Browsing "Older Posts"

  • Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı Sahneye Taşındı

    Ekleyen: Sadık Doğan → 25 Aralık 2013 Çarşamba
    Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında Mehmet Akif Ersoy'un hayatı sahneye taşınıyor.
    Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı


    Gazi Kız Meslek Lisesi Salonunda sergilenen tiyatro oyununda şairin hayatı ve İstiklal Marşının yazılış sürecinde yaşananlar anlatılıyor. İstiklal Marşının mecliste oylamaya sunulması canlandırılırken, salondaki izleyici öğrenciler de meclis üyesi rolünü üstlendi. Tiyatro oyunu sonrasında öğrenciler, sanatçıları uzun süre ayakta alkışladı.

    Oyunun yazarı ve yönetmeni Mustafa Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hem ilköğretim hem de lise öğrencilerine yönelik çalışma hazırladıklarını belirterek, "Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında seyircilerimizle buluşuyoruz. Merhum Mehmet Akif Ersoy'un doğum günü 20 Aralık, ölüm günü 27 Aralık. Biz 20 - 27 Aralık tarihleri arasında bir dizi çalışma gerçekleştiriyoruz. Bu çalışma çerçevesinde sergilediğimiz bu oyunda, çocukların ilkokula başladıklarında öğrendikleri ilk şiirin şairi olan Mehmet Akif Ersoy'un hayatına dair bilgi edinmelerini amaç edindik" diye konuştu.

    Tiyatro oyunuyla, Mehmet Akif Ersoy'un nasıl bir çocukluk geçirdiğini, onların yaşındayken neler yaşadığını, Kurtuluş Savaşı mücadelesine nasıl katıldığını, İstiklal Marşı'nı nasıl yazdığını canlandırdıklarına dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

    "Sırtına giyecek bir paltosu bile yokken, İstiklal Marşı'ndan almış olduğu, Ankara'da üç çiftlik alabilecek büyüklükteki para ödülünü, tek kuruşuna dokunmadan, genç kızların ve kadınların okuması için bir vakfa bağışladığını anlatıyoruz. Oyunumuzda aynı zamanda bütün seyircileri Kurtuluş Savaşı mücadelesini veren birinci meclisin milletvekilleri olarak kabul ediyoruz. Seyircilerimizle oyundan önce yapmış olduğumuz küçük bir çalışmayla onları hem sahnedeki meclis kürsüsünde hem de salonda oturmuş oldukları koltuklarda meclis koltuklarındaymış gibi bir etkinlik gerçekleştiriyoruz."

    Tiyatro gösteriminin 26 Aralık'ta saat 13:00'daki seansla sona ereceği bildirildi.
  • Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödülü 2014

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nün on dokuzuncusu veriliyor.

    Bugüne kadar şiir kitabı yayımlanmamış şairlerin aday olabilecekleri Ödül için son başvuru tarihi 15 Mart 2014.
    Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödülü 2014

    Adayların; kitap bütünlüğü taşıyan, basıma hazır şiirlerinden oluşturacakları, adres, telefon, ve özgeçmişlerini de içeren 6 adet dosyayı; Mayıs Yayınları’nın Sakarya Cad. Özkanlar 35 Apt. A Blok, No: 36 / 20, Manavkuyu, Bayraklı – İzmir adresindeki Ödül sekreterliğine, APS, kargo ya da taahhütlü posta ile göndermeleri veya elden teslim etmeleri gerekiyor.

    Mayıs Yayınları yetkilileri, Ödül alacak dosyayı 2014 yılı içinde, telif karşılığını ödeyerek kitap halinde yayımlayacaklarını açıkladılar.

    Özger’in ölümünün 41. yıldönümünde, 10 Mayıs 2014 tarihinde verilecek Ödülün seçici kurulu Murat Acar, Sina Akyol, Orhan Alkaya, Gökhan Arslan ve Suat Çelebi’den oluşuyor.

