kısa bir süre sonra aşkına dayanamayıp kıza açılmaya karar verir. Fakat, kızın kendini terslemesini ve ret cevabını alma riskini göze alamamaktadır. Anadolu'nun bağrından gelen genç Sezai Karakoç'un kalbi kırılmıştır. Ama bu kırgınlık fazla uzun sürmez. Sezai geri toparlanır ve şansını tekrar denemeye, hedeflediği aşkı yaşamak için elinden geleni yapmaya, karar vermiştir.


    Şairimiz dört yıl boyunca bu aşkı yaşamış gönlünü yakmış. Gün gelmiş sene sonu gelmiştir. Ankara Üniversitesinin öğrencileri dört yılın yorgunluğu ve okulu bitirmenin heyecanıyla mezuniyet gecesinde birleşir. Kalabalık bir mahşer gününü andırır. O kalabalığın içinde olmayanlarda vardır, Sezai Karakoç. Genç aşık, o gün büyük bir istek üzerine şiir yazdığının da bilinmesi üzerine kürsüde bir şiir okumak için bulunur. Ve o an gelir Sezai Karakoç anons edilir. Kürsüye çıkan Sezai, ana baba misafir öğretmen öğrenci deryasına bir bakar. Kalabalığın içinde aşkını arar, gönlünde yer alamadığı kusursuz sevdasını... Ve neden sonra başlar şiirini okumaya...

    Mona roza siyah güler ak güller
    Geyve’nin gülleri beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah senin yüzünden kana batacak
    Mona roza siyah güller ak güller

    Şiir bitene kadar o kalabalıktan hiç bir ses gelmez. Oysa Sezai Karakoç şiirin tamamını sevdiğinin gözlerinden gözlerini hiç ayırmadan okumuştur. Son kıta da başlayan uğultular, kalabalığın şiiri çok beğendiğini mırıldayan dudaklar ve bu aşk kime diye sorular sorular arasında bir kız? O kız ki Sezai'nin gönlünün sahibi dört yıl boyunca nasıl fark edemedim böyle bir aşkı dercesine kalabalıktan sıyrılıp kürsüye yaklaşır. Ve bağırarak seni kabul ediyorum der. Fakat, gurur aşkın önüne geçmiştir. Sezai, bu seferde ben seni kabul etmiyorum diyerek arkasını döner. Ne kadar yürekten söylediği tartışılsa da gönül susmuş dudaklar konuşmuştur. Delikanlı şair Sezai Karakoç, o günden sonra bir daha kızı görmemiştir. O kız Muazzez Akkaya'dır.


    Şiirin baş harflerine dikkat ediniz...


    Mona Roza

    Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek...

    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin, ellerin ve parmakların

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım uymaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Sezai Karakoç

    Güncelleme: "Sezai Karakoç'un Mona Roza Şiiri ve Hikayesi"nin kaynağı belli olmayan uydurma bir hayal ürünü olduğunu Şair Esat Selışık'ın uyarısı ve bilgilendirmesi üzerine fark ettik. Kendisine teşekkür ediyoruz. 


    Aşağıda bu hikayenin uydurma olduğunu kanıtlayan Ahmet Hakan'ın yazısını sizlerle paylaşma gereği duyduk.*


    Muazzez Akkaya'yı buldum

    ŞAİR Sezai Karakoç'un meşhur "Mona Roza" şiirinde, Türk edebiyatının en mahrem akrostişi gizlidir.

    Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde "Muazzez Akkayam" çıkar.

    Karakoç, 1950'de Mülkiye'de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri.

    Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır.

    Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir.

    60'larda daktiloyla, 70'lerde teksirle, 80'lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır.

    Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir.

    Şöyle başlar:

    "Mona Roza siyah güller ak güller / Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona roza siyah güller ak güller."

