Browsing "Older Posts"

  • Kelebegin Rüyası Filmine Konu Olan Şair Rüştü Onur’un Kitabı: Mektubun Avucumda

    Ekleyen: Sadık Doğan → 23 Şubat 2013 Cumartesi
    Kaynak Yayınları, Yılmaz Erdoğan’ın Kelebeğin Rüyası adlı filmine konu olan Zonguldaklı şair Rüştü Onur’un günışığına çıkan mektuplarını, şiirlerini ve resimlerini ilk kez biraraya getirdi. 1920’de doğan ve 1942 yılında vefat eden şair, kısacık ömründe yürek yakan mektuplar ve şiirler yazdı. Rüştü Onur’un kısa hayatı ve derin aşkı, Kelebeğin Rüyası filmiyle 22 Şubat’ta beyazperdede.
    Kelebegin Rüyası Filmine Konu Olan Şair Rüştü Onur’un Kitabı: Mektubun Avucumda


    Yılmaz Erdoğan’ın önsözüyle katkıda bulunduğu Rüştü Onur: Mektubun Avucumda adlı kitapta yazarın eşine yazdığı mektupları, aile arşivinde kalmış şiirleri ve özel fotoğraflarının tamamı yer alıyor.

    Görsel unsurlar
    • Rüştü Onur’un özel mektuplarının görselleri
    • El yazısıyla şiirleri
    • Özel resimler
    • Evlilik cüzdanı
    • Mektup Zarfı
    Rüştü Onur Kimdir?
    Rüştü Onur Mektubun Avucumda Orhan Veli,Oktay Rifat, Necati Cumalı, Behçet Necatigil ve Melih Cevdet’in kuşağından olan Rüştü Onur, 1920’de Zonguldak’ta doğdu. Toplam 22 yıl yaşayan Rüştü Onur, genç yaşına karşın edebiyat dünyasının ilgisini çeken ve kendine özgü sesi ve tekniği olan şiirler yazmış… Rüştü Onur, Garip şiiri’nin önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir. O,Zonguldak’ta yaşamış şairler olan Muzaffer Tayyip Uslu ve Kemal Uluser’le birlikte simge adlardan biri olarak görülür. Babası Mehmet Onur adında bir köy öğretmenidir. İlköğretimini Devrek’te okur, liseye önce Kastamonu’da başlar sonra da Zonguldak’ta bitirir. 1938 yılında İnce hastalığına tutulduğu için o yıl okuyamaz. 1941 yılının başında Rüştü Onur’un hastalığı yeniden şiddetlenir. Üç ay Zonguldak’ta hastanede kalır. Bu arada Heybeliada sanatoryumuna da başvurur. 1941 yılının son ayı ile 1942 yılının ilk iki ayını Heybeliada’da geçirir. 1942 Mart ayında sanatoryumdan çıktığında yedi kilo almış ve hastalığı yenmiştir. Tekrar Zonguldak’a döner. İstanbul’da Anafartalar Vapurunda Mediha Sessiz adında güzel bir kızla tanışır. Mediha’ya aşkının ifadesi olan duygulu mektuplar ve şiirler yazar. Önce nişanlanırlar sonra da 1942 yılında evlenerek, Beşiktaş’ta Mediha’nın evine yerleşirler. Ne yazık ki bir talihsizlik sonucu Mediha bir karın zarı iltihabı geçirir ve 12 Kasım 1942’de yaşamını yitirir. Bu ölüm Rüştü Onur’a çok fazla gelir. Eşinin ardından adeta canına kıyarcasına yaşamını boş verir. Yaşama sevdiği karısından sonra ancak iki hafta dayanabilir. 2 Aralık 1942’yi Beşiktaş’ta Şair Leyla Sokağı’ndaki evinde ciğerlerinden fazla kan gelmesi nedeniyle boğularak ölür. Halen Ortaköy mezarlığında “Boğazın lacivert sularına bakan” bir sırtta eşiyle yan yana yatmaktadır.

