Browsing "Older Posts"

  • Uğurlar Olsun - Selda Bağcan (şiir: Ali Çınar)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 24 Ocak 2013 Perşembe

    Bugün, Ocak'ın bize kaybettirdiklerini bir kez daha anmalı, sözümona kimliği belirsiz sorumlulardan tekrar, bir bir nefret etmeliyim. Çünkü sessiz olmak, unutmak, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek insan olana yakışmaz. Gideni de üzer hem. Acıyı yaşamak güzel bir şey değildir elbet, özlemek de öyle, lakin unutmak gidene en büyük ihanettir. Bu yüzden, bugün tekrar, bütün kimliği belirsizlerden(!) nefret ediyorum. Siz etmiyor musunuz?
    Ocak ölüm mü demek yoksa bu bizim şanssızlığımız mı? Derinlerde bir yerde, unutulmuş sözlüklerde Ocak'ın kelime anlamı ölüm müdür? Üzerine çok düşünmeye gerek yok, ufak bir beyin fırtınası bu ayda kaybettiğimiz, her geçen yıl daha da özlediğimiz isimleri hatırlatmaya yeter. Nerden başlamalıyım? 1990'a uzanıp Türk şiirinin eşsiz, tarifsiz, belki en güçlü kalemi Cemal Süreya'dan mı bahsedeyim? Uzak zamanlara gitmeyelim derseniz eğer, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Metin Kaçan, Mehmet Ali Birand ya da Toktamış Ateş iyi birer örnek olabilirler mi? Durun, benim daha iyi bir fikrim var.
    24 Ocak 1993...
    Uğur Mumcu"Bir gün mezarlarımızda güller açacak, ey halkım unutma bizi..." diyen adam. Sahi unuttunuz mu onu? Unutmasanız bile, o soğuk kış günü Ankara Karlı Sokak'taki evinin önünde katledilen, eğer bu ülkede demokrası diye bir şey varsa onun gerçek şehidi olan o adama "Uğurlar Olsun" demeyi akıl ettiniz mi hiç? Şu anda bu satırları yazarken Selda Bağcan'ın onun için yazdığı şarkıyı dinliyorum. Siz de benim yazdıklarımı okurken -hiçbir şey yapamıyorsanız bile- Selda Bağcan'a eşlik edin. Uğurlar olsun deyin. Bu ülke kimleri yetiştirmiş, kimlerin yurdu ve aynı zamanda kimlerin mezarı olmuş farkına varın. O, bunu isterdi.
    Sosyal medya ve internet bazen insanın ufkunu genişletebiliyor, bize çok uzak olan, ama aslında o kadar da uzak olmayan konularda bir şeyler öğrenmemizi sağlayabiliyor.  Oğlu Özgür Mumcu twitter'da ne yazmış bakın: "Bu cinayetin üzerini örtenlere uzun ömür diliyorum. Yüzlerine alçaklıkları vurulana kadar yaşasınlar istiyorum." Sizce de öyle değil mi? O halde ne duruyorsunuz? Çok mu zor "UNUTMADIK!" diye haykırmak? Bu arada hatırlatayım, birkaç gün içinde Uğur Mumcu davası zamanaşımından düşecek. İşte o zaman, ya da bir kaç yıl sonra, yine 24 Ocak geldiğinde kalbiniz acımayacak mı? Bir şey yapmalı, değil mi? Bütün bu olanlara, daha doğrusu olmayanlara bir dur demeli.