    * * *
    Ketumluğu, vakarı, onuruna düşkünlüğü, içe kapanıklığı, aşırı kırılganlığı ve küskün bir çiçek oluşuyla tanınan Sezai Karakoç'un, tam 50 yıl Muazzez Akkaya hakkında tek bir kelime etmesi tabii ki beklenemezdi.

    Herhangi bir babayiğidin de Muazzez Akkaya konusunu Sezai Karakoç'a sormaya cüret etmesi de düşünülemezdi.

    Bundan dolayı Muazzez Akkaya, Türk edebiyatının bir büyük gizi olarak kaldı.

    Giz devam ettikçe de, efsane üretmeye meyilli tipler girdi devreye.

    Neler neler anlatılmadı ki...

    En meşhur hikáye şudur:

    Güya Sezai Karakoç, Mülkiye'de okuyan Muazzez Akkaya'ya aşkını itiraf etmiş ama karşılık bulamamış, bunun üzerine "Mona Roza" şiirini yazmış, şiiri okuyan Muazzez Akkaya intihar etmiş.

    Bu rivayet, "Sezai Karakoç da bu nedenle hiç evlenmemeyi tercih etmiş" diye bitiyor.

    * * *
    Dikkat! Dikkat!

    Edebiyatımızın büyük sırrı çözüldü.

    Nasıl mı?

    Anlatayım:

    Bundan bir süre önce bir yazımda Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirine ve Muazzez Akkaya'ya şöyle bir değinmiştim.

    O yazının yayınlanmasının ardından New York'tan bir e-posta aldım.

    Şunlar yazılıydı e-postada...

    "Selam Ahmet Bey... Ben New York'ta doktorluk yapıyorum. Muazzez Akkaya'nın kızıyım. Yazınız ailecek çok hoşumuza gitti. Annemin adını yazınızda geçirdiğiniz için çok teşekkürler. Ayşe."

    Okuyunca "Vay be" diye haykırdım. Muazzez Akkaya'nın izini bulmuştum.

    Hemen bir yanıt yazdım: "Lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?"

    Yanıt şöyleydi:

    "Annem Mülkiye'de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç'un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı'nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik."

    * * *
    Muazzez Hanım'ın Mülkiye'de okurken "pingpong şampiyonu" olduğunu öğrenince...

    Hemen aklıma Sezai Karakoç'un "Ping-Pong Masası" adlı başka bir şiiri geldi.

    Şiiri bulup okudum...

    Şu dizelere dikkat kesildim:

    "Ha Sezai ha ping-pong masası / Ha ping-pong masası ha boş tüfek / Bir el işareti eyvallah ve tak tak / Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi / Ne kadar güzel ne kadar sıcak / Tak tak tak tak tak."

    Gözümün önüne şöyle bir görüntü geldi:

    Ezik ama onurlu Ergani çocuğu Sezai, uzak bir köşeden Muazzez'in pingpong oynamasını izlemektedir. Muazzez topa şımarık bir edayla vurdukça "Ha Sezai ha ping-pong masası" diye içlenmektedir.

    Ne dokunaklı değil mi?

    * * *
    Hadi girin internete ve bu çok eski devirlere aitmiş gibi gözüken dokunaklı aşka nüfuz etmek için "Mona Roza" şiirini bulup okuyun.

    50 yıllık büyük gizin aydınlanmasının hatırına...

    Bir parça kederlenip aşka olan imanınızı tazeleyin.

    Okuyun ve içinizi ısıtın:

    "Yağmurlardan sonra büyürmüş başak / Meyveler sabırla olgunlaşırmış / Bir gün gözlerimin ta içine bak / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak."