    “İlk Kitap Özel Ödülü „

    Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü bünyesinde, 2007 yılında verilmeye başlanan “İlk Kitap Özel Ödülü“ devam edecek. 2013 yılı içinde yayımlanmış ilk şiir kitapları arasından, katılım koşulu aranmaksızın verilecek ödülün amacı; diğer yayınevlerini de ilk şiir kitabı yayımlama konusunda cesaretlendirmek. Özel Ödül, Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü seçici kurulunun sürekli üyeleri ile dönüşümlü olarak görev yapmış tüm üyeleri tarafından sorgu yöntemiyle belirlenecek.

    1996’dan beri düzenlenen ve bugüne kadar Gazanfer Eryüksel-Yücelay Sal (1996), Zeynep Köylü-Hüseyin Peker (1997), Serap Erdoğan-Hüseyin Köse (1998), Kuvvet Yurdakul (1999), Sadık Yaşar (2000), Mehmet Kâzım-Bâki Asiltürk (2001, Bir Şiiri İnceleme), Bahtiyar Kaymak (2002), Nesrin Kültür Kiraz (2003), Ertuğrul Deveci (2004), Cuma Duymaz-Sinan Oruçoğlu (2005), Hayriye Ersöz (2006), Ersun Çıplak (2007, Bir Şiiri İnceleme), Halil İbrahim Özbay (2008) Nurullah Kuzu (2009), Gökhan Arslan (2010), Murat Acar (2012), Şerif Mehmet Uğurlu (2013, Bir Şiiri İnceleme)’ya verilen Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nün 2014 programı aşağıda belirtilmiştir.

    Ödüle aday olma koşulları

    Ödüle,bugüne kadar şiir kitabı yayımlanmamış kişiler aday olabilecektir.

    Dosyaların kitap bütünlüğü taşıyan, basıma hazır nitelikteki şiirlerden oluşması gerekir.

    Seçici kurul; birincilik, ikincilik, üçüncülük gibi değerlendirmeler yapmayacak; tek bir Ödül verecektir. (Ödül birden fazla dosya arasında paylaştırılabilir. Jüri Özel Ödülü verilebilir.)

    Ödüle aday olmak isteyenler, özgeçmişlerini de içeren 6 adet dosyayı, adres ve telefon numaralarını da belirterek, Mayıs Yayınları’ nın Sakarya Cad. Özkanlar 35 Apt. A Blok, No:36/20, Manavkuyu, Bayraklı-İzmir adresindeki Ödül sekreterliğine, APS, kargo ya da taahhütlü posta ile gönderecek ya da elden teslim edeceklerdir. Ödül için gönderilen dosyalar iade edilmez.

    Ödül için son başvuru tarihi 15 Mart 2014’tür.

    Ödül, Arkadaş Z. Özger’ in ölümünün 41. yıldönümünde, 10 Mayıs 2014 Cumartesi günü düzenlenecek bir törenle verilecektir.

    Seçici kurulca Ödüle değer görülen yapıtın yazarı, Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2014 Diploması ve Plaketi ile onurlandırılacak; ayrıca dosya kapsamındaki şiirler, Mayıs Yayınları Şiir Dizisi’nden, yıl içinde ve telif karşılığı ödenerek kitap halinde yayımlanacaktır.

    Seçici kurul (abc sırasıyla)

    Murat Acar, Sina Akyol, Orhan Alkaya, Gökhan Arslan ve Suat Çelebi.

    “İlk Kitap Özel Ödülü „

    Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü bünyesinde, 2007 yılında verilmeye başlanan “İlk Kitap Özel Ödülü“ devam edecektir. 2013 yılı içinde yayımlanmış ilk şiir kitapları arasından, katılım koşulu aranmaksızın verilecek Özel Ödül, Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü seçici kurulunun sürekli üyeleri ile dönüşümlü olarak görev yapmış tüm üyeleri tarafından sorgu yöntemiyle belirlenecektir.