    Son olarak bir önerim olacak. Eğer ki dava sürecini, Mumcu ailesini ve cinayetin sonrasında yaşanan daha birçok şeyi merak ediyorsanız Güldal Mumcu'nun UM:AG etiketiyle çıkan "İçimden Geçen Zaman" kitabını okuyun. Olur da ilk kez bu kadar içiniz acırsa, elleriniz terlerse ya da göz yaşı dökerseniz, şaşırmayın. Yalnız olmayacaksınız.
    Kaynak: Kerem Görkem
    Uğurlar Olsun - Selda Bağcan (şiir: Ali Çınar)

    Uğurlar Olsun


    Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında 
    Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda 
    Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana 
    Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça 
    Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana 
    
     Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun 
     Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun 
     Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük 
     Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun 
    
    Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme 
    Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime 
    Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime 
    İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime 
    Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne 
    
     Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun 
     Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun 
     Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük 
     Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun 
    
    

    
    
    
    
    Ali Çınar
  • Şairin Şiir Evreninde Sait Maden

    Ekleyen: Sadık Doğan → 23 Ocak 2013 Çarşamba
    Şair Sait Maden, Bursa'da 26 Ocak Cumartesi günü Nilüfer Şiir Kütüphanesi'ndeın sorularını cevaplayacak.
    Şairin Şiir Evreninde Sait Maden

    "Şairin Şiir Evreni" programlarının ocak ayı konuğu, sadece yazdığı şiirlerle değil çevirerek Türkçe'yekazandırdıklarıyla da tanınan Sait Maden olacak. 1932 doğumlu şair, İstanbul DevletGüzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü mezunu. İlk şiirlerini İstanbul, Türkçe, Soyut, Yazko Edebiyat, Soyut, Varlık, Gösteri gibi dergilerde yayınlayan Sait Maden, bunları Açıl, Ey Gizem, Yol Yazıları ve Hiçlemeler adlı üç kitapta topladı. 1950'de Varlık Yayınları'nın düzenlediği çeviri şiir yarışmasında Baudelaire'den uyarladığı "Moesta et Errabunda" adlı şiirle birincilik ödülü, 2011 yılında da Pen şiir ödülünü kazandı.
  • Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı? - Victor Hugo

    Ekleyen: Sadık Doğan → 19 Ocak 2013 Cumartesi


    Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
    Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
    Sevmek için güzele mi bakmalı?
    Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
    Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
    Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
    Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
    Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
    Solması için gülü dalından mı koparmalı?
    Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
    Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
    Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?


    Victor Hugo
  • 3.Uluslararası Bahtiyar Vahapzade Şiir Ödülü

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Türk Dünyasının Ortak Değeri Rahmetli Bahtiyar Vahapzade’yi Vefatının 4.Yılında Saygı İle Anıyoruz.
    3. Uluslararası Bahtiyar Vahapzade Şiir Ödülü 2013 Etkinliği Juri Üyeleri:
    Doç.Dr.Tudora Arnavut
    Muhsin Al-Ramli
    Ayşenur Ökten İzgin
    Bavırcan Jakıp
    Sezen Seyfullah
    Zeynelabidin Kureyş

    3. Uluslararası Bahtiyar Vahapzade Şiir Ödülü

    Başvuru Tarihleri: 15 Ocak-22 Şubat 2013
    Şiir Konusu Serbest !
    Toplam Ödül: 5.000 Tl 1. 2500 Tl / 2. 1500 Tl / 3. 1000 Tl
    Yarışmanın Amacı;
    Dünya Şiir Sanatına Yeni Eserler Ve Şairler Kazandırmak
    Türkçenin Uluslararası Alanda Kullanırlığını Ve Etkinliğini Arttırmak
    Destek Veren Kurumlar:
    T.C. Türkpa Koordinatörlüğü
    Azerbaycan Atatürk Merkezi
    Ufuk Derneği
    Adana-Filistin Dayanışma Platformu
    Azerbaycan Ve Diğer Türk Halkları Emekdaşlık Merkezi
    İstanbul Şiir Akademisi
    Katılım Sağlayan Tüm Şairlerimize Derleme Antoloji Oluşturalacak Ve Her Bir Katılımcıya Gönderilecektir.

