Browsing "Older Posts"

  • Temmuz ayının edebiyat dergilerine eleştirel bakış

    Ekleyen: Sadık Doğan → 31 Temmuz 2013 Çarşamba
    Ahmet Yıldız 2013 Temmuz ayının edebiyat dergilerini yazdı. 
    Temmuz ayının edebiyat dergilerine eleştirel bakış

    Gerçekedebiyat'ta uzun süredir ayın dergilerini yazmaya ara veren Ahmet Yıldız'ın edebiyat dergileri eleştirisini sabırsızlıkla bekliyorduk. Neyse ki temmuz ayında dergi eleştirilerini yeniden kaleme aldı.

    Biz burada sadece Ahmet Yıldız'ın yazısının -neden ayın dergilerini yazmaya ara verdiğini belirttiği- giriş kısmına yer vereceğiz: 

    Gerçekedebiyat.com sayfalarında uzun süredir "ayın dergileri"ni yazamadım.  Arayıp nedenini soran dostlarım da artık sormaz oldular. Bu yazılarımı okuyan -görünüşe göre- üç bin üç yüzün üzerindeki sadık okurumdan da özür diliyorum. Buradaki yazılar eleştirel bir okuma. Şöylecesine seçtiğim dergileri, çıkar gözetmeden -ki edebiyat uğraşının en yalın ve saygın özelliğidir bu!- yalnızca edebiyatın ve bizim iyiliğimiz için değerlendirmek; öznel, bunun için de bir belalı iş. Eleştirilerim karşısında üzülen ve kızanlar oldu. Bu beni etkilemedi değil. Hiç bir zaman teşekkür beklemedim ama yanlış anlaşılmak da insanı "yıkıyor" demek ki. Biraz bu yüzden yazmaya soğudum desem yanlış olmayacak. Bu tembelliğimin bir nedeni de bir derginin okumayıp ya da okuyup hakkını vermediğim atladığım, ıskaladığım bir yazısı, şiiri olunca bu kez benim üzülmem.  

    Yine de itiraf etmem gerekir  ki, her birine ayrı yazı yazılması gereken edebiyatımızın durumuna ilişkin bende birikmiş soru(nsal)lara, dergilerdeki  yazı, şiir, öyküleri bahane ederek, onlar üzerinden atıp tutmak işimi büyük oranda hafifletip onca yazı yazmaktan beni kurtarıyor.   

    Neyse, her katil suç işlediği yere döner; işimize bakalım.

    Ayrıntılı anlatımlarla eleştirisine yer verdiği dergilerden bazıları şunlar: Sincan İstasyonu, Akatalpa, Rind Edebiyat Kitabı, Basad Kültür Sanat, Yasak Meyve, Milliyet Sanat.

    Temmuz ayının edebiyat dergilerinin anlatıldığı bu yazının devamını okumak isteyenler http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/ayin-edebiyat-dergilerine-elestirel-bakis-temmuz-2013/1069 bağlantısına giderek bu keyifli eleştiriyi okumaya devam edebilirler.

  • Ahmet Necdet Şiir Ödülü 2013

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    4 Mayıs 2010’da aramızdan ayrılan şair Ahmet Necdet adına, ailesi tarafından düzenlenen şiir ödülünün 2013 şartnamesi şu şekildedir:

    Ahmet Necdet Şiir Ödülü 2013

    1) Eylül 2012 – Eylül 2013 arasında yayımlanan şiir kitapları ödüle katılabilir.  Herhangi bir nedenle ödüle katılamayan kitaplar, jüri başkanı ve jüri tarafından ödüle aday olarak gösterilebilir.
    2) Ödül bir kitaba verilecektir, paylaştırılamaz.
    3) Ödüle son katılma tarihi: 30 Eylül 2013
    4) Ödül töreni 2013 Tüyap Kitap Fuarı’nda yapılacaktır.
    5) Ödül tutarı 3000 (üç bin ) Türk Lirası’dır.
    6) Ödüle aday kitapların 8 adet olarak, Ödül Sekreteryası ( İsmail Biçer, Karlıktepe Mah. Atalar Cad. Cami Arkası Sokak, TRT Basın Sitesi, B Blok, D:2, Kartal / İstanbul) adresine gönderilmesi gerekiyor.
    7) Ödüle katılacak şairlerin, kısa özgeçmişlerini, nilgundemirag@hotmail.com adresine göndermeleri gerekmektedir.

    Jüri başkanlığını Leyla Şahinin yaptığı ödülün Jüri Üyeleri;
    Eray Canberk
    Prof. Dr. Cevat çapan
    Prof. Dr. Gertrude Durusoy
    Prof. Dr. Nejat Gacar
    Tarık Günersel
    Tuğrul Keskin
    Leyla Şahin

    Kaynak: www.edebiyathaber.net (31 Temmuz 2013)
  • Pink Floyd'un kurucusu Roger Waters İstanbul'da, davetiye kazanma şansı Hürriyet Dünyası'nda!