    Ayrıntılı bilgi : 0.232.348 71 91 – 92 www.mayisyayinlari.com
  • DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması, FastPay'i En İyi Anlatacak Yönetmenleri Bekliyor

    Ekleyen: Sadık Doğan → 19 Aralık 2013 Perşembe
    DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile mobil cüzdan fastPay’i en iyi anlatan viral seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada dereceye girenleri 5.000 ile 15.000 TL arası ödüller bekliyor.

    Yenilikçi ürün ve hizmetleriyle farklılaşan DenizBank, sektörde fark yaratan uygulaması fastPay’i en iyi anlatacak yönetmenleri bekliyor. DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile DenizBank’ın mobil cüzdanı fastPay’i en iyi anlatan kısa film seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada filmler maksimum 2 dakika sürecek. Yarışmacılar çektikleri filmlerde isterlerse viral, isterlerse gerçekten hayattan örnekler, isterlerse de sokak röportajları şeklinde bir film yapabilecek ve çekim için her türlü cihazı kullanabilecekler.

    Başvuru yöntemi

    Katılımcılar çektikleri videoları, video paylaşım sitesi Youtube’a yükleyecek ve linklerini DenizBank Facebook sayfasında bulunan 3. Deniz Film Fest uygulamasına girerek 20 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında başvurularını yapabilecekler. İzleyiciler, 1 - 13 Mart 2014 tarihleri arasında, uygulamada bulunan ve beğendikleri filmleri “like” ederek oylayacak. En fazla “like” alan 30 film, 17 – 28 Mart 2014 tarihleri arasında jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı ve Belgesel Yönetmeni Hasan Özgen, Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ve Yönetmen Taner Elhan’dan oluşuyor. İlk 3’e girecek filmler için DenizBank tarafından sırasıyla 15.000, 10.000 ve 5.000 TL ödül verilecek. Ödül töreni ise 8 Nisan 2014’te düzenlenecek.

    Dijital bankacılıkta ezber bozan uygulama: fastPay
    DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması
    DenizBank’ın fastPay uygulaması özellikle gençlerin birbirlerine hızlı para transfer etmeleri, üye işyerlerinde, ellerini cebine atmadan sadece telefonlarından ödeme yapabildikleri inovatif bir mobil cüzdan uygulaması. Uygulama sayesinde DenizBank müşterisi olsun olmasın herkes cepten cebe 7/24 ücretsiz para gönderebiliyor. Kullanıcılar DenizBank Mevduat Hesabı’nı veya kredi kartını fastPay cüzdanına bağlayabiliyor, fastPay işyerlerinde alışveriş olanağına sahip oluyor. Alışverişlerde ödeme yaparken NFC, QR Kod gibi hiçbir ekstra teknolojiye ihtiyaç duyulmaması ise fastPay’in rakiplerinden ayrıldığı en önemli fark olarak dikkat çekiyor.

    Ayrıca fastPay ile istenilen DenizBank ATM’sinden kartsız para çekilebiliyor. Uygulama AppStore, WindowsPhone Store ve Google play’den ücretsiz olarak indirilebiliyor.

    Bilgi için:
    Bersay İletişim Danışmanlığı / 0212 337 51 00
    Rasim Yılmaz  /  Tel: 0212 337 51 49 / GSM: 0554 289 49 01 /  rasim.yilmaz@bersay.com.tr
    Gül Mumcu Mutlay  /  Tel: 0212 337 51 79 / GSM: 0532 251 83 30 /  gulm@bersay.com.tr


    Bir boomads advertorial içeriğidir.
  • Yunus Nadi Ödülleri 2014

    Ekleyen: Sadık Doğan → 2 Aralık 2013 Pazartesi
    Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu. Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi.
    Yunus Nadi Ödülleri

    Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu  bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, altmış yedi yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan yatırımların çok yararlı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zamanla ödüller arasında ayrımlar ortaya çıkar; bir yarışma kurumsallaştıkça, amacı, nitelikleri, karakteri belirginleşir. Bu arada kimi holdinglerin kendi amaçlarına yönelik yarışmalar düzenlemeleri ve ödüller dağıtmaları da bu alanda kaçınılmaz çoğulculuğu yansıtıyor. Kimi bankaların, şirketlerin, ticari tekellerin reklam amacıyla düzenledikleri yarışmaların ödülleri, parasal açıdan ne kadar büyük olursa olsun; özü, maddi çerçevenin dışındaki anlamda odaklaşıyor. Ödüller, Yunus Nadi Armağanı Yarışması adıyla aralıksız olarak altmış yılı aşkın bir sürede düzenli olarak gerçekleştirildi, kültür ve sanat hayatımıza amaçlanan katkıları yaptı ve etkilerini duyurdu. Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletildi ve Yunus Nadi Ödülleri adıyla sürmeye başladı. Ülkemizin kültür ve sanat yaşamı bütün baltalanmalara ve olumsuz yatırımlara karşın sürekli gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Fikir ve sanat özgürlükleri Türkiye’de tam değil; siyasal iktidarın baskıları hâlâ sürüyor ve çağdaş demokratik ortamdan henüz yoksun sayılıyoruz. Buna karşın fikir, sanat, bilim, kültürde çabalar sürüyor. Tarihsel gelişim sürecinde elbette ‘aydınlanma’nın önüne hiçbir güç geçemez. Cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden yolun fikir, sanat, kültür, bilim yolu olduğunu kuruluşundan beri savunan bir gazete. Bu yoldaki çabaları desteklemek ve özendirmekte Yunus Nadi Ödülleri’nin işlevi sürecek. 2014 Yunus Nadi Ödülleri Edebiyat Ana Dalı’nda öykü, roman, şiir; Görsel Sanatlar Ana Dalı’nda karikatür, fotoğraf; Bilimsel Arafltırma Ana Dalı’nda Sosyal Bilimler Araştırması olarak sürüyor.
    Adaylara başarılar diliyoruz.

    ÖYKÜ
    Ödüle 1 Nisan 2013 ile 1 Şubat 2014 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’yla aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların, beyaz dosya kâğıdına makine yazısı ile çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Hikmet Altınkaynak, Metin Celâl, Faruk Duman,Cemil Kavukçu, Osman Şahin.


    ROMAN
    Ödüle 1 Nisan 2013 ile 1 Şubat 2014 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’yla aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların, beyaz dosya kâğıdına makine yazısıyla çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Konur Ertop, Güray Öz, Yüksel Pazarkaya.


    ŞİİR
    Ödüle 1 Nisan 2013 ile 1 Şubat 2014 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’ ile aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların beyaz dosya kâğıdına makine yazısı ile çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan, Sennur Sezer.


    SOSYAL BİLİMLER ARAŞTIRMASI
    Ödüle 1 Nisan 2013 ile 1 Şubat 2014 tarihleri arasında yayımlanmış bilimsel  araştırmalarla yayına hazırlanmış en az 25 sayfa olarak beyaz dosya kâğıdına makine yazısıyla çift aralıklı yazılmış bilimsel araştırmalar katılabilir. Adaylar yapıtlarını sekiz adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul ödülü kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Prof. Dr. Ahmet Mumcu.

    KARİKATÜR
    Karikatürlerin boyutu 30X40 cm’yi geçmemelidir. Teknik serbesttir. Çizer yarışmaya en fazla 5 karikatür ile katılabilir. Eserler orjinal olmalıdır. Sanatçı tarafından (ıslak imza) imzalanması koşuluyla dijital baskı kabul edilir. Seçici Kurul: Behiç Ak, Ercan Akyol, Orhan Erinç, Musa Kart, Kâmil Masaracı, Tonguç Yaşar.


    FOTOĞRAF
    Ödüle en çok 4 adet siyah-beyaz fotoğraf ile aday olunabilinir. Gönderilecek fotoğrafların en az 18x24 cm. boyutlarında ve daha önce başka yerde ödül almamış olması gerekmektedir. Seçici Kurul:  Hikmet Çetinkaya, İsa Çelik, Ara Güler, Paul McMillen, İbrahim Yıldız.