    Detaylı Bilgi: www.istanbulsiirakademisi.com
    ESER GÖNDERİM ADRESİ: editor@istanbulsiirakademisi.com / istanbulsiirakademisi@hotmail.com

    Mahmud oğlu Bahtiyar Vahabzade, 16 Ağustos 1925 tarihinde Şeki'de doğdu. 9 yaşında ailesiyle beraber Bakü'ye taşındı. İlk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1942 yılında girdiği Bakü Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü'nden 1947 yılında mezun oldu ve aynı bölümde öğretim üyesi olarak ders vermeye başladı. 1964 yılında tamamladığı S.Vurğunun hayat ve yaradıcılığı isimli monografisi ile filoloji doktoru ünvanını aldı.

    1980 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi üyeliğine seçilen Vahabzade, 1990 yılında emekli olana kadar üniversite de ders vermiştir.

    Vahabzade, 1960'larda başlayan özgürlük hareketlerinin öncülerindendir. Bu konuda kaleme aldığı 1959 tarihli Gülistan isimli şiirinde, ikiye bölünen (İran ve Rusya) Azeri halkının yaşadığı felaketleri anlatmıştır. Adı geçen eserinde dolayı 1962 yılında milliyetçi damgası vurulan şair 2 yıllığına üniversitede ki görevinden de uzaklaştırılmıştır. Bu olumsuzluklara ve Sovyet rejiminin baskılarına rağmen özgürlük mücadelesinden hiç yılmamıştır. Azeri halkının sıkıntılarını konu ettiği pek çok eserini yurt dışına kaçırarak yayınlanmasını sağlamıştır.

    Eserlerinde Azeri Türkçesi'ni en temiz şekilde kullanmaya özen gösteren ve halkının duygularına tercüman olan Vahabzade Azerbaycan'da Halk Şairi adıyla anılır. 1995 yılında Azeri özgürlük mücadelesindeki hizmetlerinden dolayı İstiklal nişanı ile ödüllendirilmiştir. Ülkesinin özgürlük simgelerinden biridir. Vahabzade 1980-2000 yılları arasında 5 defa milletvekili seçilmiştir. 13 Şubat 2009 tarihinde Bakü'de vefat etmiştir.

    Eserleri Bahtiyar Vahabzade, 40'ı aşkın şiir kitabı, 11 ilmi eser, 2 monografi, çeşitli piyesler ve yüzlerce makale yayınlamıştır. Eserlerinde genellikle özgürlük, yurt sevgisi, din gibi temaları işlemiştir.

    Başlıca eserleri

    •Yücelikte Tenhalık (1978)
    •Menim Dostlarım (1949)
    •Bahar (1950)
    •Dostlug Nağmesi (1952)
    •Çınar (1956)
    •Ceyran (1957)
    •İnsan ve Zaman (1964)
    •Tan Yeri (1973)
    •Şehitler (1990)
    •Sandıktan Sesler (2002)

    Türkiye'de Basılan Eserleri 

    •Ömürden Sayfalar (Ötügen, 2000)
    •Vatan, millet, ana dili (Atatürk Kültür Başkanlığı yayınları, 2000)
    •Soru işareti (Kaynak yayınları, 2002 )

    Kaynak:*www.istanbulsiirakademisi.com
  • Kadın şairin adı yok!

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Ne zaman edebiyatımızda  kadın şairlerin neredeyse parmakla sayılacak kadar az sayıda olduğu aklıma gelse gerçek anlamda bir hüzün kaplar içimi. Bu konu bana , ortada nedeni  haksızlık olan büyük bir sorun olduğunu düşündürür ister istemez.
    Kadın şairin adı yok!