    * Ahmet HAKAN  ahmethakan@hurriyet.com.tr 
  • Rüştü'den gelen mektup - Muzaffer Tayyip Uslu

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    - OKTAY RİFAT`A-

    Önce bütün şairlere selam
    Sonra şunu söylemek isterim
    Ölüm hiç te güzel değil
    Ne sabah var ne akşam

    Sokakların ellerinden öperim
    Bana yaşamasını öğretmişlerdi
    Dost olsun düşman olsun
    İnsanlara iyi günler dilerim

    Söyle sarı saçlı daktiloya
    Ben yokum artık
    Vefasız dostlara hatırlat
    Kimseye kalmaz o dünya

    Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
    Fakat hakkı varmış Oktay`ın
    ``Hatıralar da dal istiyor
    ``Kuşlar gibi konacak`` 


    Muzaffer Tayyip Uslu
    Rüştü'den gelen mektup - Muzaffer Tayyip Uslu

  • Türkiye'nin Şair Haritası - Doğan Hızlan

    Ekleyen: Sadık Doğan → 15 Ağustos 2013 Perşembe

    Türkiye'nin Şair Haritası - Doğan Hızlan 


    YASAKMEYVE’nin beğendiğim bir ekini yazacağım bugün. 


    Dergi, Türkiye Şiir Rehberi adlı bir ek vermeye başladı. 
    Şairlerin doğdukları yeri esas alan, alfabetik sıralı bir ek. 
    Türkiye'nin Şair Haritası - Doğan Hızlan İlk olarak Adana’da doğan şairlerle başlamış. İlk sayının son iki sayfasını Adıyaman oluşturuyor. Eski ansiklopedi fasikülleri gibi bir şairler sözlüğü olacak gibi görünüyor. Çok beğendim.Şairlerin doğduğu şehirlerin yetişmelerinde, edebiyat ortamını benimsemelerinde, muhiti solumalarında ve Türkiye’ye bakışlarında etkisi vardır.
    Bu açıdan biyografilerin önemine hep değinirim.

    Türkiye Şiir Rehberi’nin ayrı bir işlevi olduğunu da belirtelim. Doğdukları şehir dolayısıyla birçok unutulmuş ya da şimdi okunmayan şairleri de anımsamamıza vesile oluyor.
    Biyografilerde nesnel değerlendirmeler yapılması, bu tür eklerden beklediğim bir yazı tarzı.Ekte yer alan şair bibliyografyaları araştırmacı ve yazarlar kadar, şiir meraklılarının da yararlanacağı bir kaynak.

    (*) Yasakmeyve 63, İki Aylık Şiir Dergisi, Temmuz-Ağustos 2013. 

  • Ahmet Erhan boşluğu aramızda

    Ekleyen: Sadık Doğan → 14 Ağustos 2013 Çarşamba
    Ne kolay yazdı gazeteler, Ahmet Erhan öldü dediler.
    Sözcükler gülümsemeyi kesti. İçten içe bir sıkıntı, yolcusuz ve dilsiz…
    Ahmet Erhan boşluğu aramızda