    Ekleyen: Sadık Doğan → 24 Temmuz 2013 Çarşamba
    Sizlere harika bir haberim var!

    Şimdiye kadar yapılmış en büyük sahne gösterisi ile İstanbul’da 4 Ağustos akşamı hayranlarıyla buluşmaya hazırlanan ‘The Wall’ dev prodüksiyonu, izleyenlere unutamayacakları saatler yaşatacak görsel şovları ve tabii ki efsanevi müzisyen Roger Waters’ın adeta marş haline gelmiş parçaları ile İTÜ Stadyumu’nda olacak.

    Pink Floyd’un kurucusu Roger Waters’ın albümleri ile aynı adı taşıyan ve konserde tüm ‘The Wall’ albümünün muazzam bir şölen ile gerçekleştireceği konser için şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir sahne ve Berlin duvarını temsil eden 110 metrelik bir duvar kurulacak. Roger Waters turneye adını veren o meşhur duvarı İstanbul’da 199. kez yıkacak. Daha önce benzeri görülmemiş özel efektlerle donatılmış duvarın gölgesinde ise  ‘’Another Brick in The Wall’ parçasını sürpriz bir ekip Roger Waters ile seslendirecek.

    Şarkıları kadar görsel şovları, ışık sistemi ve seyircisini adeta şaşkına çevirecek daha bir çok sürprizi içinde barındıran konser için 140 tonluk prodüksiyon malzemesi İstanbul’a 75 tırla gelecek.

    Şimdiden görmek için sabırsızlandığım bu eşsiz organizasyona katılmak için tek yapmanız gereken 30 Temmuz’a kadar www.hurriyetdunyasi.com adresine üye olmak/giriş yapmak. Başvuran her 100. kişiye olmak üzere, toplamda 5 kişiye çift kişilik davetiye hediye ediliyor.

    Siz de benim gibi “Böyle konser bir daha gelmez” diyorsanız elinizi çabuk tutun ve hemen Hürriyet Dünyası’na tıklayın.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.
  • Cemal Süreya 82 Yaşında Anma Etkinliği

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği ve Gençlik Kanadı, bu yıl da derneğin kuruluş yıldönümü olan ve Cemal Süreya‘nın doğum günü kabul edilen 28 Temmuz’da şairin sevenlerini Kulaksız Mezarlığı’ndaki kabrinde onu anmaya çağırıyor:
    Cemal Süreya 82 Yaşında Anma Etkinliği


    “Sevda Sözleri'ni alın, güneşe aldırmayıp Cemal Süreya dizelerinin gölgesi altında buluşalım.

     Kadıköy Nikah Dairesi Önü'nden ve Okmeydanı Şark Kahvesi Önü'nden 13:00 saatlerinde servis kalkacaktır. 

    İrtibat ve Bilgi İçin:
    Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği http://cemalsureya.com.tr/
    * http://sureyalizm.blogspot.com/
  • Ece Ayhan ve İsyan Temalı Forum

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Çanakkale Halk Bahçesi’nde 20 Temmuz Cumartesi günü Ece Ayhan Sivil Girişimi’nin (EASG) çağrısıyla düzenlenen “Ece Ayhan ve İsyan” temalı forum geniş katılımla gerçekleşti.

    Forum öncesinde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Umut Germeç’in Gezi Parkı direnişinden esinlenerek yaptığı “Kömür ve Karanfil” isimli enstalasyonu forum katılımcıları tarafından ilgiyle izlendi.
    Ece Ayhan ve İsyan Temalı Forum

    “Ece Ayhan yaşıyor”

    Ece Ayhan Sivil Girişimi adına sunuş konuşmasını yapan Semra Canbulat, Ece Ayhan Sivil Girişimi’nin 2008 yılından bu yana Çanakkale’de Ece Ayhan’ın şiirleri ve düşünsel mirası etrafında yan yana gelen bir grup okurun oluşturduğu sivil bir oluşum olduğunu belirterek Türkiye’nin bu aykırı, muhalif, mülksüz, sivil şairini gide gele aşınmış yollarla değil; şiir, edebiyat, tarih, resim, müzik, felsefe, etik gibi alanlarda “iktidar ve otorite karşıtlığı ruhu” ve gönüllülük ilkesinde gerçekleştirdikleri etkinliklerle yeniden okuyup tartıştıklarını ifade etti.