                     Yeri geldikçe öğrencilerime,  ‘’edebiyatımızda başarılı ve tanınmış birçok erkek şair varken neden yeterince kadın şaire rastlayamıyoruz?’’ sorusunu yöneltirim. Erkek öğrencilerimden kimileri  hınzırca gülümseyerek,  artık duymaya alıştığım cevabı ;  ‘’demek ki erkekler duygularını daha yoğun yaşayıp daha iyi ifade edebiliyorlar’’ şeklinde verirler hemen. Bir kısmı ise, ‘’kadınlar yanlış anlaşılmaktan korktukları için duygularını şiirle ifade etmeye çekiniyor olabilirler’’ şeklinde cevaplar bu soruyu... İşte en mutlu olduğum anlardan biri ! Öğrencilerimden bu cevapları aldığımda ülkemin sanat ve edebiyat geleceğinde bir mum daha yandığını görüyorum sevinçle. Genç beyinlerin eski nesille olan bu farkından aldığım hazzı başka hiç bir konuda duyumsayamam herhalde... Ülkemin her konudaki geleceğini, yığınlarda çok önceden görebilmenin mutluluğudur bu!
                    Erkek öğrenciler tarafından espriyle verilen ilk cevabın doğruluğu yadsınamaz bir gerçek: Sanılanın aksine birçok erkek, kadınlardan daha hassas ve çok daha duygusal. Kimileri bunu saklamayı tercih ederken kimilerini de başarılı şairler olarak tanıyoruz.
                    Burada asıl sorun,  kadınların şiir yazma konusundaki çekingenlikleri.  Edebiyatla ve şiirle haşır neşir olan, duygu yönü kuvvetli  kadın- erkek  herkesin aşık olmadan da bir aşk şiiri yazabilmeleri çok mümkün. Üstelik duygu insanları, hissettikleri minicik bir duyguyu , ruh dünyalarında ansızın parlayan bir kıvılcımı bile hayal gücü ve yaratıcılıklarıyla el ele vererek bir ateşe dönüştürüp anlatabilirler ustalıkla. Veya tam tersi, çılgınca aşık olarak şiir yazdıklarını düşünelim: Toplumun hatırı sayılır çoğunluğu, üzerlerine düşen en büyük görev buymuşçasına  deyim yerindeyse, pusuda beklemektedir kadınları yaftalamak için...Üstelik eğitim seviyesi oldukça yüksek  insanlara da sıklıkla bu grupta rastlayabiliyoruz.    
                    Toplumun tepkisinden veya hakkında yanlış düşünülmesinden ne yazık ki çekinen nice kadın edebiyatçının şiir yazma arzusunu, düzyazıyla geçiştirmeye çalıştıkları bir gerçek... Mısralara dökmeye çekindikleri duygularını, düşüncelerini, düz yazının ciddiyetiyle örtme çabasıdır bu! Toplumumuz tarafından tanınmış, benimsenmiş kadın yazarlar için de benzeri olumsuzluklar söz konusu olabiliyor  zaman zaman...Edebiyat tarihimiz boyunca erkek takma ismiyle şiir yazan kadınlara rastlamamız da bu nedenledir. Duygularını umarsızca şiire döktükleri için adları ‘’çapkın şair’’ e çıkmış erkekleri düşündüğümüzde aynı şiirleri bir kadın yazsa kimbilir nasıl yaftalanırdı, insan düşünmek bile istemiyor.
                    Dünyadaki ilk kadın şair Sappho M.Ö  7.yy’da  Antik Yunan Dönemi’nde  Lesbos Adası’nda yaşarken  evlilik, ayrılık, aşk, kadınlar arası aşk gibi konularda yazdığı şiirlerle bu cesareti göstermiş fakat bu güzel ve asil kadın, şiirlerindeki imalar, tutkular yüzünden  hayatının çeşitli destanlara konu olmasına engel olamamıştır. 
                    Gerçi bizim de toplumun kadınlara yeterince söz hakkı tanımadığı Osmanlı döneminde bile duygularını şiirle dile getirme cesaretini gösteren Fitnat Hanım, Adile Sultan, Leyla Hanım, Ani Hatun, Mihri Hatun gibi kadın şairlerimiz  var elbette.Daha o dönemlerde böylesine cesur olabilen kadınların varlığı yadsınamaz tabii ki. Bu şahsiyetler,özellikle yazdıkları gazellerle edebiyatımızın öncü kadın şairleri olarak tarihe geçmişlerdir : ’’Aşkta kanun imiş aşıklara cevr eylemek/ Aşık oldur kim cefa-yı yare sabretmek gerek/ Aşk naz ü şive evvel gösterir aşıklara/ Aşık ol demde ona canı feda etmek gerek’’ Adile Sultan’ın bir gazelinden alınan bu mısralar, yazıldıkları dönem düşünüldüğünde oldukça cesur sayılacak mısralardır.
                    Cumhuriyetin ilanından sonra kadınlarımız kültür ve düşünce dünyasında daha çok söz sahibi olabilecekleri ortamı bulmuş ve bunu birçok alanda değerlendirmiş olmalarına rağmen günümüzde kadın ve şiirin yeterince biraraya gelemediğini görmek gerçekten üzücü. 
                    Nazım Hikmet Nüzhet’e, Piraye’ye, Münevver’e, Vera’ya  en güzel şiirlerini yazdığında, Yahya Kemal Beyatlı ,Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’a halen ölüm şiiri olarak bildiğimiz, aslında aşkta ölümü anlatan ‘’Sessiz Gemi’’ şiirini yazdığında kadınlar neden ortada yoklardı? Ya şimdi neredeler? Ünlü şair Ataol Behramoğlu’nun  dizelerindeki gibi : ‘’Ölümdür yaşanan tek başına/ Aşk iki kişiliktir’’ Nerede hatun kişiler?
                    Kadın şair ve yazarlara duygu, düşünce ve hayallerini rahatlıkla dile getirme özgürlüğü tanıdığımız zaman aşacağız ancak kendimizi. Bir toplumun gerçek anlamda ilerlemesinin öncelikle kadınlarının eğitiminden geçtiği gerçeği kazınmalı artık beyinlere...Kadın, icra ettiği sanatında bile cinsel bir meta olarak görülmekten vazgeçilmeli. Bunun için zaten çok ama çok geç kalmadık mı?
                    Bir yazar için en büyük zevk kaynağı, kelimelerle oynamaktır. Bir şairin veya yazarın kelimelerle dansı sanata ve sanatçıya gereken önemi veren toplumlardaki gibi ancak hayranlıkla seyredilesi olmalı.
                    Bunun içindir ki şiir okuyan-yazan özellikle kız çocuklarına, genç kızlara gereken ilgiyi gösterip teşvik etmeliyiz. Asırlardır  kimbilir yastık altında, tozlu dolap raflarında sakladıkları veya mürekkeplerini denizin dalgalarına karıştırdıkları şiirler yüzünden hak ettikleri halde şair olarak tanınamamış kaç Türk kadını vardır, diye düşündükçe hayıflanıyorum.