    Yazıları
    • Rüştü Onur şiirden başka, hikaye ve denemeler de yazmıştır. Yazıları, Yeni İnsanlık, Varlık, Ses, Bağ, Serveti-Fünûn, Ocak, Yeni Zonguldakbaşlıklı dergi ve gazetelerde çıkmıştır.
    • İlk şiirine Gündüz dergisinde rastlamak mümkündür.
    • Çok yakın dostu Salah Birsel 1956 yılında, onun hakkında “Rüştü Onur –şiirleri, mektupları ve ardından yazılanlar” başlığıyla kısa bir kitap yayımlar.
    • Devrekli 18 sanatçı ve sanatsever insan bir araya gelerek Rüştü Onur’un adını ve eserlerini yaşatmak, adına Rüştü Onur Sanat ve Kültür Derneği’ni (ROSAK) kurarlar.
    Önemli yazar arkadaşları
    • Salah Birsel
    • Oktay Rifat
    • Necati Cumalı
    • Melih Cevdet Anday
    • Samim Kocagöz
    • Behçet Necatigil (Zonguldak’tan edebiyat öğretmeni ve arkadaşı)
    • Muzaffer Tayyip Uslu ve Kemal Uluser (onun gibi tüberküloz hastalığından ölen en yakın şair Zonguldaklı arkadaşları)
    Hakkında kim ne dedi
    • Orhan Veli: “Son yıllarda Zonguldak üç büyük yetenek yetiştirdi: Biri Rüştü Onur…”
    • Behçet Necatigil: “Gamlı gecelerin öncüsü Rüştü, artık hatıralarım arasına geçti.”
    • Salâh Birsel: “Rüştü Onur’un kısa bir şiir yaşantısı oldu. Her gün sıtma geçirirdi. Şiir sıtması.”
    • Oktay Rifat: “Rüştü Onur Türkiye’de geç başlayan bir hareketin bayrağı altında şiir yazıyordu.”
    • Cemal Süreya: “Rüştü Onur şiirleriyle hayatını, daha doğrusu ölümünü, bir arada götürmüş.”
    • Doğan Hızlan: “O, insan kardeşlerine hep yaşam sevincinden insancıl duygulardan bahsetti.”
    Kaynak:*http://www.sinetif.com

  • Muzaffer Tayyip Uslu Kitabı: Şimdilik

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Zonguldaklı şair Muzaffer Tayyip Uslu’nun yayımlanmış tek şiir kitabı olan Şimdilik, günümüz şartlarıyla Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar basıldı.

    Muzaffer Tayyip Uslu Kitabı Şimdilik“Şair harcıâlem şeylere teşbih ve mecazlarla lâyık olmadığı bir değeri vermek için çabalıyan bir sahtekâr değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır.”
    1946’da henüz yirmi dört yaşındayken, şair arkadaşı Rüştü Onur’la aynı kaderi paylaşarak veremden ölen Muzaffer Tayyip Uslu’nun kısacık yaşamında yayımlanan tek şiir kitabı Şimdilik’in Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan bu yeni baskısında dergilerde yayımlanan şiirleri ve yazıları da yer alıyor. Yoksulluğun, ince hastalığın “kısa kestiği”, gencecik, naif bir şiir, yaşamın yaşamak fiiline değer biçen özüyle şimdi bizi bir kez daha selamlıyor.

    Sokakların ellerinden öperim
    Bana yaşamasını öğretmişlerdi
    Dost olsun, düşman olsun
    İnsanlara iyi günler dilerim


    Zonguldaklı şair Muzaffer Tayyip Uslu’yu, Yılmaz Erdoğan’ın başarılı filmi Kelebeğin Rüyası’nda Kıvanç Tatlıtuğ canlandırmaktadır.


    Muzaffer Tayyip Uslu, Arnavut bir babanın İstanbul doğumlu oğlu olsa da, kısacık ömrünün yarısını geçirdiği Zonguldak’ta yaşadıkları ve yarattıklarıyla oranın insanı olmuş ve “Zonguldaklı şair” olarak anılmıştır. Ölümünden sonra Zonguldak’ta onu bilenler, değer verenler anısını, edebi yönünü yaşatmak adına çeşitli etkinliklerle bir araya gelerek yazılarında, toplantılarında Muzaffer Tayyip adını yaşatmaktadır. Bu kitabın günümüz şartlarında yeniden basılmasını kabul eden değerli Yapı Kredi Yayınları ailesine, iki Zonguldaklı şair, yakın arkadaş Rüştü Onur ve amcamız Muzaffer Tayyip’in kısacık yaşamlarından etkilenip hayatlarını ve şiirlerini konu alan Kelebeğin Rüyası adlı filmi yaparak sadece Zonguldak’ta değil, ülke çapında farkındalık yaratan Sayın Yılmaz Erdoğan ve ekibine, Zonguldak’ta Muzaffer Tayyip adına çalışmalar yapan değerli gazeteciler ve edebiyatçılara ve bugüne kadar yarattığı eserlere sahip çıkarak günümüze taşıyan herkese, Muzaffer Tayyip’in kardeşleri ve onların çocukları olarak yürekten teşekkür ederiz.
    Uslu Ailesi