    HER DAL İÇİN GEÇERLİ GENEL KOŞULLAR
    Ödüller, her dalda amatör- profesyonel herkese açıktır. (Cumhuriyet mensupları hiçbir dalda ödüle aday olamazlar.) Adaylar gerçek ad ve adreslerini ve telefon numaralarını belirtmek zorundadırlar. Ancak adaylar ad ve adreslerinin saklı tutulmasını isteyebilirler. Ödül koşullarına uymayan yapıtları yarışma dışında tutmak zorundayız. Adayların yapıtlarıyla birlikte adlarını ve soyadlarını arkasına yazacakları iki fotoğrağlarını, açık adreslerinin de yer aldığı katılma belgesini ve yaşamöykülerini 20 Mart 2014 Perşembe günü saat 17.00’ye kadar ‘Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Ödülleri Prof. Dr. Nurettin Mazhar Öktel Sok. No: 2 - 34381 Şişli / İstanbul, adresine iadeli taahhütlü olarak postayla ulaştırmaları ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir. Yayımlanmış yapıtların daha önce herhangi bir ödül almamış olması şartı geçerlidir. Zarfın ya da paketin üzerine hangi dal ile ilgili olduğunun (şiir, roman, öykü vb.) yazılması zorunludur. Ödül dallarında konu sınırlaması yoktur. Yapıtlar hiçbir şekilde iade edilmez. Ödül alan ya da herhangi bir şekilde  ön elemeden geçirilen yapıtlar, genel yayın ilkelerimiz doğrultusunda gazetemizde yayımlanabilir. Ödüller 28 Haziran 2014 tarihinde dağıtılacaktır.



    KATILMA BELGESİ
    ADIM, SOYADIM: .....................
    ADRESİM: ..................................
    .....................................................
    TELEFONUM: ............................
    KATILDIĞIM DAL: ....................

    Bağlantılar: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/8989/Yunus_Nadi_Odulleri_2014-_Katilim_suresi_uzatildi.html
  • Ünlü Öğretmen Şairler

    Ekleyen: Sadık Doğan → 27 Kasım 2013 Çarşamba
    Dipnot Tablet Yazarı Çağla Gillis öğretmen şairleri kaleme aldı.
    Ünlü Öğretmen Şairler

