• Kadın şairin adı yok!

    Editör: Sadık Doğan
    Tarih: 19 Ocak 2013 Cumartesi
    Ne zaman edebiyatımızda  kadın şairlerin neredeyse parmakla sayılacak kadar az sayıda olduğu aklıma gelse gerçek anlamda bir hüzün kaplar içimi. Bu konu bana , ortada nedeni  haksızlık olan büyük bir sorun olduğunu düşündürür ister istemez.
    Kadın şairin adı yok!

                     Yeri geldikçe öğrencilerime,  ‘’edebiyatımızda başarılı ve tanınmış birçok erkek şair varken neden yeterince kadın şaire rastlayamıyoruz?’’ sorusunu yöneltirim. Erkek öğrencilerimden kimileri  hınzırca gülümseyerek,  artık duymaya alıştığım cevabı ;  ‘’demek ki erkekler duygularını daha yoğun yaşayıp daha iyi ifade edebiliyorlar’’ şeklinde verirler hemen. Bir kısmı ise, ‘’kadınlar yanlış anlaşılmaktan korktukları için duygularını şiirle ifade etmeye çekiniyor olabilirler’’ şeklinde cevaplar bu soruyu... İşte en mutlu olduğum anlardan biri ! Öğrencilerimden bu cevapları aldığımda ülkemin sanat ve edebiyat geleceğinde bir mum daha yandığını görüyorum sevinçle. Genç beyinlerin eski nesille olan bu farkından aldığım hazzı başka hiç bir konuda duyumsayamam herhalde... Ülkemin her konudaki geleceğini, yığınlarda çok önceden görebilmenin mutluluğudur bu!
                    Erkek öğrenciler tarafından espriyle verilen ilk cevabın doğruluğu yadsınamaz bir gerçek: Sanılanın aksine birçok erkek, kadınlardan daha hassas ve çok daha duygusal. Kimileri bunu saklamayı tercih ederken kimilerini de başarılı şairler olarak tanıyoruz.
                    Burada asıl sorun,  kadınların şiir yazma konusundaki çekingenlikleri.  Edebiyatla ve şiirle haşır neşir olan, duygu yönü kuvvetli  kadın- erkek  herkesin aşık olmadan da bir aşk şiiri yazabilmeleri çok mümkün. Üstelik duygu insanları, hissettikleri minicik bir duyguyu , ruh dünyalarında ansızın parlayan bir kıvılcımı bile hayal gücü ve yaratıcılıklarıyla el ele vererek bir ateşe dönüştürüp anlatabilirler ustalıkla. Veya tam tersi, çılgınca aşık olarak şiir yazdıklarını düşünelim: Toplumun hatırı sayılır çoğunluğu, üzerlerine düşen en büyük görev buymuşçasına  deyim yerindeyse, pusuda beklemektedir kadınları yaftalamak için...Üstelik eğitim seviyesi oldukça yüksek  insanlara da sıklıkla bu grupta rastlayabiliyoruz.    
                    Toplumun tepkisinden veya hakkında yanlış düşünülmesinden ne yazık ki çekinen nice kadın edebiyatçının şiir yazma arzusunu, düzyazıyla geçiştirmeye çalıştıkları bir gerçek... Mısralara dökmeye çekindikleri duygularını, düşüncelerini, düz yazının ciddiyetiyle örtme çabasıdır bu! Toplumumuz tarafından tanınmış, benimsenmiş kadın yazarlar için de benzeri olumsuzluklar söz konusu olabiliyor  zaman zaman...Edebiyat tarihimiz boyunca erkek takma ismiyle şiir yazan kadınlara rastlamamız da bu nedenledir. Duygularını umarsızca şiire döktükleri için adları ‘’çapkın şair’’ e çıkmış erkekleri düşündüğümüzde aynı şiirleri bir kadın yazsa kimbilir nasıl yaftalanırdı, insan düşünmek bile istemiyor.