    Şiirlerin şimdi, ne yana aksa yalnızlıkla çoğalıyor. Fotoğrafların geçiyor her yerden. Hüzünyüz fotoğrafların. Hiç unutmuyorum: “Sararmış bir devrimci fotoğrafıdır hayatım” demiştin yıllar önce. Anılar, kavgalar, giden arkadaşlar ve kalan yoldaşlar; hepsi aynı kadrajın içinde. Yenilgiler ve savruluşların tam da orta yerinde. İnsansız kalmanın o büyük acılarını öğretip bedenine yürüdün hep yüreğince. “Çünkü yürümek her şeydir…
    Bedenim su alıyor, denizim hırçın
    Beni artık buraya göm adamım
    Seyir defterimde sarhoş imzalar
    Tayfalar teyakkuz halinde, bense yorgunum
    Ne demişti Nazım Usta; “çok yorgunum / beni bekleme kaptan/ seyir defterini başkası yazsın…” Başka hayatların başka zamanlarda tekrarlanan yalnızlığından söz ediyorum. Şairlerin kaderi mi yoksa kederi midir bu? Bu sorunun anlamsızlığını da biliyorum. Kendi içinin sürgünü olmakla ülkesinden sürülmenin kardeşliğini de anlıyorum Ahmet abi.
    Tatsız ve solgun bir Ankara akşamında; belki bir meyhane çıkışı, uzun uzun yürümek isterdim seninle. Bu dünyanın bize göre olmadığından, seyircisiz hayatlardan ve şiirden konuşurduk. Hayır, hayır bunlardan değil; “alkole imar izni çıkarmakla uğraşan” memura duyduğumuz sevgi ve hayranlığımızdan söz ederdik mutlaka. Bir tüy gibi hafiflerdik. Üzüntüm de en çok bundan Ahmet abi, şiirdendi tek tanışıklığımız iki lafın belini hiç kıramadık.
    Burda, bir Ahmet Erhan var uzakta
    Taşikardi, ülser ve panik ataklı anksiyeteyle dalaşır
    Aşağıeğlence'den çıkın, Etlik İlkokulu'nun altında
    Ankara'da, bir belediye otobüsü yalnızlığını yaşar
    Görseniz bir yerlerden hatırlarsınız mutlaka
    Susmalar ve üzünçler beşiği bir beden. İnsansız günler. Nereden sustuysan oradan üzerine dökülen kızgın hayat. Kendini hep acılar ayazında unutman, bunlar hep senin seçimindi Ahmet abi. Kendini gürül gürül akan bir dünyanın dışına çektin hep. Sorgulamıyorum, haklıydın belki de. Bizler yanlış yerde duruyorduk. Kim bilir, işlerimiz ve didişmelerimiz o kadar basitti ki sana görünmekten çekiniyorduk.
    Matarana alkol, ekmeğine tuz, şiirine ölüm düştü…
    Bir doğum gününde kendine armağan ettiğin bu dizeler, buluşma yerine gelmemiş ölümle ilk söyleşin miydi? Bilinmiyor. Ama kapın açık bekledin ölümü. Beyaz bayraklar çektin kalbine ve hep öyle bekledin. Bir yeryüzü fazlası bedenine huzurun adresi olarak o sonsuzluğu reva gördün. Buralardan umudu kesmenin bir anlatıcısı oldun. Dünyayı her zaman bir kusmuk tadında algıladın. Çünkü sen, sana iyilik edenlerin yüzüne tükürdün. Ve en çok düşmanlarını sevdin. Zaten şairler; bir parça kimsesizlikten yaratılmıştır, değil mi Ahmet abi?
    Hızlı yaşadım genç ölmedim
    Bir koşuymuş hayat geç anladım
    Otuzu geçiyorken saate baktım
    Ben yalnız bir adamım tırnaklarım uzamaz
    Çok genç gittin Ahmet abi. Bizi inandırmaya çalışma!
    Bir kelebeğin ömrünü bile doldurmadın. Erkenci davrandın. Kendine bunu yaptın da şiirin suçu neydi? Dünyaya çarpan şiirlerinin görüp göreceği bu kadar mıydı? “hayır, hayır, hayır, hayır / duymak istemiyorum tek sözcük bile…” Ahmet Erhan şiiri öksüz bırakıp göçtü diye.
    Ne kolay yazdı gazeteler, Ahmet Erhan öldü dediler.
    Yaşamak bu dünyayı ödüllendirmektir artık” dedin ve gittin. Deniz, unutmayacak adını ve seni Ahmet abi…
    Çünkü o ismi verirken, tarihe karşı yürüyen tüm bedenleri oğlunla anmak istemiştin. Bizler de senin adını her duyduğumuzda bir Ahmet Erhan yalnızlığına kadeh kaldırıp Kızılay’dan Ulus’a doğru yürüyen şiirlerini anımsayacağız durmadan.
    Ve kabul edersen son yolculuğunda sana yazdığım bir şiir ile yürüdüm arkandan:
    şair ölünce
    nar ağacından bir yaprak düşermiş
    avluya ve defterlere
    gözyaşı alkışları, iki dudak arası sis
    ankara'da söz bitermiş…
    şair ölünce
    şarkılardan bir nota düşermiş
    toprağa ve mendile
    kanaması uzun, ezgisi bir kişilik
    kadehte rakı ekşirmiş…
    şair ölünce
    dünya kapıları kapanırmış
    evi değil, şiiri değil
    arkasından en çok
    yine kendisi ağlarmış...