    Kelebeğin Rüyası’nda Behçet Necatigil’i izleyen herkes hemen hemen aynı duyguya kapılmıştır sanırım. O babacan tavırları, belli bir mesafe ama büyük bir yakınlıkla öğrencileriyle kurduğu ilişki, onlara sadece okulda değil tüm hayatlarında kol kanat germesi, izleyen herkeste tatlı bir tebessüme neden oldu. Ama bir yandan da böyle büyük bir şair keşke benim de öğretmenliğimi yapsaydı, demediniz mi? Düşünsenize öğretmenin kim? Behçet Necatigil! Bu vesileyle öğretmenlik yapan şairleri hatırlayalım dedik. İşte sadece birkaçı:
    öğretmen rıfat ılgaz
    Rıfat IlgazUsta yazar ve şair Rıfat Ilgaz, annesinin deyimiyle “derin bir kar”da dünyaya geldi. Bu da Ilgaz’ın demesi ile 1910′un Şubat ayına rastlıyor…
    Oldukça üretken olan yazar, yazın hayatına şiirden mizah öykülerine, romandan çocuk kitaplarına birçok farklı alanda eser sığdırdı. Bir zamanlar toplatılan “Karartma Geceleri” eseri 2004 yılında 100 Temel Eser listesine girdi.
    Ortaokuldayken liseye devam edip üniversite okumak istemesine rağmen babasının vefatı nedeniyle Kastamonu Muallim Mektebi’ne (öğretmen okulu) girdi ve mezun olduktan sonra Gerede ve Akçakoca’da İlkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra Gümüşova’ya başöğretmen olarak atandı.
    Öğretmenlik yapmasaydı acaba Hababam Sınıfı’nı bu kadar güzel yazabilir miydi?
    İstanbul’dayken ise hem Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yapıp hem de fakülte de felsefe okudu. 1943 yılında Karagümrük Ortaokulunda bir öğretmenle kavga ettiği için Nişantaşı’na sürüldü.
    1944′ün Ocak ayında yayınladığı Sınıf kitabıyla adliyeler ve hapishaneyle tanıştı. 6 aya çarptırılan yazar, hapishaneden çıktığında hem öğrenciliğini hem de öğretmenliğini kaybetti.
    Rıfat Ilgaz bir kent öğretmeninin gözüyle yoksul öğrencilerin başarısızlıklarının altındaki etkenleri ve eğitim sistemini “Çocuklarım” başlıklı şiirinde böyle sorguluyor;
    Çocuklarım
    Sizi yoklama defterinden öğrenmedim,
    Haylaz çocuklarım.
    Sınıfın en devamsızını,
    Bir sinema dönüşü tanıdım,
    Koltuğunda satılmamış gazeteler.
    Dumanlı bir salonda,
    Kendime göre karşılarken akşamı,
    Nane şekeri uzattı en tembeliniz.
    Götürmek istedi küfesinde,
    Elimdeki ıspanak demetini,
    En dalgını sınıfın.
    Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun,
    Palto, ayakkabı yüzünden;
    Kiminiz limon satar Balıkpazarı’nda,
    Kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder.
    Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı
    Tereyağındaki vitamini,
    Kalorisini taze yumurtanın.
    Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta
    Çevresini ölçtük dünyanın,
    Hesapladık yıldızların uzaklığını,
    Birlikte neler düşünmedik.
    öğretmen tevfik fikretTevfik Fikret: Edebiyat-ı Cedide topluluğunun lideri olan Tevfik Fikret, 24 Aralık 1867′de İstanbul’un Kadırga semtinde dünyaya geldi.
    Aydınlanmanın çınar’ı olarak adlandırılan Tevfik Fikret hayatı boyunca devrimci ve idealist fikirleriyle Atatürk başta olmak üzere dönemin pek çok aydınını etkiledi.
    Türk edebiyatının batılılaşmasında büyük payı olan Fikret’in, Osmanlı Lisanı Öğretmenliği Sınavını kazanarak 1892’de çok sevdiği Mekteb-i Sultani’ye atanması ile yaşamında yeni bir dönem açıldı.
    İlkokul üçüncü sınıf Türkçe öğretmeni olarak göreve başladığı okulda, Muallim Naci’nin vefatı üzerine edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya devam etti. Hükümetin bütçede kısıntı yapıp memur maaşlarını yüzde on kesmesine tepki olarak 1895′te okuldan ayrıldı.
    öğretmen faruk nafızFaruk Nafız Çamlıbel: Hecenin Beş Şairi’nden biri olan Faruk Nafız Çamlıbel, en ünlü eseri “Han Duvarları” ile bilinir.
    1898 yılında dünyaya gelen Çamlıbel, şiire çocuk yaşlarda başladı. Yazarın ifadesine göre ilk şiiri “Saat”, “Çocuk Dünyası” adlı bir dergide yayınlandı (1914).
    Bir süre tıp öğrenimi gördükten sonra okuldan mezun olmadan ayrıldı ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra ise 1924’te Ankara Erkek Muallim Mektebi edebiyat öğretmenliğine geçti; ardından Ankara Kız Lisesi’de öğretmenlik yaptı.
    Edebiyat öğretmeni olarak Anadolu’da bulunması onu Memleket edebiyatına yöneltti. Hem hece ölçüsü hem de aruz ölçüsü ile yurdun güzelliklerini anlatan şiirler yazdı. Halk edebiyatı geleneğinden faydalandı. Tiyatro eserleri devrinde çok tutuldu.
    Çoğu manzum olan bu eserlerde Türk efsaneleri ile Anadolu’da elde ettiği izlenimler anlattı.
    öğretmen necip fazılNecip Fazıl Kısakürek: Ortaokul edebiyat kitaplarının vazgeçilmezi “Kaldırımlar”ı yazan Necip Fazıl Kısakürek …
    Maarif Vekili Hasan Ali Yücel tarafından atandığı Ankara Devlet Yüksek Konservatuarı’nda öğretim üyeliğini kısa süre sonra bıraktı ve kendisine İstanbul’da bir görev verilmesini istedi. Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Mimari kısmına atanan Necip Fazıl, Robert Kolej’de edebiyat öğretmenliği yaptı.
    Fransız edebiyatı şiir anlayışını Türk halk şiirinin ifa¬de kudreti ile birleştirerek his ve fikir yüklü manzumeler meydana getirdi. Pek çok şiirinin ilham kaynağı tasavvuf¬tur. Mistik duygu ve düşünceleri, İnsanın içine gömülmüş gizli kalmış özlemleri kuvvetli bir nazım tekniği ile anlattı.
    Usta yazar Kısakürek kendi ağzı ile şair olmasını şöyle açıklar:
    “Şairliğim 12 yaşımda başladı…
    Annem hastanedeydi. Ziyaretine gitmiştim… Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük eski bir defter… Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde… Annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
    -”Senin şair olmanı ne kadar çok isterdim” dedi.
    Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi… Gözlerim, hastane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:
    -Şair olacağım!
    Ve oldum.”
    Bağlantılar: Çağla Gillis; http://www.dipnot.tv/ogretmen-sairleri-hatirlamak-ister-misiniz/
  • He Shot Me Down Bang Bang - Lale Müldür