    Kaynak: *Radikal/Kültür ve Sanat; http://blog.radikal.com.tr/Blog/selva-trak-ulupinar
  • Nazım Hikmet'in mezarı Türkiye'ye getirilmeli

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Dünyaca ünlü Türk şairi Nazım Hikmet'in, Moskova'daki mezarını ziyaret eden Kadir İnanır, şairin isteği olan Türkiye'de bir köyde çınar ağacının altına getirilmesi gerektiğini söyledi.
    Nazım Hikmet'in mezarı Türkiye'ye getirilmeli kadir inanır

    İlk Türk-Rus ortak yapımı olan "Elveda Katya" filminin Rusya'daki galası için Moskova'ya gelen Kadir İnanır, ünlü şair Nazım Hikmet'in Novodeviçi Mezarlığı'nda bulunan mezarını ziyaret ederek dua okudu.

    İnanır, ünlü şairin doğumunun 111. yıl dönümünde mezarı başında onu anma onurunu yaşadığı için çok heyecanlı olduğunu belirterek,"Öylesine şiirler yazmış ki? Onca yıl sonra, ya da insanlık tarihi boyunca okunduğunda şiirlerden insanların ruhuna yansıyan öylesine insanlık dolu, öylesine sevgi ve barış dolu; insan onurunu yücelten öylesine kelimeleri bir arada harmanlayarak, öylesine büyük ve güzel şiirler yazmış ki, bence dünyadaki bütün insanların hangi dinden olursa olsun Nazım Hikmet'in bu özelliğinden dolayı ona hayır dualar okuyup, sevgi ile anacağından hiçbir endişem yok" dedi.