                    Dünyadaki ilk kadın şair Sappho M.Ö  7.yy’da  Antik Yunan Dönemi’nde  Lesbos Adası’nda yaşarken  evlilik, ayrılık, aşk, kadınlar arası aşk gibi konularda yazdığı şiirlerle bu cesareti göstermiş fakat bu güzel ve asil kadın, şiirlerindeki imalar, tutkular yüzünden  hayatının çeşitli destanlara konu olmasına engel olamamıştır. 
                    Gerçi bizim de toplumun kadınlara yeterince söz hakkı tanımadığı Osmanlı döneminde bile duygularını şiirle dile getirme cesaretini gösteren Fitnat Hanım, Adile Sultan, Leyla Hanım, Ani Hatun, Mihri Hatun gibi kadın şairlerimiz  var elbette.Daha o dönemlerde böylesine cesur olabilen kadınların varlığı yadsınamaz tabii ki. Bu şahsiyetler,özellikle yazdıkları gazellerle edebiyatımızın öncü kadın şairleri olarak tarihe geçmişlerdir : ’’Aşkta kanun imiş aşıklara cevr eylemek/ Aşık oldur kim cefa-yı yare sabretmek gerek/ Aşk naz ü şive evvel gösterir aşıklara/ Aşık ol demde ona canı feda etmek gerek’’ Adile Sultan’ın bir gazelinden alınan bu mısralar, yazıldıkları dönem düşünüldüğünde oldukça cesur sayılacak mısralardır.
                    Cumhuriyetin ilanından sonra kadınlarımız kültür ve düşünce dünyasında daha çok söz sahibi olabilecekleri ortamı bulmuş ve bunu birçok alanda değerlendirmiş olmalarına rağmen günümüzde kadın ve şiirin yeterince biraraya gelemediğini görmek gerçekten üzücü. 
                    Nazım Hikmet Nüzhet’e, Piraye’ye, Münevver’e, Vera’ya  en güzel şiirlerini yazdığında, Yahya Kemal Beyatlı ,Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’a halen ölüm şiiri olarak bildiğimiz, aslında aşkta ölümü anlatan ‘’Sessiz Gemi’’ şiirini yazdığında kadınlar neden ortada yoklardı? Ya şimdi neredeler? Ünlü şair Ataol Behramoğlu’nun  dizelerindeki gibi : ‘’Ölümdür yaşanan tek başına/ Aşk iki kişiliktir’’ Nerede hatun kişiler?
                    Kadın şair ve yazarlara duygu, düşünce ve hayallerini rahatlıkla dile getirme özgürlüğü tanıdığımız zaman aşacağız ancak kendimizi. Bir toplumun gerçek anlamda ilerlemesinin öncelikle kadınlarının eğitiminden geçtiği gerçeği kazınmalı artık beyinlere...Kadın, icra ettiği sanatında bile cinsel bir meta olarak görülmekten vazgeçilmeli. Bunun için zaten çok ama çok geç kalmadık mı?
                    Bir yazar için en büyük zevk kaynağı, kelimelerle oynamaktır. Bir şairin veya yazarın kelimelerle dansı sanata ve sanatçıya gereken önemi veren toplumlardaki gibi ancak hayranlıkla seyredilesi olmalı.
                    Bunun içindir ki şiir okuyan-yazan özellikle kız çocuklarına, genç kızlara gereken ilgiyi gösterip teşvik etmeliyiz. Asırlardır  kimbilir yastık altında, tozlu dolap raflarında sakladıkları veya mürekkeplerini denizin dalgalarına karıştırdıkları şiirler yüzünden hak ettikleri halde şair olarak tanınamamış kaç Türk kadını vardır, diye düşündükçe hayıflanıyorum.

    Kaynak: *Radikal/Kültür ve Sanat; http://blog.radikal.com.tr/Blog/selva-trak-ulupinar
  • 2 yorum to '' Kadın şairin adı yok! "

    YORUM YAP
    1. Şairler bütün şiirlerini tek bir kadına yazarlarmış:)

      YanıtlaSil
    2. @CerenDoğruluk payı var.

      YanıtlaSil