    Muzaffer Tayyip Uslu Kimdir?
    Muzaffer Tayyip Uslu Kitabı ŞimdilikMuzaffer Tayyip Uslu (İstanbul, Fatih, 1922 – Zonguldak, 3 Temmuz 1946). Asıl adı Süleyman Muzaffer Uslu’dur. Babası Tayyip Talip, annesi Üsküdar’lı Şükriye Hanımdır. Muzaffer Tayyip’in kendisinden büyük bir ağabeyi ve küçük erkek kardeşi vardır. Çocukluk yılları İstanbul’da geçerken polis komiseri olan babasının görevi nedeniyle ailesiyle birlikte Mersin’e gitti. Ortaokul yıllarını Mersin’de geçirdikten sonra, babasının tayin yeri olan Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde memurluğa başlamasıyla, ağabeyini babaannesi ile Mersin’de bırakarak küçük kardeşi ve annesiyle birlikte Zonguldak’a yerleşti. Burada, geçirdiği zatürree hastalığı nedeniyle Mehmet Çelikel Lisesi’ni güçlükle bitirebildi. (1943). Ardından İÜEF Felsefe Bölümü ’ne girdiyse de hem hastalığının vereme çevirmesi, hem de parasızlık nedeniyle öğrenimini sürdüremedi. Zonguldak’a dönerek Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi’nde memuriyete girdi. Ancak yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak genç yaşta öldü. İlk şiiri Varlık ’ta çıktı (1941). Kendisi gibi genç yaşta veremden ölen arkadaşı Rüştü Onur (1920- 42) ile birlikte genç kuşağın başarılı şairleri arasında gösterildi. Varlık, Ocak gazetesi, Değirmen ve Kara Elmas dergilerinde yayımlanan şiirleriyle beğeni topladı. Şair “yaşamındaki acılara rağmen, gizli bir üzgünlük içinde yaşamanın güzelliğini yazdı” (B. Necatigil). Zaman zaman duygusal, kimi zaman da acı bir alayın egemen olduğu, ince bir duyarlıkla işlediği şiirlerindeki temiz dili ve ustaca söyleyişleriyle genç yaşta yeni şiir akımının şairleri arasında yer aldı. Şiirlerinde Orhan Veli ve Oktay Rifat etkisi hissedildi. Şiirlerini Şimdilik adıyla tek bir kitapta topladı. Ölümünden sonra Necati Cumalı, bu kitabında yer alan ve dergilerde kalmış şiirlerini, yazılarından seçmeleri, ölümünden önce ve sonra hakkında yazılanları bir araya getirerek Muzaffer Tayyip (1956) adıyla yayımladı. 

    Yapıtları:  Şiir: Şimdilik, (Zonguldak: A. R. İncealemdaroğlu B,1945)

    Rüştü ölmüş… Öldü diyemiyorum. Bundan bir ay önce İstanbul sokaklarında kol kola gezdiğim; birkaç gün evvel de yakında bir şiir kitabının çıkacağını müjdeleyen mektubunu aldığım Rüştü’nün bu vakitsiz ölümüne kendimi inandırmak kolay olmayacak.

    rüştü onurRüştü benim için şiirlerini her zaman zevkle okuduğum bir şairden ziyade, hiç çekinmeden bana derdini döken ve benim de hiç çekinmeden kendisine içimi açabileceğim; yeryüzündeki yegâne insandı. Şair Rüştü Onur’dan bahsedecek değilim; zira bu kendimden bahsetmek gibi bir şey olacak, çünkü onunla -teferruata ait bazı cihetler istisna edilirse şiir üzerinde anlaşamadığımız noktalar, yok denecek kadar azdı- bununla beraber şurasını işaret etmekten kendimi alamayacağım. Zevkine itimat ettiğim sayılı kimselerden biri olan, dostum N… bir gün şöyle demişti: “Rüştü’nün şiirlerinde Sabahattin Kudret’in son şiirlerini hatırlatan bir sıkıntı var.” Evet, Rüştü’nün hemen bütün şiirlerinde bir sıkıntı vardır; lâkin bunun mahiyeti; S. Kudret’in şiirlerinde sezilen sıkıntıdan apayrıdır. Şöyle ki: S. Kudret’in şiirlerinde, bir büyük ve kalabalık şehirde yaşamaktan bıkmış insanların âdeta, can çekişen aristokrasinin cılız bir nefesinden başka bir şey olmayan ve ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette bulunan M. de Cointré’nin sıkıntısı vardır.** Hâlbuki Rüştü’nün şiirlerinde, insanları yorulmadan, sokakları yoruluveren ve günleri birbirine benzeyen bir küçük şehrin, yeknesak hayatından kurtulmak için çırpınan ve haddizatında güzel olan yaşamaktan nasibini almak arzusuyla, mütemadiyen mesut insanlarla dolu mesut memleketlere firar etmeyi düşünen insanların haleti ruhiyesi vardır. Rüştü ölmek değil yaşamak istiyordu.
    Sırası gelmişken onun Salavin’e olan hudutsuz sempatisinden bahsetmeliyim.
    İstanbul’a ilk gidişinde Journal de Salavin’le birlikte yolladığı mektubunun sonunda diyordu ki: “Ben Salavin’i, Duhamel’i okumadan çok önce tanıyordum; bize bizden bahseden Duhamel bin yaşasın.” İtiraf etmeliyim ki onun Salavin’e bu hudutsuz sevgisi şiirlerinde de kendini göstermiştir:
    Benden zarar gelmez
    Kovanındaki arıya
    Yuvasındaki kuşa
    Ben kendi halimde yaşarım
    Şapkamın altında.
    Bu mısraların Salavin’le akrabalığı gün gibi aşikâr değil mi? Ben bunun Rüştü için bir kusur olacağını zannetmiyorum. Zaten Duhamel Université des Annales’de verdiği konferansta Salavin’in yirminci asır insanı olduğunu iddia etmemiş miydi? Yirminci asırda yirmi iki yıllık ömrü olan Rüştü’nün, yirminci asır insanının sentezi olan Salavin’e benzeyişinden daha tabiî ne olabilir?
    Rüştü ölmüş… Onunla aynı hastalıktan yan yana yattığımız günleri hatırlıyorum; bize o zaman ıstırabın ta kendisiymiş gibi gelen o günlerde, şimdi saadeti görür gibi oluyorum. Rahmetlinin ağzından hiç düşmiyen bir söz vardı: “Saadet, kaybedilenler arasındadır.” Fakat o saadeti, yenide ve yeniye giden yol demek olan macerada aradı. Bu macera düşkünlüğü değil midir ki onu havası ve suyu kadar insanları da yabancı bir şehirde beklenme¬dik bir zamanda yalnız, yapayalnız ölümün kucağına terketti.
    Rüştü ölmüş… Demek ben artık, Rüştü gelirse; şöyle yaparız, böyle yaparız, diye hülyalara dalamıyacağım. Demek artık, bir zamanlar başbaşa tasarladığımız yarına ait o güzel projelerden hiçbiri tahakkuk etmiyecek. Demek artık, bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbirimize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler, bulutu bulut, ağacı ağaç, denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hâtıra oldu.
    Rüştü ölmüş… Ve ben daha şimdiden insanları yorulmadan sokakları yorulan bu küçük şehirde yalnızlığımı hissetmiye başladım.
    (Ocak gazetesi, 16.12.1942 ve 23.12.1942)