    “Aşk örgütlenmektir”

    Forum katılımcılarından Aşkın Yücel Seçkin, Ece Ayhan’ın metinlerinde, şiirlerinde, dipyazılarında “isyan” ve “isyan”la ilgili neler bulduğuna değinerek bu bulguları Gezi İsyanı bağlamında deneyimlerinden yola çıkarak değerlendirdi. Gezi Parkı’nda Ece Ayhan’ın dizelerine denk geldiğini ifade ederek  Ece Ayhan’ın  “Aşk örgütlenmektir” dizesinin LGBT blok üyelerince sık sık dile getirildiğini, “lezbiyen, gey, biseksüel, trans” bireylerin üzerinden tüm ezilenleri savunan bu örgütün dağıttığı bez çantalarda gökkuşağı üzerinde “Aşk örgütlenmektir” dizesinin yazılı olduğunu söyledi. Gezi’de sıklıkla tekrarlanan Ece Ayhan’ın dizelerinden birinin de “Maveraünnehir nereye dökülür?” “Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!” olduğunu belirtti.

    Forumda ayrıca araştırmacı yazar Foti Benlisoy; yazar, çevirmen, dil danışmanı Necmiye Alpay; şair Sabahattin Umutlu; gazeteci yazar Ragıp Duran ve katılımcılar söz alarak Ece Ayhan ve isyanı anlattı.

    Kaynak: edebiyathaber.net (24 Temmuz 2013)
  • Ahmet Günbaş'ın Son Şiir Kitabı: Rüzgar Akıllı

    Ekleyen: Sadık Doğan → 21 Temmuz 2013 Pazar

    Aşağıda ki yazı Ahmet Günbaş'ın son şiir kitabı "Rüzgar Akıllı" üzerine Ömer Turan'ın makalesidir.