    Yazan: Ömer Turan
    Bağlantılar: 
    *http://haber.sol.org.tr/yazarlar/omer-turan/
  • Can Yücel'e 14. Ölüm yıldönümünde anma

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Can Yücel, ölümünün 14. yıldönümünde,  Kuzguncuk’ta anılıyor.
    Türkiye Yazarlar Sendikası, Kuzguncuklular Derneği ve Can Yücel Dostları tarafından ortaklaşa düzenlenen “Elbet bir çapulculuğu var akşamüstü saat beşte” adlı anma toplantısı, saat 19.30’da Kuzguncuk Çınaraltı Parkı’nda gerçekleşecek.
    Can Yücel'e 14. Ölüm yıldönümünde anma

    Can Yücel’i anma toplantısının katılımcıları arasında Adnan Özyalçıner, Egemen Berköz, Sennur Sezer, RefikDurbaş, İsa Çelik, Nadir Göktürk, Yaşar Miraç, Gülsüm Cengiz, Müslüm Çelik, Mustafa Köz, Ferruh Tunç, Cihan Oğuz, Ercan Kesal, Metin Üstündağ, Hüsnü Arkan, Ayhan Bozkurt ve Cengiz Kılçer yer alıyor.
    Dostları Çınaraltı Parkı’nda Can Yücel’i anlatacaklar ve şiirlerinden örnekler okuyacaklar. Saat 21.00’de de Kuzguncuk Mülkiyeliler Birliği’nde fotoğraf sanatçısı İsa Çelik’in hazırladığı bir sinevizyon gösterisi yapılacak.
  • Ey Oğul Yazıcı Olursan - Özdemir İnce

    Ekleyen: Sadık Doğan → 11 Ağustos 2013 Pazar
    Ey oğul bir gün yazıcı olursan 
    gözü gözünde yüreği yüreğinde eli elinde 
    inancın tadını söyle ülkemin çocuklarına 

    Ey oğul bir gün yazıcı olursan 
    kuşkunun birikmenin ve beklemenin yazıcısı 
    sakın masal anlatma ülkemin çocuklarına 

    Zaman akıp gitmekte dağ taş değişmektedir 
    demir paslanmakta temel çürümektedir 
    al kalemi bildiğin en gerçek sözü yaz 

    İşte ateş tuğlası ağaçlar kökleri 
    işte ayağımızın bukağısı sırtımızdaki hançer 
    yazılmamış şiir isimsiz kapalı kitap 

    Erkeklerimiz var elmanın bir yarısı 
    biraz sabır biraz öfke biraz sarmaşık 
    sorusu sorulmamış yanıt boynu Pir Sultan 

    Ey oğul bir gün yazıcı olursan 
    sesini sev sevgini çoğalt yüreğini aç 
    onu güzel ölüyü anlat ülkemin çocuklarına

    Özdemir İnce

    Ey Oğul Yazıcı Olursan - Özdemir İnce

    1 Eylül 1936’da Mersin’de dogdu. Gazi Egitim Enstitüsü Fransizca Bölümü’nü bitirdi. Lise ögretmenligi yapti. Ardindan Pariste Sorbonne Üniversitesi’nde egitim gördü. Bir süre ögretmenlik yapti ve 1969’da TRT’ye girdi. 1982’de kurumdan "gönülsüz" emekli oldu. Çeviri yaparak hayatini kazandi. 1989’da Istanbul’a yerlesti. Can Yayinlari’nda editörlük yapti. Hürriyet Gazetesi'nde yazdı. Aydınlık Gazetesi'nde yazıyor.
                                                                                                                              