    Son dönemlerde Nazım Hikmet'in anma törenlerinin devlet tarafından düzenlenmesi konusunda, "Bence geç kalınmış bir çalışma. Çok hızlanmalı. Bir an evvel istediğimiz arzuya istediğimiz yere getirilmeli. Hatta mezarının buradan alınıp Türkiye'ye onunun dediği gibi bir köye bir çınar ağacının altına koymalıyız diye düşünüyorum" diyen Kadir İnanır, Nazım'ın mezarında dua okuması ile ilgili de, şunları söyledi.

    "Ben inançlı bir insanım onun yazdığı güzel şiirlerin benim saygı duyduğum İslam dinini sevgiyle kucakladığına inanıyorum. İslam dininin de onu saygıyla, sevgiyle kucakladığına inandığım için üstüme düşen görevi yaptım o kadar.

    İnanır ile birlikte Nazım Hikmet'in mezarını ziyaret eden Elveda Katya filmindeki rol arkadaşı Caner Cindoruk da, Anadolu'da bir ağacın altına gömülmek isteyen şairin bu isteğinin gerçekleşmesini umduğunu söyledi."

    Kaynak: *Odatv.com
  • Şiiri Özlüyorum Dergisi 11 yaşında

    Ekleyen: Sadık Doğan → 15 Ocak 2013 Salı
    Derginin 51.sayısı (Ocak-Şubat 2013) çıktı. 2003 yılından beri Fuat Çiftçi’nin yönetiminde Avanos’ta çıkan Şiiri Özlüyorum’un edebiyatımızın şiir birikimine katkıları büyük.
    Şiiri Özlüyorum Dergisi 11 yaşında

    Yeni sayıda:
    D e n e m e l e r
    Rimbaud’nun Paradoksu: Ben Bir Başkasıdır – Mustafa Durak
    Arthur Rımbaud’nun Illumınations’unda ve Ece Ayhan’ın Bakışsız Bir Kedi Kara’sında Ateş Diyalektiği – Yavuz Kızılçim
    Robert Lowell Şiirinin Dijital Çağ ve Logos İlişkisi Açısından İncelenmesi – Koray Feyiz
    Sözcüklerin Kabuğu – Ahmet Ada
    Ö y k ü l e r
    Sevda ile Alişan – Jale Sancak
    Game Over – Alev Çağlayan
    Y a z ı l a r ı y l a  v e  Ş i i r l e r i y l e
    Mustafa Durak, Peter Horn, Réne Char, Hüseyin Çiftçi, Yusuf Alper, Selami Şimşek, Ahmet Ada, Jale Sancak, Murat Dalgın, Fuat Çiftçi, Koray Feyiz, Yavuz Kızılçim, Betül Akdağ, Sabahattin Yalkın, Serdar Aydın, Umut Ünalan, Achim Wagner, Naci Bahtiyar, Ece Ürkmez Apaydın, Gülsün Işıldar, Ramazan Aydın, Alev Çağlayan.
    Kaynak: *edebiyathaber.net (15 Ocak 2013)
  • Yakarım Geceleri - Sevcan Orhan (şiir: Yılmaz Odabaşı)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 13 Ocak 2013 Pazar


    Bu aşkın nüshası rüzgarlarda 
    Aslı bende kalacak 
    Bizi hasret saracak 
    Bulutlar çıldıracak 

    Ayrılık başımı döndürüyor 
    Kavuşmayı özlettin 
    İntiharlar kuşandım 
    Bu aşkı sen kirlettin 

    Geçtim borandan kardan 
    Yitirdim bahçeleri 
    Ellerimi tutmazsan gülüm 
    Yatamam geceleri 

    Bu aşkın nüshası rüzgarlarda 
    Kahrı bende duracak 
    Sende ihanet gülüm 
    Bende matem kalacak 

    Bu aşkın efkarı şarkılarda 
    Yüzün bende solacak 
    Bizi zaman yenecek 
    Ve anılar kalacak 

    Geçtim borandan kardan 
    Yitirdim bahçeleri 
    Ellerini tutmazsam gülüm 
    Yatamam geceleri


  • Nice Yıllara Nazım - Zülfü Livaneli

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Nice Yıllara Nazım - Zülfü Livaneli
    Yıl 1901.