    Kaynak: *http://www.sinetif.com
    İlgili Yazı>>Kelebegin Rüyası Filmine Konu Olan Şair Rüştü Onur’un Kitabı

  • Şiirsiz Yaşamak - Can Dündar

    Ekleyen: Sadık Doğan → 21 Şubat 2013 Perşembe

    Nihayet sonbahar yağmaya başladı ruhumuza, bir dua gibi pencerelerde yağmur, damarlarımızda küllenmiş tanıdık bir tutkuyu kıvılcımlandırıyor.
    Şiir bahçedeki yaprak yağmuruyla uyanıyor yaz uykusundan. Yağmurlarla gelen mısralar, ansızın geceye sızıp can suyu veriyor kurak ruhlarımıza.
    “Gözyaşlarının gücü vardı eskiden” diyor Adnan Özer, “…ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden/gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden/açılırdı hayal, tuzun suda bukağısı çözülürken”…
    Şiir çekip alıyor bizi gömüldüğümüz seviyesiz bataklığın kucağından… Dizelere yapışıp ayaklanıyoruz. Meğer ne çok olmuş O’nu kovalı hayatımızdan… Ne çok olmuş, uykuda bir sevgilinin alnına bir minik buse, sofranın kenarına bir küçük mum kondurmayışımız.
    Abdülhak Hamid, kendisinden 40 küsur yaş küçük Lüsiyen’ine yazdığı mektuplara “Bahar-ı Ömrüm” diye başlıyordu: “Bahar-ı ömrüm; aşk bir maniadır ki ya aşmak veya tahrip etmek lazım; yahut da huzurunda kalmak ve yok olmak…”
    Biz, tahrip ettik o “mania”yı; huzurunda kalmanın bedelini göze alamadığımızdan… O yüzdendir “ömrümün baharı” diye başla*yan mektuplar almamamız nicedir…
    Sevdiğine “Yüreğim” diyen o tılsımlı zerafeti yitirdiğimizden beridir, burkulmaz oldu yüreğimiz bunca nefretin karşısında… Gözyaşlarımız gücünü kaybetti.
    Şimdi şairler ağlıyor bizim yerimize, bizim halimize… Yeni yetmeler şarkı sözü ezberliyor artık taşlama yerine küfür, seranad yerine taciz… Felaket haberlerine alışırken şehir, “dilsiz bir kuytuda ölüyor şiir”…
    “Şiir toplumdan kopmuyor, asıl toplum şiirden kopuyor” demişti Tuğrul Tanyol, birkaç yıl önce, yaklaşan bir ihaneti haber verircesine…
    Şiir, popüler kültür gibi lümpenleşmeyle uzlaşmamış, direnmiş ve belki de o yüzden okurunu yitirmişti.
    Akın akın loto kuponu doldurmaya koşan bir kalabalığın ardından dizeler haykırmak, ancak bir şairin göze alabileceği bir soylu direniş, bir nafile çabaydı.
    Duymadı toplum…
    Ucuz pop şarkıları söyleyerek başıbozuk bir dere gibi akarken, önüne kattı sanattan yana ne varsa; bir tek şiir hariç…
    Şiir, soylu bir çınar gibi direndi köklerini oyan bu sele… terkedilmiş bir sevdalı gibi yapayalnız ama mağrur durdu tarihin akışına inat… Ve sonunda bir o kaldı soysuzlaşan ruhlarımızı avutacak…