  • Şair Ahmet Erhan'ı Kaybettik

    Ekleyen: Sadık Doğan → 5 Ağustos 2013 Pazartesi
    Şair Ahmet Erhan, bir süredir tedavi gördüğü gırtlak kanserine yenik düşerek 55 yaşında aramızdan ayrıldı.
    Şair Ahmet Erhan'ı Kaybettik

    Ankara doğumlu şair, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş, Ankara’nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yapmıştı.
    Adana Demirspor Genç Takımı’nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976’da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti.
    Hayatının büyük bir bölümünü Ankara’da geçiren Erhan, 2001 yılında İstanbul’a yerleşti.
    *Şiirleri şarkı oldu
    80'li yıllarda şiirleri dilden dile dolaşan Ahmet Erhan'ın bazı şiirleri sonraki yıllarda şarkılarda da yer aldı. "Bugün de ölmedim anne" şiirini Ahmet Kaya "Dardayım" adlı parçasının sonunda seslendirmişti. Ünlü rockçı Teoman da Erhan’ın “Oğul" şiirini besteledi.
    *Kitapları
    Alacakaranlıktaki Ülke (1981) – Behçet Necatigil Şiir Ödülü, 
    Yaşamın Ufuk Çizgisi – Akdeniz Lirikleri (1982), 
    Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin (1984), 
    Deniz, Unutma Adını! (1992) – Yunus Nadi Armağanı, 
    Öteki Şiirler 1976-1991 (1993), 
    Sevda Şiirleri / Zeytin Ağacı (1993), 
    Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi (1997) – Cemal Süreya Şiir Ödülü, Halil Kocagöz Şiir Ödülü, 
    Köpek Yılları (1998), 
    Ölüm Nedeni: Bilinmiyor (1998), 
    Resimli “Ahmetler” Tarihi (2001), 
    Bugün De Ölmedim Anne – Toplu Şiirler (2001), Ankara – İstanbul Karatreni (2001), 
    Ne Balık Ne De Kuş (2002), 
    Kaybolmuş Bir Köpek İlanı(2003), 
    Şehirde Bir Yılkı Atı (2005) – Behçet Aysan Şiir Ödülü, 
    Buz Üstünde Yürür Gibi – Seçme Şiirler (2006), 
    Sahibinden Satılık (2008) – Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü
    *Kim ne dedi?

    Orhan Alkaya: Bu ne zalim, ne hak bilmez Pazar. Ah Erhan'ım. Ah! İpek sesli kardeşim Ahmet Erhan!

    Ahmet Ümit: Şair Ahmet Erhan sonsuzluğa yürüdü. Bir yıldız daha çoğaldı gökyüzü.

    Semih Gümüş
    : 1981'den başlayarak Ahmet Erhan ile Ankara'da başlayan bir arkadaşlığımız oldu. Hem kuşağımızın hem bütün şiirimizin çok önemli bir şairiydi. Rahatsızlığı uzun yıllara yayılıyordu. Ahmet Erhan'ın şiirleri her zaman okunacaktır. Sevgiyle anıyoruz, öyle hatırlayacağız.

    Bağlantılar:
    http://www.edebiyathaber.net
    * http://www.turnusol.biz
    * http://www.avrupa-postasi.com
  • Kelepçenin Utancı - Hüseyin Haydar

    Ekleyen: Sadık Doğan → 4 Ağustos 2013 Pazar
    Ben bir kelepçeyim,
    Sıradan, sadık bir polis kelepçesi.
    Utanıyorum kelepçeliğimden, bugün,
    Katilin, kalpazanın değil, 
    Vurdular beni, yurtseverlerin bileklerine.

    Kelepçe deyip de geçmeyin,
    Kelepçenin de bir onuru vardır.
    Akıllı sayılmam, ama aptal da değilim.
    Adalet adına işe aldılar,
    Vurdular beni, adaletin ellerine.