    Ahmet Günbaş'ın Son Şiir Kitabı Rüzgar Akıllı

    İnsanı insandan damıtan şiirler: Rüzgâr Akıllı

    Tersine sularda bata çıka
    çırpınır durur şimdi eski bir yalnızlık
    Masum bir sıyrık mı diyelim onca kırıma?
    Yukarıdaki dizeler Ahmet Günbaş’ın son şiir kitabı “Rüzgâr Akıllı dan.
    İnsanlık geleneğinin büyük bir kısmını savaşlar oluşturuyor yargısından yola çıkarsak, Günbaş’ın bu dizeleri kitap boyunca diğer dizelere de yoldaşlık yapmaktadır. Öyle ki “Manşetlerden kanhaberler damlarmış, vebalım boynuna sus!” diyecek kadar çığlık çığlığadır bir dizede. Başka bir dizede ise güngörmüş günler görmüş bir merminin fısıldayan sesiyle söyler.
    Öldüler…
    Tüfek çatılmış bir yalnızlıkta düşmeye eğimli
    aldanışlar atlasının tomurcuk gülleri
    Boydan boya kandır atlas. Boydan boya insan yarası. Ve çok ihanetlere tanıktır bu atlas. Ağıtlar geçer telgraf tellerinden. Kan ve barut kokusuyla. İnsanlık tarihi acılardan yapılmış bir takvim yaprağı. Şaire göre; “morgmonolog bir hüzündür kanayan” Şattülarap’ta, Gazze’de ve bütün coğrafyada.
    Emperyalist büyük tekellerin girdiği her yer kan beşiğidir.
    Burada meşhurdur toprağın kanaması
    bire yüz kanar da kimse aldırmaz
    Gelincik kınasına karışır birazı
    Sözün sustuğu yerdeyiz işte. Çocuklar ölüyor, elleri zamanın ötesi. Kadınlar ölüyor, gözleri çöl defterinde bir ah sürmesi. Kör, sağır ve dilsiz dünya. Yankısı yok ölümün. Filistinli bir kızın mektubundaki çığlık hâlâ belleklerdedir:
    “Bizim burada on beşinde kızlar savaşa gider. Seçme hakki tanımaz İsrail zorbası. Ya evinde oturup ölümü bekleyeceksin. Ha bugün ha yarın diye diye. Yaşarken öleceksin ya da...”
    Savaşın soğuk yüzüne dokunuyor şair kitap boyunca. Elleri üşüyor, yüreği hep bir “dağ yarası.” Yaşadığı çağa tanıklık ediyor. Nerde bir zulüm varsa söylenecek söz de vardır diyor. Ve haykırıyor en yüksek perdeden.
    Gazze dediğin kumdan bir çocuk
    Vahası tarumar.. Gayya’dan bozma mecaz
    Bekle ki ot bitsin üzerinde!
    Günbaş; bir sevgi şairi, barış adamı. Duygu yorgunu. İnsana olan inancını hiç yitirmeyen bir yürek. Bunca kırımın yaşandığı dünyadan o büyük insanlık adına hâlâ umudu var. Her şeyden geçiyor şair. Aşktan asla. Çünkü aşk onun dizelerinde bir yeryüzü güzelliği. Belki de acıları sağaltacak tek ilaç. Günbaş’a göre “göz devrimi” yaşanmadan kalbe dokunmak imkânsızdır.
    Bu yüzdendir ki “Gözlerinden başlamalı sonsuzluk dersi” diyecek kadar gözü pektir. İnsanlığı sevgiye ve barışa taşıyacak sır, bakmakla görmenin ayrımında gizli. Ve gözler asla hata yapmıyor aşkta.
    -Dar zamanlarda neylersin şair?
    -Ağlarım.
    Ağlamak tozunu alırmış hayatın
    buna inandım
    Bu dizeler kitaptaki tüm şiirlerin özeti aslında. Ne demeli şimdi bu sözlerin üstüne. Şairler bilir, şiir yolculuğu hep dar zamanlara denk düşer. Şarkısız ve gülüşsüz anların yontu sanatına dönüştüğü o iç sıkıntısında soyunur şair harf harf. Mekânlar, nesneler ve şair baş başadır artık. Bu dünyadan uzak bir yer, ütopyalar, özlemler, yalnızlık halleri ve direnç duvarları; her birini kuşanır. Ağlamak belki de bu anın tek gerçeği. Öyle ya ne demişti Günbaş; “Göz Devrimi”nde:
    Aşk kadar gerçek ve enternasyonal
    gürül gürül yürümeli kirpikçerileri
    Devrimse devrim, o büyük saati
    kurmalı çatırtıyla göz kararı
    Ne ara başladı bu yolculuk? Ne zaman bitecek?
    Yolun şiirinden gidiyordum
    Üstü başı sözcük kırıklarıyla dolu bir gezgin. Bir imgenin peşinden sürüklene sürüklene hem de. En yalın haliyle, en “aşkçıl” teniyle. Yunus’un bıraktığı yerden başlıyor yolculuğu. Aynı yemini etmiş gibi. Mühürlü yolları aça aça şiir olmayı bekleyen sözcüklere doğru yürüyor. Derken, bir ses:
    -Aşksız nereye gidilebilir ey yolcu?
    -Hiçbir yere!
    Gerisin geri yürüyor aynı yolu. Aşkın anayurduna dönüyor. Doğar doğmaz ona ilk gülümseyen yüze sarılıyor. Yaralarını açıyor, kırgınlıklarını fısıldıyor. Düşlerini, umarsız bekleyişlerini, cevapsız avazlarını, sevda boşluklarını ve eksik sevinçlerini anlatıyor durmadan. Bir anı evine sığınıyor yeniden.
    Güzel annem, çok üşüdük ara yerde
    ne gurbete yarandık ne sılaya
    Şimdi bu anı evinde zamansız göçen dostları anımsama vaktidir. Birer birer geçiyor Günbaş’ın dizelerinden dostlarının yüzü. Şiirin yoldaşlığıyla halleşir ve helalleşir onlarla.
    M. Mahzun Doğan’ı gecikmiş bir yağmura bakar gibi anımsar. Bozkır kokulu bir şairdir o. “valizinde tıkış tıkış Ankara
    Mahzun gelir, daha ilk yudumda sarhoş
    Denize bakmalar çoğalır, rüzgârlar yelkenlenir
    Akif Kurtuluş’un erken gidişine bütün şiirler tanıktır. Bir gece “ay şafağından” örülmüş kederle gelir Günbaş’ın şiirine.
    Herkes gittiydi, dönüşsüzdü
    Can çekişen bir karanfil kaldıydı yatıya
    Nasılsa erkendi, sabah olur bakardık yarasına
    Ve Ahmet Uysal.
    İda Dağı’nın tutkulu şairi. Yaşadığı coğrafyanın insanını, acılarını, aşklarını, doğasını ve mitolojisini şiirlerine taşıyan insan. İnsan ve sevgi merkezli dizelerin sahibi. Ahmet Günbaş’ın da can dostu. Ölümü en çok onu etkiler. “Rüzgâr Akıllı”daki üç şiirini Ahmet Uysal’a adar.
    Uz gittin…
    Narını ellerinle paylaştırdın
    güz faslında
    Üzümünü şarabını da geçtin dağbozumu
    Ahlatın yalnızlığına değdin
    taşçıl sabrınla
    Ahmet Günbaş’ın “Rüzgâr Akıllı” daki şiirleri insan odaklı bir yaşamın izleriyle örülü. İnsanın sevgisizlik hallerinin neden olduğu yıkımlardan ve savaşlardan söz ederken insanı kırıp incitmiyor. Naif ve sevecen yaklaşıyor. Çünkü ona göre her insan önemlidir. Kötülük ise faşizan sistemlerin dayattığı bir olgudur. Bu acımasız sistemleri aradan kaldırdığımızda insan kendi kalbiyle başbaşa kalacaktır ve içindeki hayvani duyguyu öldürecektir
    Ahmet Günbaş’ın gönül adamlığı ve sevgi doyumsuzluğu kitap boyunca tüm şiirlerine yansımış.