    Haydi bir şiir okuyun bugün…

    Bunaldıysanız haberlerin aleladeliğinden, sıkıldıysanız şarkıcı dedikodularından, futbolcu fıkralarından, lotaryayla köşe dönme hesaplarından, bıktıysanız ekranların, sayfaların işportacı ağızlarından gelin, siz de şiire sığının…
    …ve hatırlamaya çalışın bir zamanlar nasıl, “ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden…/ Yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden/ yetim insan, toprağın vicdanıyla doyardı/ gözyaşlarının gücü vardı eskiden.”
    Şiirsiz Yaşamak - Can Dündar
    Kaynak:*http://www.candundar.com.tr/_old/index.php?Did=2114
  • Kalbim Katlanma Bu Dünyaya - Ahmet Telli

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Şubat 2013 Çarşamba

    Kalbim Katlanma Bu Dünyaya - Ahmet Telli


    Anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda 
    Yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman 
    Şeytanımı koluma takıp gitmeliyim 
    Yeni bir cehennem kurmalıyım kendime 
    Hep kendini yineliyorken sesler kokular 
    Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugün 
    Ölümsüz olmak kadar ürkünç birşey 
    Bu dünyaya alışmak duygusu 

    Sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak 
    Tanrılara ödül insanoğluna cezaysa 
    Kalbim bağışlanmayacak birşey yap 
    Katlanma kendine ve bu dünyaya 

    Kalbim ödünç say sana ayrılan ne varsa 
    Geri vermiştin dinini 
    Dilini de unut artık 
    Aztektin yahut Kürt, hüznünse Kızılderili 
    Geri ver ne kalmışsa sende, umutların dahil 
    Hiçlik, o sezdiren keder 
    Buydu senin payın 
    Duyumsa sülfürün yarışını 
    Seni vur ,seni bekleme, seni tarihsiz kıl 
    Bir kartala parçalat seni kayalara zincirleyerek 
    Kurbanla kurban eden bilinmiyor tarihe bakarsan 
    Bir efsaneydi yaşamak, sende bilmiyorsun bunu 
    Medyomdu kimya bir senfoninin diliydi belki 
    Yeni cehennemler kurmuştuk bilinebilir şeylerden 
    Sözünü tut artık, seni tarihsiz kıl 
    Ve katlanma bu dünyaya ey kalbim


    Ahmet Telli



    1946’da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde doğdu. Hasanoğlan ve Pazarören öğretmen okullarında eğitim gördü. Öğretmen okulundan sonra dört yıl ilkokul öğretmenliği, daha sonra da Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirmesinin ardından çeşitli il ve ilçelerde Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. 1981'de sıkıyönetimce tutuklanarak görevine son verildi. Aynı yıl, TCK'nın 141, 142 ve 146. maddelerinden yargılandı. Cigerhun'un şiirleri üstüne yazdığı bir yazısından ötürü 142. maddeden kısa bir süre hüküm giydi. Kitapçılık, yayıncılık yaptı, çeşitli yayınevlerinde yönetici ve editör olarak bulundu. 1993'te mahkeme kararıyla öğretmenliğe döndü ve emekli oldu. İlk şiiri 1961'de yayımlandı. 1972'de yayımlanan ilk yazısına Varlık Dergisi Eleştiri Ödülü ikinciliği verildi. 1980'de Hüznün İsyan Olur kitabına Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü ( Metin Altıok'la birlikte ); Saklı Kalan adlı kitabına da 1982 Yazko Şiir Özendirme Ödülü verildi. Özellikle 1972'den sonra, birçok edebiyat dergisinde yazıları, şiirleri yayımlandı. Türkiye Yazıları dergisi ( Mart 1983, sayı: 72 ) şiiriyle ilgili bir özel sayı yayımladı.
    1960 sonrası toplumcu gerçekçi şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün şairlerden. İsmet Özel'den sözcük seçimi ve ses tonu bakımından etkilendi. Romantik ve başkaldırıcı şiiriyle bir yandan da Attilâ İlhan'a yakın durduğu söylenebilir.
    Kalbim Katlanma Bu Dünyaya - Ahmet Telli

    Şiir Kitapları
    • Yangın Yılları (1979)
    • Hüznün İsyan Olur (1979)
    • Dövüşen Anlatsın (1980)
    • Saklı Kalan (1981)
    • Su Çürüdü (1982)
    • Belki Yine Gelirim (1984)
    • Çocuksun Sen (1994)
    • Kalbim Unut Bu Şiiri (1994)
    • Barbar ile Şehla (2003)
    • Nida (2009)
    Diğer Eserleri
    • Ben Hiçbir Şey Söylemedim (2001)
    • Sulara mı Yazıldı (2001)
    • Buradayım Sözümde (2005)
    Ödülleri
    • 1980 Toprak Şiir Ödülü Hüznün İsyan Olur kitabı ile (Metin Altıok’la paylaştı)
    • 1982 Yazko Şiir Özendirme Ödülü Saklı Kalan
  • MEB Sansürlerine Edip Cansever ile Devam Ediyor