    II. Abdülhamid devri. Bir kasım günü Osmanlı İmparatorluğu’nun Selanik şehrinde sarışın bir erkek çocuk doğuyor. (Nazım Hikmet Ran) Kırk gün yüzünden bir yıl büyük sayılmasın diye kimliğini 1902’nin Ocak ayında çıkarıyorlar.

    O zamanlar bu çocuğun, dünyaya nam salacak büyük bir şair olacağını, Türkçe’nin en güzel dizelerini yazacağını kimse bilmiyor elbette.

    Bilseler memnun olurlar.

    Ama bu büyük şöhretin bedelini ödemek zorunda kalarak yıllarca zindana atılacağını, siyasetin acımasız çarkları arasında ezilmeye çalışılacağını, çileli ömrünün, ülkesine hasret kaldığı bir gurbette sonlanacağını da bilemiyorlar.

    Bilseler kahrolurlar.

    ***


    1901’den bu yana neler oluyor neler: Harpler, isyanlar, işgaller, yıkılan bir imparatorluk, kaybedilen Selanik, tahtını tacını yitiren Osmanlı hanedanı, Kurtuluş Savaşı, yeni bir devletin kuruluşu, gelip geçen hükümetler.

    Genç Nâzım, arkadaşı Vala’yla Anadolu’ya geçip Ankara’da Gazi’yle tanışıyor; Kurtuluş Savaşımızın en güzel destanını yazıyor.

    ***


    Ve 2013 yılını buluyoruz. 111 yıldır gelip geçen sultanların, sadrazamların, başbakanların adını kimse hatırlamaz ama hayatı paramparça edilen, binbir eza ve cefayla acı çektirilen şairin dizeleri dimdik ayakta.

    111. doğum gününü yine bu ülkenin yurtsever aydınları kutluyor, onu her yerde anıyor.

    Zaten o; yüreğimize kök salan dizleriyle her gün hayatımızda, her gün yanıbaşımızda.

    Ama ne yazık ki yaşarken hayatı zindan ediyorlar ona.

    Daha sonraki kuşaklarda da bu zulüm sürüyor, onun şiirlerini besteleyenlere, okuyanlara, söyleyenlere, sahneleyenlere de zulmediyorlar.

    Ama zalimlerin adı bile kalmıyor ortalıkta.

    Nâzım ismi bir bayrak gibi dalgalanmakta hâlâ.

    Çünkü büyük bir şair olduğu kadar, insan kardeşliğine, eşitliğe, adalete inanan büyük bir yürekti o. Bu yüzden unutulmadı, unutulmayacak da.

    ***


    “İyimserlik” şiirinde şöyle diyordu:

    Şiirler yazarım
    basılmaz
    basılacaklar ama

    Bir mektup beklerim müjdeli
    belki de öldüğüm gün gelir
    mutlaka gelir ama

    Ne devlet ne para
    insanın emrinde dünya
    belki yüz yıl sonra
    olsun
    mutlaka bu böyle olacak ama

    ***


    İşte sözün, çağları aşan gücü bu.

    Onun 111. doğum gününü bu dizeleriyle anıyor ve anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.


    Kaynak:*Zülfü Livaneli, 13.01.2013 GazeteVatan
  • Metin Altıok’tan Zeynep’e Mektuplar

    Ekleyen: Sadık Doğan → 12 Ocak 2013 Cumartesi
    Bir ortaçağ karanlığında yitirdiğimiz, edebiyatımızın “acıya kiracı” şairi Metin Altıok’un kızına yazdığı mektuplar Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanıyor. 