    Bağlantılar: 
    *http://haber.sol.org.tr/yazarlar/omer-turan/
  • Seval Esaslı ve Şiiri - Ömer Turan

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Bütün camların kırıldığı yerden geliyorum
    Geçtiğim yollarda bıraktım gövdemi
    Damarlarımı sardım, koca bir yumak oldu
    Hemen yeni bir beden örmeliyim kendime
    Seval Esaslı ve Şiiri - Ömer Turan
    Yukarıdaki dizelerin sahibi Seval Esaslı’ya eski dergileri karıştırırken rastladım. Açıkçası daha önceleri kendisinden ve şiirlerinden haberim olmamıştı. Seval Esaslı’nın Trabzon doğumlu olması ve şiirlerindeki toplumcu tema, onu tanıma ve şiir evrenine yolculuk yapma nedenlerimden biri diyebilirim.
    Seval Esaslı, 1958 Trabzon doğumlu. On bir aylıkken çocuk felci geçiriyor ve tüm yaşamı boyunca tekerlekli sandalyeye bağımlı kalıyor. Bu yüzden resmi öğrenim göremiyor. Ailesiyle birlikte 1968 yılında İstanbul’a yerleşiyor. 8 yaşında başlıyor şiir merakı ve yazma eylemi. Önce çocuk dergilerine gönderiyor şiirlerini. 1969-1973 yılları arasında Doğan Kardeş Dergisi ile TRT İstanbul Radyosu Çocuk Saati Programı’nda şiirleri değerlendiriliyor. Sonra gençlik dergileri derken, uzun bir süre şiir yayımlamama kararı alıyor. Bu kararını kendisi şöyle açıklıyor:
    “Sözü doğru ve inançla söylemenin önemli olduğunu erken yaşlarda kavradım. Ondan sonra da kendi ölçülerimle saptadığım bir çizgiye gelmedikçe şiirlerimi yayımlamamaya karar verdim.”
    1984 yılında o çizgiyi yakaladığını düşünür ve seçtiği iki dergiye şiirlerini göndermeye başlar. Aynı yıl Sekizinci Renk şiir dosyasını Rıfat Ilgaz-Cide Edebiyat Ödülü yarışmasına gönderir. Yarışmada birinci olur ve dosya kitaplaşır. Bir yıl sonra ikinci kitabı Yarına Kaç Var yayımlanır. Seval Esaslı bu dönem çeşitli dergilere şiir göndermeye devam eder. Gökyüzü, Yarın, Milliyet Sanat, Kıyı, Varlık, İnsancıl, Şiir-lik ve Şairin Atölyesi bu dergilerden birkaçı. 1990 yılında ise üçüncü şiir kitabı Su Gölgeleri ile şiir dalında Yunus Nadi mansiyon ödülünü alır. Seval Esaslı’nın son şiir kitabı Kışkırtıcı Çekirdek 1997 yılında çıkar. Haftalık Antimedya Dergisi’nde mizahi ve siyasi yazılar yazar.
    Uzun zamandır dergilerde şiirlerine rastlayamadığım için yeni çalışmaları hakkında pek bir bilgiye sahip değilim.
    Bazıları öyle sansa da şiir sayıklama değil, ayıklamadır. Dışımızdan ve içimizden, karmaşık ve bilinçsiz süreçlerden gelenleri ayık bir bilinçle ayıklamak” diyerek toplumcu gerçekçilik süzgecinden süzdüğü şiir poetikasını “insanın tarihi” üzerinden biçimlendirip yine insana sunma derdiyle şekillendirdiğini görüyoruz. Şiir gibi bireyselliğin çok güçlü olduğu bir sanatın içinde kalarak ozan sorumluluğunu toplumsal ve sosyal alanlarda hissettiren iyi bir kalem Seval Esaslı. Umut ve barış onun şiirine dinamizm kazandıran hatta çığlık attıran en önemli temalar. Şiirlerinde ezilen, suçlanan, örselenen insanlığın haykırışını duyuyorsunuz. İpin ucunda sallanan bedenlerden savaşların suçsuz ölümlerine kadar birçok toplumsal acı onun şiir örgüsü içinde yerini alıyor. Özellikle çocuklar; savaşlarda, çatışmalarda ölen çocuklar, onun şiirinde bir isyana dönüşürken “her yer karanlık” edebiyatı yapmıyor. İyiyi- kötüyü, karanlığı - aydınlığı görüp sözcüklerin dönüştürme ve etkileme gücüyle aydınlığı ve kurtuluşu çağırıyor.
    Çocuklar çiftleşmelerden değil “öpücüklerden” yapılır
    Ve her biri bir sayıdan ve addan fazla bir şeydir
    Şiirim çocuğunun kanını hiç kimseye helal etmeyenlerden yana…
    İşte Seval Esaslı şiirinin insansı tavrı.
    Feodal-dinsel ideolojinin mutlak egemenliği, burjuvazinin acımasızlığı, hiyerarşik tüm yapılanmalar, kadın sorunları, kısacası toplumu boğan her sorun onun kalemini besleyen temalar. Sömürünün olduğu her alanda bir Seval Esaslı şiirine rastlamak mümkün.
    Bir söyleşisinde, neden şiir? 
    Sorusunu söyle cevaplıyor:
    “Ben şiiri yaza yaza düşündüm, yaza yaza öğrendim, yaza yaza aradım, arıyorum. Niçin başladığımı bilmiyorum ama niçin bırakmadığımı biliyorum: Sevdalanmıştım."
    Bu ülkenin aydınlık yüzlü insanlarından Seval Esaslı’nın yeni şiirlerini dergilerde görmek umuduyla…