    Ekleyen: Sadık Doğan → 17 Şubat 2013 Pazar
    Edip Cansever’in Masa da Masaymış Ha şiirinin, 12. sınıflarda okutulan ders kitabında sansürlendiği ortaya çıktı.
    MEB Sansürlerine Edip Cansever ile Devam Ediyor


    Daha önce de Yunus Emre, Kaygusuz Abdal gibi halk ozanlarının şiirlerinde uygulanan sansür, bu sefer Cansever’in “Masa da Masaymış Ha” şiirinde belirlendi.
    Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitabı olarak okuttuğu Ekoyay Yayınevi basımında, Edip Cansever’in şiirindeki “Bir bira içmek istiyordu kaç gündür/Masaya biranın dökülüşünü koydu” dizeleri sansürlenerek yerine “…”konuldu.
    İşte Cansever’in o şiiri:
    Masa da Masaymış Ha
    Adam yaşama sevinci içinde
    Masaya anahtarlarını koydu
    Bakır kâseye çiçekleri koydu
    Sütünü yumurtasını koydu
    Pencereden gelen ışığı koydu
    Bisiklet sesini çıkrık sesini
    Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
    Adam masaya
    Aklında olup bitenleri koydu
    Ne yapmak istiyordu hayatta
    İşte onu koydu
    Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
    Adam masaya onları da koydu
    Üç kere üç dokuz ederdi
    Adam koydu masaya dokuzu
    Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
    Uzandı masaya sonsuzu koydu
    Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
    Masaya biranın dökülüşünü koydu

    Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
    Tokluğunu açlığını koydu.
    Masa da masaymış ha
    Bana mısın demedi bu kadar yüke
    Bir iki sallandı durdu
    Adam ha babam koyuyordu.
    Kaynak: *t24.com.tr (17 Şubat 2013)
  • Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri 2013

    Ekleyen: Sadık Doğan → 15 Şubat 2013 Cuma
    Varlık dergisi ve yayınlarının kurucusu Yaşar Nabi Nayır adına her yıl kuruluş yıldönümümüz olan Temmuz ayında şiir ve öykü dallarında verdiğimiz Gençlik Ödülleri, edebiyatımıza yeni değerler kazandırma amacını taşıyor...


    Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri 2013Katılma Koşulları:

    • Ödüle 30 yaş ve altındakiler katılabilir.
    • Kitap bütünlüğü taşıyan şiir ya da öykü dosyaları 6 nüsha olarak, içinde fotoğraf, özgeçmiş ve iletişim bilgilerinin bulunduğu bir zarfla birlikte paketlenip, en geç 15 Nisan 2013 tarihinde elimize ulaşacak biçimde, "Varlık Dergisi, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri, Perpa İş Merkezi, B Blok, Kat 5, No 484 Şişli 34384 İstanbul" adresine gönderilmelidir. (Dosyalar iade edilmez.)
    • Yarışma sonuçları Temmuz sayımızda açıklanacak, ödüller 80. kuruluş yıldönümümüz olan 15 Temmuz 2013’de sahiplerine törenle verilecektir.
    • Ödüle değer bulunan dosyalar Varlık Yayınları'nca kitap olarak yayımlanacaktır.
    Seçici Kurul:
    Şiir dalında: Gülseli İnal, Sina Akyol, Tarık Günersel, Metin Cengiz ve Enver Ercan
    Öykü dalında: Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Hatice Meryem, Feridun Andaç ve Mehmet Zaman Saçlıoğlu