    Ben bir kelepçeyim.
    Çok çalışmış, çok görmüşüm. 
    Tiksiniyorum kelepçeliğimden, bugün, 
    Demirimden, zincirimden, anahtarımdan.
    Tertipçinin, tetikçinin değil,
    Vurdular beni, kalem tutan yiğitlere.

    Vurdular beni ateşli yüreklere,
    Vurdular ufuklara, denizlere, poyrazlara, 
    Kayalara, yıldırımlara, tunçlara...
    Vurdular beni halkın bilincine, nefesine,
    Vurdular Memet'in pençesine.

    Ben bir kelepçeyim,
    Cesur değilim, ama korkak da sayılmam.
    Vurdular beni fabrika bacasına.
    Vurdular işçi nafakasına, esnaf kapısına,
    Vurdular aydının düşüncesine,
    Çevirdiler beni zalim kelepçesine. 

    Ulu günüm olacak o gün,
    Vurulunca alçakların bileklerine.
    Vurulunca hortumcunun, yağmacının,
    Din baronunun nazik ellerine...
    Ulu günüm olacak o gün,
    Vurulunca saltanat gemisinin dümenine.
    Kelepçenin Utancı - Hüseyin Haydar - Zor Günlerin Şiiri


    HÜSEYİN HAYDAR ÖZ YAŞAM ÖYKÜSÜ

    1956 - Trabzon'un Araklı ilçesi, Yeşilce köyünde doğdu. 
    1963 Yedi yaşında ailece Erzurum'a göç etti. Aynı yıl İlkokula başladı. 
    1964 - Ailenin yeni kente uyum sağlayamaması ve annenin hastalığı nedeniyle Trabzon'a döndü. 
    Bir yıl sonra yeniden Erzurum.
     

    1967 - Ortaokula başladı. Resim ve şiirde yetenek gösterdi. Resimleri arkadaşlarının resimleriyle birlikte, Erzurumlu istidatlı çocuklar adıyla İstanbul'a getirilerek, Taksim Sanat Galerisinde sergilendi. Şiirleri okulda basılan Ayna adlı dergide yayımlandı. 

    1970 Liseye başladı. İlk gençlik yıllarında 12 Mart fırtınasını yaşadı. 
    1971 - Atletizme yöneldi. Bölge yarışmalarında 110 m. engelli dalında kent birinciliğini, sırıkla yüksek atlama bölge 2.'ciliğini kazandı. Atletizm Milli kampına çağrıldı. 

    1973 - Cumhuriyetin 50. yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın açtığı şiir yarışmasında 1. oldu. Bu yıllarda birkaç sayı Taşra, Haykırış adlarında edebiyat, kültür dergileri çıkardı. 

    1974 - İstanbul'da Üniversite'ye başladı. Adı sonradan İstanbul Ticari Bilimler Fakültesi olan Beyazıt Maliye Muhasebe'yi dördüncü sınıfta bırakmak zorunda kaldı. 

    1975 - Şili darbesini konu alan Şili Yenilgisi adlı iki perdelik oyununu yazdı. Oyun Dev-genç tiyatrosu tarafından Kenterler Sahnesinde oynandı. 

    1979Ocak ayında kurduğu Halkbilimi Araştırma Kulübünün faaliyetlerini yürüttü. Trabzon ve Rize köylerinde folklor araştırmaları yaptı. Okullarda devrimci-halk kültürü bildirileri dağıttı. 

    1979 - Toplum ve Sanat, Sanat Emeği, Edebiyat Cephesi, Türk Dili, Varlık, Yazko Edebiyat, 
    Milliyet Sanat vb. önde gelen dergilerde şiirleri yayımlanmaya başlandı.
     