    Bağlantılar:
    *http://haber.sol.org.tr/yazarlar/omer-turan
  • İsmet Özel'in Son Şiiri - Sesli Gemi

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Temmuz 2013 Cumartesi
    İsmet Özel başkanı bulunduğu İstiklal Marşı Derneğinin internet sayfasından şiiri bıraktığını kamuoyuna duyurdu.

    İstiklal Marşı Derneği`nin kurucusu ve başkanı olan İsmet Özel bu derneğin sitesinden yayınladığı bildiri ile şiiri bıraktığını cümle âleme ilan etti. 
    İsmet Özel'in Son Şiiri - Sesli Gemi

    Yayınladığı “Sesli Gemi” şiirini son şiiri olduğunu belirten İsmet Özel şiiri bırakma gerekçesini ise şu şekilde belirtti: "Türkiye`nin bugün geldiği değil, getirildiği noktada şiirlerimi okuyabilecek narodnik (halk) kalmadı." 


    İsmet Özel kalan ömründe şiir çalışmalarını sadece müsvedde olarak belirttiği kısmını yayına saldığı “Bir Yusuf Masalı” uğraşısına hasredeceğini belirtti.
  • Ölüm Yıl Dönümünde Aziz Nesin'i Doğurmak - Cansu Fırıncı

    Ekleyen: Sadık Doğan → 17 Temmuz 2013 Çarşamba
    Diyeceğim şudur ki usta, bizimki üç çocuk istiyordu. Herkes içindeki Aziz Nesin'i doğurdu. Şimdi ölü denebilir mi sana?
    Seni anımsadıkça güldüğüm kadar ağlıyorum. Gülerken ağlamak, ağlarken gülmek, zıtların bir aradalığı ve çatışması...
    Ölüm Yıl Dönümünde Aziz Nesin'i Doğurmak - Cansu Fırıncı