    Metin Altıok’un, kızı Zeynep’ten çok uzaktayken ona yazdığı mektuplar sadece sevginin ve dindiremediği bir özlemin değil; onun şiirinin de aracısı. Altıok’un mektupları kâh Bingöl’den gönderiliyor, kâh İzmir’den, “sevgili meleğine, biriciğine.” Felsefe öğretmeni olarak atandığı Bingöl’den haberler verirken, iç dünyasının iniş çıkışlarını, sarsıntılarını, sitemlerini yine de en çok özlemini yazıyor Altıok. İçtenlikle yazıyor, ruhunu açıyor, onca uzaklıktan kızına ulaşmaya çalışıyor. 

    Mektuplarda, öldürülen Cavit Orhan Tütengil’e ne oldu sorusu da, kendi yaptığı Kibele heykelciklerinin gözaltına alınışları veya Bingöl’ün yoksulluğu da var. Şair Metin Altıok’un yanında, baba Metin Altıok’u da tanımak isteyenler için bu mektuplar eşsiz birer ipucu.

    “Sevgili kızım, biriciğim;
    Metin Altıok’tan Zeynep’e MektuplarUzun bir süredir sana mektup yazamadım. Nedenleri vardı. Aramızdaki kopukluk duygusal değil, bir iletişim kopukluğuydu. Senin için canımı bile verebileceğimden kuşkun olmasın. Özlemin taş gibi göğsümde duruyor. Düşlerime giriyorsun. Sokakta bir kız çocuğunun “baba” diye bağırması yüreğimi kanatıyor. Kaç zamandır bana baba demene hasretim. Bu yazı seninle birlikte geçirmeyi ne kadar isterdim bilemezsin. Ama olmadı, olamadı.”

    Metin Altıok’tan Zeynep’e Mektuplar
    Metin Altıok
    Kırmızı Kedi Yayınevi / Anı Dizisi
    Ocak 2013
    120 sayfa

    Kaynak:*www.bodakedi.com
  • Genco Erkal'ın sesinden Nâzım Hikmet şiirleri "Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni"

    Ekleyen: Sadık Doğan → 5 Ocak 2013 Cumartesi
    Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan ve Nâzım Hikmet’in seçme şiirlerinden oluşan Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni kitabı, kitap ve kitapla birlikte verilen 4 CD ekinden oluşuyor.
    Genco Erkal'ın sesinden Nâzım Hikmet şiirleri "Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni"

    Ne güzel şey hatırlamak seni. 
    Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
     bir çekmece
    bir yüzük, 
    ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. 
    Ve hemen 
    fırlayarak yerimden 
    Penceremde demirlere yapışarak 
    hürriyetin sütbeyaz maviliğine 
    sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…
    CD’lerde sanatçı Genco Erkal’ın sesinden dinleyeceğimiz 51 Nâzım şiiri, şairin hemen bütün kitaplarından, şiir serüveninin gelişmesini de gözeten, sevda, hasret ve siyasi şiirlerinden dengeli bir seçim yapılarak hazırlandı.
    Kitabı yayına hazırlayan Güven Turan ve Raşit Çavaş, kitabın ve CD’lerin hazırlanmasında Nâzım külliyatından sadece Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan parçaların kullanılmamasının, Nâzım Hikmet’le ilgili yeni bir çalışma yapılması fikrine de vesile olabileceğini belirtiyor.
    Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni kitabındaki Nâzım Hikmet şiirlerinden bazıları ise şöyle: Hasret, Sesini Kaybeden Şehir, Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri, Karıma Mektup, Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni, Karlı Kayın Ormanında, Ceviz Ağacı, Mavi Liman, Kara Haber ve Henüz Vakit Varken Gülüm.

    Genco Erkal'ın sesinden Nâzım Hikmet şiirleri Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni (Kitap+4 Cd) 
    Genco Erkal'ın Sesinden Nazım Hikmet Şiirleri
    Kaynak: *edebiyathaber.net  (05.01.2013)