    1980 - Çocuklar için "Kanat Kanata" adlı masal kitabını yayınlandı. 
    1981 - Kısa adı YAZKO olan Yazarlar ve Çevirmenler Kooperatifi'nde Memet Fuat'ın yönettiği Yazko Edebiyat dergisinde yazı kurulu üyeliği, Ahmet Cemal'in yönettiği Yazko Çeviri ve Selahattin Hilav'ın yönettiği Yazko Felsefe dergilerinde teknik yönetmenlik yaptı. 

    1981- İlk şiir kitabı Acı Türkücü dosya halinde, 1981 Akademi Kitabevi Şiir Birincilik Ödülünü kazandı. Kitap Ödül Alan Kitaplar Yayınevi tarafından basıldı. 

    1983 - Kara Şarkılar YAZKO Yayınları arasından 3.300 adet basıldı. Aynı yıl, Kemal Özer'in yönettiği Varlık Dergisinde yazı kurulu üyeliği ve De Yayınevinde teknik yönetmenlik yaptı. 

    1984- Cumhuriyet Gazetesi'nde düzeltmenlik ve bazı yayınevlerine redaktörlük görevlerini üstlendi. Yaşamını yazarak kazanma çabasıyla ansiklopedilere madde yazdı. 

    1985 - Merkez Ajans'ta reklam yazarlığına başladı. 
    1987 - Üçüncü şiir kitabı Yıldız Tutulması Cem Yayınevi tarafından yayınlandı. 
    1993 - Aralık'ta Sudan Gövde Adam Yayınlarından çıktı. 
    2003 - Mart ayında Ulusal Kanal Yayın Kurulu üyeliği ve görsel yönetmenliğine başladı, Doğu Tabletleri adlı şiir dizisinin ilk on şiirini E Dergisinde yayımladı. Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi oldu. 

    2004 - İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu, Ulusal Bilim ve Strateji Merkezi üyeliğine seçildi. 
    2011- Haziran ayında Zor Günlerin Şiirleri, Kasım ayında ise Doğu Tabletleri Kaynak Yayınları'ndan çıktı. 

    2011 - TROYA Kültür ve Sanat Şiir Ödülünü aldı. 
    2012 Pek çok şiiri yabancı dillere çevrilen Hüseyin Haydar, halen Ulusal Kanal'da Edebiyat Cephesi programını hazırlayıp sunuyor, şiirlerini her hafta Aydınlık Gazetesinde yayınlamayı sürdürüyor.


    Son Güncelleme: 04.08.2013
    Bağlantılar:
    http://huseyinhaydar.com/index.html
    * http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/hueseyn-haydar/
  • Edgar Allan Poe'nin kayıp şiirinin elyazması rekor fiyata satıldı

    Ekleyen: Sadık Doğan → 1 Ağustos 2013 Perşembe
    Edgar Allan Poe’nun uzun süredir kayıp olduğu düşünülen bir şiirinin elyazması rekor fiyata satıldı.
    Edgar Allan Poe'nin kayıp şiirinin elyazması rekor fiyata satıldı

    Amerikalı ünlü yazar ve şairin “The Conqueror Worm” adlı şiirinin müsveddesi Massachusetts eyaletinde düzenlenen bir müzayedede 300 bin dolara satıldı.

    The Standard Times gazetesine göre, el yazısıyla yazılmış Poe imzalı şiir Boston yakınlarındaki Marion’da bir koleksiyoncu tarafından satın alındı.

    Şiir 1920’lerden bu yana Rhode Islandlı bir ailenin mülkiyetindeydi.

    “The Conqueror Worm”un 1830’larda yayımlandığı ve yazarın basılan yüzden fazla şiiri arasında yer aldığı belirtiliyor.

    Richmond, Virginia’daki Edgar Allan Poe Müzesi’nin küratörü Chris Semtner, özgün elyazmasının uzun süredir kayıp olduğunun düşünüldüğünü söyledi.

    Müzayedeciler belgenin en fazla 20 bin dolara satılmasını bekliyordu.



    Kaynak: http://kitap.radikal.com.tr/Makale/