    Varlık dergisi ve yayınlarının kurucusu Yaşar Nabi Nayır adına her yıl kuruluş yıldönümümüz olan Temmuz ayında şiir ve öykü dallarında verdiğimiz Gençlik Ödülleri'ne değer görülen isimler:
    Şiir Dalında:
    1986: Salih Bolat,
    1991: Altay Öktem
    1992: İdris Özyol
    1993: Mesut Adnan
    1994: Tuna Kiremitçi
    1995: Özgür Özmen
    1996: Derya Çolpan
    1997: Selim Temo
    1998: Tarkan Çeper
    1999: Zafer Ekin Karabay, Can Bahadır Yüce
    2000: Özlem Tezcan, Alphan Akgül
    2001: Sinan Oruçoğlu, Mehmet Butakın
    2002: Ali Özgür Özkarcı
    2003: Mehmet Erte, Seyyidhan Kömürcü
    2004: Mehmet Öztek, Alperen Yeşil
    2005: Alper Gencer
    2006: Olcay Özmen
    2007: Yusuf Uğur Uğurel
    2008: Veysi Erdoğan
    2009: A. Barış Ağır
    2010: Halil İbrahim Polat
    2011: Taner Cindoruk
    2012: Harun Atak
    Öykü dalında:
    1987: Cemil Kavukçu
    1991: Sibel Türkmenoğlu
    1992: Semra Topal
    1993: Ülkü Çadırcı
    1994: Doğan Yarıcı
    1995: Nurdan Beşergil, Sema Kaygusuz
    1996: Müge İplikçi
    1997: Akın Sevinç
    1998: Karin Karakaşlı
    1999: Murat Saraçoğlu
    2000: Elif Çınar
    2001: Abdullah Mollaoğlu
    2002: Canan Akalan
    2003: Hakan Ergül
    2004: Temel Karataş
    2005: Mehmet Erkan
    2006: Gülçin Karaş
    2007: Birgül Oğuz
    2008: Burak Evren
    2009: Aslı Akarsakarya
    2010: Pelin Buzluk
    2011: M. Özgür Mutlu
    2012: Gökçe Parlakyıldız
    Kaynak:
    *http://www.varlik.com.tr/default.aspx
    *http://varlikyayinlari.wordpress.com/
  • Ayşen - Orhan Gencebay (şiir: Cemal Safi)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 12 Şubat 2013 Salı
    İklimler çileme çare bulmuyor
    Mevsimler halimi sormuyor Ayşen.
    Sâkiler derdime derman olmuyor.
    Şarkılar yaramı sarmıyor Ayşen…

    İlkbahar yaz derken hazanım soldu.
    Murada ermeden miâdım doldu.
    Kalp gözüm ellere bakar kör oldu.
    Senden başkasını görmüyor Ayşen…

    Hasretin tüketti bütün varımı
    Seraba döndürdü hülyalarımı
    Ne kadar süslesen rüyalarımı
    Sabahlar hayıra yormuyor Ayşen…

    Ağlarsan matemin yağar geceme
    Gülersen mehtabın doğar geceme
    Lale devrin geldi gönül bahçeme
    Senden gayri çiçek girmiyor Ayşen…

    Kapattın gönlümün sevinç yönünü
    Ümidim görmüyor sensiz önünü
    Takvimler bilmiyor dönüş gününü
    Saatler vuslâtı vurmuyor Ayşen…

    Feleğe isyanım arttı gitgide
    Gençliğin su gibi aktı gitti de
    Ömrünü ellere sebil etti de
    Bana bir damlanı vermiyor Ayşen…

    Ardından çilemem çağlamam diye
    Yas tutup karalar bağlamam diye
    Kaç kez ant içtiler ağlamam diye
    Gözlerim sözünde durmuyor Ayşen…

    Dostlarım halime berbat dese de
    Ruhum aşk elinden imdat dese de
    Kör şeytan resmini yırt at dese de
    Ellerim bir türlü varmıyor Ayşen…

    Ey alev yanaklım, volkan dudaklım
    Ne bir hilâfım var, ne gizlim saklım
    Her şeye erdi de zavallı aklım
    Seni unutmağa ermiyor Ayşen…

    Cemâl SÂFİ

    Ayşen - Orhan Gencebay (şiir: Cemal Safi)

  • Behçet Necatigil’in kendi sesinden şiirler

    Ekleyen: Sadık Doğan → 9 Şubat 2013 Cumartesi
    Cumhuriyet sonrası şiirimizin en büyük ustalarndan Behçet Necatigil, yetmişli yıllarda Almanya’ya gittiğinde kasetli küçük bir teyp alır ve kullanma kılavuzunu dikkatle okuyarak teybi çalıştırmayı başarır. 


    Sonra da günlerce odasına kapanıp şiirlerini kaydeder... Bu şiirler, ölümünden 33 yıl sonra Yapı Kredi Yayınları tarafından, ‘Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca’ adlı şiir kitabıyla birlikte CD halinde okura sunuldu. ‘Beş Kitap’, ‘Kareler Aklar’ ve ‘Zebra’ adlı kitaplarından Hüthüt, Garnitür, Hazır Giyim, Nilüfer, Bunalım, Kuru Çay, Unutmak, Mat isimli şiirleri ve daha niceleri var kayıtta.
    Behçet Necatigil’in kendi sesinden şiirler
    Şairle yapılan radyo söyleşisini hem okuyup hem dinleyebilirsiniz. “Günlük hayatın, yalnızlıkların, saklı duyguların, gizli sevdaların, evlerin, ev içlerinin şairi Necatigil. Elbette bu tanımlara sığdırmak mümkün değil sanatçıyı, belki genel eğilimlerini anlatır o kadar. Her konuda şiir yazan Necatigil, apayrı bir duyarlılığın şairidir. Söyleyişine, üslubuna dokunamazsınız; onun deyişiyle solgun bir gül olur dokununca...” sunuşuyla aktarılan söyleşiyi okuyup bitirdiğinizde şairin deyimiyle kendisiyle konuşmuş dertleşmiş oluyorsunuz. Necatigil, 1979 yılının aralık ayında aramızdan ayrıldı. O günden bu yana, her iyi şair gibi adı daha çok anılır oldu. Şimdi kendi sesinden şiirleri, onun dünyada bırakıp gittiği ‘hoş sada’yı daha bir tazeleyecek. Ebedi aleme göç etmiş bir şairi yakından tanımak isteyen edebiyatsever için böyle bir çalışma bulunmaz nimet olsa gerek.
  • Yunus Emre için 87 roman yazıldı