    Şimdi gözümü kapatınca, ilkin Bursa sokaklarında sürgünde görüyorum seni. Aç biilaç dolanıyorsun sokaklarda. Bir yokuşun başına kıvrılınca eski bir okul arkadaşın çıkıyor karşına. O da tanıyor seni, sen ona doğru koştukça o gerisin geri. Sonunda yakalıyorsun, gizliden para tutuşturuyor eline, bir daha beni görürsen aman ha tanıma, deyip uzaklaşıyor öylece. Ama sen taşı sıksan suyunu çıkarırsın ya, şıppadanak bi iş uyduruyorsun kendine. Hafızsın ya, bir kahvede Kur'an öğretiyorsun gençlere. “Komünist İmam”lık kısa sürüyor gerçi, olsun biraz da olsa karnın doyuyor işte.
    Gözümü açıp tekrar yumuyorum. Sen yumuyorsun gözlerini bir kütüphanede. Malum, kitap giren yere polis girmez. Aranıyorsun. Hem de öyle bir aranıyorsun ki bir haftadır çıkmadığın kütüphaneden cuma cuma, yetti artık, deyip çıkıyorsun. Şimdi bana kalırsa, kütüphanenin kapısına “Cuma'ya gittim döneceğim” yazılı bir not da bırakmışsındır ya, elimde belge olmadığından susuyorum.
    BABAM KEÇİLERİ KAÇIRDI!
    Halitağa'dan rıhtıma inen yolda yürüyorum şimdi, sen kafanı kaldırıyorsun, ben birahaneyi görüyorum. İçeri dalıyorsun. Bir bira, buz gibi. Oldu olan, bir bira daha, felekten bir gün çalacaksın işte. Derken, gözlerini kapıyor, güzel bir hatun hayal ediyorsun. Yanına oturuyor, kolunu omzuna atıyorsun. O her seferinde daha işveli, daha cilveli "Aziz" diyor sen de "canım". Derken kadın omuzlarından sarsıyor seni. O sırada ben kadına bakıyorum, kadının bıyıkları çıkıyor, sen bakıyorsun kadın üniforma giyiyor, ben bakıyorum telsiz sarkıyor pantolonundan... "Aziz Efendiii, Aziz Efendiii kendine gel kendine" diyor kalkıp inen bıyık. Kıs kıs gülüyorum bir köşede.
    Levent tarafında mıydı o ev? Şimdi çıkartamıyorum ben, hani o zamanlar her yer ormanlıktı orada, sincap daldan dala düşmeden atlardı. Böyle bahçeli bir ev. Üç çocuk bir de sen. Keçileri aldığın ev o ev miydi anımsayamadım birden. Para kazanmak için yapmadığın iş yok. Evde desen bulaşık sende, çamaşır sende, yemek sende. Türkiye'nin ilk fotoromanını çıkartıyorsun sanırım bir yandan. Çocukların süt içebilsin diye de keçi almışsın evine. Bir yanda keçiler bir yanda keçiden de inatçı sen. Anlaşamadınız tabii. Şimdi küçük Ateş, ağıldan kaçıp giden keçileri peşinden de koşan seni görünce içeri ağabeyleri Ali ve Ahmet'in yanına seyirtiyor: "Koşuuunnn, babam keçileri kaçırdıııı!" Karınlarına ağrılar girmişti o gün Ali ile Ahmet'in, dün gibi hatırlıyorum.
    KEMAL ÖZER’İN SOVYETLER’DEN TAŞIDIĞI
    Manavdan alınan meyvelerin kese kâğıtlarını hiç atmazdın. Onlara kurucusu ve başkanı olduğun TYS'nin yönetim kurulu toplantılarında aldığınız kararları not ederdin. Sana tutumlu diyorum ama sen anla işte adlı adınca pintiydin! Doğal bu, çok yokluk gördün... Ama çok çalışkandın. TYS yönetim kurulunda yapılacak işler listesinin yanında hep arapça harflerle Aziz Nesin yazılıydı.
    Bir de eski ayakkabılar meselesi var. Şimdi Sovyetler Birliği'ndeyiz. Sen Yazarlar Birliği'nin davetlisisin. Kemal Özer de yanı başında. Ben de hemen arkanızdan gidiyorum tam o ana. Vitrinde ayakkabı görüyorsun. Nasıl oldu bilinmez, paraya kıyıyorsun. Ayakkabıyı alıyorsun. Hikâye burda değil elbet. Kemal Özer'in senden önce yurda dönmesi gerekli. Ona bir paket veriyorsun. Sonra kulağına eğilip "sakın ha bu paketi kaybedeyim deme, ben gelinceye kadar da açma" diyorsun. Ben o anda gözlerindeki o muzip ışıltıyı seçiyorum ama konduramıyorum da. Kemal Ağabey sınırdan memlekte giriş yaptığında boncuk boncuk terliyor. Ya polis kutuyu açar da bakarsa? Sonra Varlık dergisindeki ofise geçiyoruz. İlk gün mis, tertemiz hava. İkinci gün hafiften bir ekşilik, üçüncü gün biraz mide bulantısı. Kemal Ağabey'in gözleri senin kutuda. Ama açamıyor da tutup. Sen açma demişsin ya. Bu böyle birkaç gün daha gidiyor. Her yere bakıyoruz birlikte, yemek artığı mı kaldı bir yerde, fare mi öldü, cık. Yok allah yok. Sonunda "yetti gari" diyip açıyor Kemal ağabey kutuyu. Taa Sovyetler'den Türkiye'ye eski ayakkabılar gönderilir mi be usta!
    Sahi, şimdi anımsayamadım ilk öykü kitabını kendi adınla basınca satmamıştı da sonra ikinci baskısında bir Amerikalı yazar adı uydurmuştun da çok satmıştı, neydi o isim yahu?
    BU SABAHATTİN ALİ MİDİR?
    Ha, bir de polisin toplamadığı zamanlarda yayınlanan mizah dergisi Marko Paşa... Dergi çıkıyor sen içerdesin, sen çıkıyorsun dergi içerde! Haa bak arada verdiğin muzip ilanlardan şu küçük ilanın aklımda: "Karımı kaybetttim! Yenisini alacağımdan eskisi hükümsüzdür!"
    Sonra o acı mahkeme salonlarından birinin kapısındasın. Sabahattin Ali öldürülmüş. Cesedi ortada yok. Adını bağırıyor mübaşir. İçeri giriyorsun. Bir çuvalı açıyorlar şimdi. İçinde kemik parçaları, kurtlanmış et parçaları... Kara sinekler fışkırıyor içinden. Soruyor hakim: Bu Sabahattin Ali midir?
    '80'deyiz. O uzun karanlıkta. Aydınlar Dilekçesi'ni hazırlıyorsun. Delisin işte. Bildiğin deli. O kısacık boyuna o kadar uzun cesareti nasıl sığdırıyorsun. Kitaplarını üst üste dizip, geç bakalım yanına diyorum, bakıp bakıp gülüyorum, bunca kitap devrilse sen altından kalkamazsın! Buna hükümet nasıl dayansın!
    Zübük, demişken Zübük'ün ceketi bu günlerde çok ünlü oldu, bilesin. Bir de Hitler intihar etmemiş, adam resmen yaşıyor. Yazarsın artık bi vakit.
    Gözlerim kapalı şimdi. Bir kızıllık çalıyor göz kapaklarıma. Açıyorum, sen bir yataktasın, yanında Hidayet Karakuş. Ona, “sen benden gençsin dayanırsın, beni şöyle yatağa uzat da şu alçaklar beni biçimsiz bir vaziyette bulmasınlar”, diyorsun. Ölümle burun burunasın, verdiğin sosyalizm mücadelesini cesedin üzerinden yıpratamasınlar istiyorsun... Biliyor musun, sana çok gülüyorum ama anımsadıkça güldüğüm kadar ağlıyorum. Gülerken ağlamak, ağlarken gülmek, zıtların bir aradalığı ve çatışması...
    KAPSÜLE KARŞI MİZAH ATMAK
    Sivas '93... Ve uyarıyorsun, hakim bunlardan, avukat bunlardan, savcı, doktor, bürokrat, mühendis bunlardan, Türkiye çok kötü bir yere gidiyor...
    İşte onlar iktidar oluyor. İnsanlar 11 yıl susuyorlar. Sonra alana sen çıkıyorsun. Her yerde sen varsın. Senin mizahın var. Sloganlarda, marşlarda, duvar yazılarında, “twitter”da, gazete manşetlerinde, konuşmalarda, susuşmalarda, duruşmalarda, koşuşturmalarda, soruşturmalarda, durmalarda.
    Onlar bize kapsül atıyor biz onlara mizah!
    Diyeceğim şudur ki usta, bizimki üç çocuk istiyordu. Herkes içindeki Aziz Nesin'i doğurdu. Şimdi ölü denebilir mi sana? Yaşıyorsun işte.

    Bağlantılar:
    *haber.sol.org.tr/kultur-sanat/ ; Cansu Fırıncı
  • 6. Eskişehir Yunus Emre Şiir Yarışması 2013

    Ekleyen: Sadık Doğan → 1 Temmuz 2013 Pazartesi
    Eskişehir Sanat Derneği, Türk şiirinin büyük usta şairi Yunus Emre’nin şiir ortamında anılması, şiirimizin Yunus Emre adına buluşmasını gerçekleştirmek amacıyla başlattığı ve 5-6 Ekim 2013 tarihlerinde gerçekleştireceği 6. Eskişehir Yunus Emre Şiir Buluşması etkinlikleri çerçevesinde geleneksel şiir yarışması düzenliyor.
    6. Eskişehir Yunus Emre Şiir Yarışması 2013

    Konu serbesttir. Yarışmaya 5 (Beş) adet şiirle katılanacaktır. Şiirler Bilgisayarla 12 punto, çift ara yazılmış olarak ve her şiirlerinden beşer adet çoğaltılmış olarak gönderecektir.Katılımcı rumuz ile katılacak, üzerinde rumuzu yazılı zarf içerisine adı,soyadı, telefonu, adresini ve e-postasını özgeçmişini bir adet fotoğrafıyla Eskişehir Sanat Derneği Cumhuriyet Mah. Sakarya 1 Cad. No: 25/2 adresine gönderecek ya da teslim edecek. 


    Son katılma tarihi: 31 Ağustos 2013 ‘dür.

    Ödül olarak Birincilik,İkincilik, Üçüncülük ve iki adet Mansiyon’a plaket verilecek. 


    Ödül töreni 5 Ekim 2013 günü yapılacaktır. 

    Seçici Kurul: Metin Cengiz, Engin Turgut, Hilmi Haşal, Nilüfer Altunkaya, Muzaffer Keten. 

    Geniş bilgi almak ve iletişime geçmek için :

    Web Site: www.eskişehirsanatdernegi.org 
    E-Posta: esk.sanatdernegi@gmail.com
    Tel: 0222 2302557 - 05353238363