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Yunus Emre’nin dünya görüşü, insan sevgisi ve sanatçı kişiliğinin yaşatılması ve düşüncelerinin toplumun bütün kesimlerince tanınması, özellikle gençlerin bu değerleri öğrenip özümsemesi amacıyla düzenlenen Yunus Emre Roman Yazma Yarışması’na başvurular 1 Şubat’ta tamamlandı

    Yunus Emre için 87 roman yazıldı

    Yarışmaya toplam 87 eser gönderildi. Ön değerlendirme sonuçlarının 5 Mart tarihinde açıklanmasının ardından, finale kalan 10 eser nihai değerlendirme kuruluna gönderilecek. Dereceye giren eserler 1 Mayıs 2013 Çarşamba günü açıklanacak ve Eskişehir Valiliği’nin http://www.eskisehir.gov.tr internet adresinden duyurulacak. Birinciliğe layık görülen esere 30 bin TL, ikinci seçilecek esere 20 bin TL, üçüncü gelecek esere ise 10 bin TL para ödülü verilecek.
  • 2. Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali 6 Mart'ta başlıyor

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Sultanbeyli Belediyesi'nce düzenlenen ''2. İstanbulensis Şiir Festivali'', 6-9 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek.
    2. Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali 6 Mart'ta başlıyor


             Belediyeden yapılan açıklamaya göre, adını dünyada sadece Sultanbeyli sınırları içerisindeki Aydos Ormanları'nda yetişen ''İstanbulensis'' çiçeğinden alan festivalde, Türkiye'den ve çeşitli ülkelerden 52 söz ustası şiirlerini sunacak. 
             Festivalin 6 Mart'ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılacak açılışında, Bülent Ortaçgil ile Birsen Tezer birlikte konser verecek. 
             ''Dört Kıta Tek Mısra İstanbul'' sloganıyla gerçekleştirilecek festival kapsamında, okullarda özel etkinlikler düzenlenecek. 
             Ayrıca 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınlara özel düzenlenecek ''Dünya Kadınlarından Şiir ve Söz'' etkinliğinde, yerli ve yabancı şairler, şiirlerini seslendirecek. 
             Festivalin 9 Mart'ta Sultanbeyli Belediyesi Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek kapanış programının sonunda Feridun Düzağaç sahne alacak. 
             Festivalle ilgili ayrıntılı bilgiye ''www.istanbulensissiir.org'' adresinden ulaşılabilir.
    Kaynak: * Zaman/kültür
  • Homeros Bir Şiiri İnceleme Yarışması Sonuçlandı

    Ekleyen: Sadık Doğan → 5 Şubat 2013 Salı
    Karşıyaka Belediyesi tarafından on yıldır düzenlenen “Homeros Edebiyat Ödülleri, Bir Şiiri İnceleme Yarışması” sonuçlandı. 
    Homeros Bir Şiiri İnceleme Yarışması Sonuçlandı

    Toplam 33 kişinin katıldığı yarışmada Gökben Derviş birinci oldu. Ulusal düzeyde katılımların olduğu yarışmanın ödülleri 21 Mart Dünya Şiir Günü düzenlenecek etkinlikte verilecek.

    Prof. Dr. Mustafa Durak, İsmail Mert Başat, Ahmet Yıldız, Veysel Çolak ve Melih Elhan'dan oluşan seçici kurul, incelenmek üzere seçilen şiirleri, o şiirin içerdiği şiir bilgilerine bağlılığı, o bilgileri açığa çıkartan, incelenen şiirin içeriğini, anlam katmanlarını akla uygun saptayan, teknik, yapı, biçim, biçem, dil, ses, imge, esin kaynağı gibi şiir bilgilerini belirleyen referanslarla değerlendirdi.


    Değerlendirme sonucunda yarışmada dereceye giren isimler şu şekilde belirlendi: Gökben Derviş, “Cemal Süreya'nın 'Tristram' Şiiri Politik, Poetik, Estetik ve Etik Bir Şiir Tasarımı“ adlı çalışmasıyla birinciliği, Aslıhan Tüylüoğlu, “Behçet Necatigil'in Manifestosu Bir Şiir” adlı çalışmasıyla ikinciliği Nilüfer Altunkaya, “Saat Onda Kalkacak Vapur” adlı çalışmasıyla üçüncülüğü, Nuran Kekeç, “Behçet Necatigil'in “Balbal' Şiirine Bir Okuma Denemesi” adlı çalışmasıyla Seçici Kurul Özel Ödülü’nü kazandı.