    Ekleyen: Sadık Doğan → 11 Kasım 2013 Pazartesi

    HE SHOT ME DOWN BANG BANG

    Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
    öğren susmasını ve ağlamamasını.
    bir kavanozun içinde mavi bir gül
    yetiştir her gün daha çok yaşayan.
    bir masalın ağzını kapat ve yat
    geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
    ona kötü bir şey olsun istedim.
    bana aşık olsun istedim.

    He Shot Me Down Bang Bang - Lale Müldür


    LALE MÜLDÜR

  • Deli Kızın Türküsü - Gülten Akın

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Deli Kızın Türküsü - Gülten Akın



    Deli Kızın Türküsü - Gülten Akın

    Gülten Akın

  • Attila İlhan Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Attila İlhan



    TRT (Portreler Galerisi)

    Attila İlhan Belgeseli

  • Ece Ayhan Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Ece Ayhan




    TRT (Portreler Galerisi)

    Ece Ayhan Belgeseli

  • Edip Cansever Belgeseli

    Ekleyen: Sadık Doğan →

    Edip Cansever 



    TRT (Portreler Galerisi)

    Edip Cansever Belgeseli

  • Şiire gölge etmeyin yeter - Ömer Turan

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Melih Cevdet Anday, “Duygular, düşünceler sözcükleri değil, sözcükler, duygularımı ve düşüncelerimi yönetiyor. Anlaşılmayan budur. İçinden geldiği için mimar ya da mühendis olmaya kalkanı görmüyoruz. Demek sanatların en kolayı şiir ki, duygulara, düşüncelere dayanarak şair olunabileceğine inanılıyor” diyor. Anday, şiirin neliği üzerinden şairin tanımını yaparken, aslında; özel bir dil yapısı ve dize kurgusuna sahip olmayan metinlerin şiir özelliği taşımadıklarına da vurgu yapıyor. Yani daha önceden tanımadığımız, okumadığımız yeni bir düzen kurma işidir şiir demek istiyor. Bekleneni değil beklenmeyeni sunar okura. Kalıpları ve dogmaları yıkan bir işleve de sahiptir.
    Modern şiirin öncüsü Mallarme’den günümüze kadar gelen bu anlayış, şiirin nasıl bir temel izlek üzerinden yürüyeceğinin açık ve net göstergesidir. Bu gerçeklilikten bakınca, şunu kolayca söyleyebiliriz; dilsel evrimini ve dize yapısındaki devrimini gerçekleştirememiş metinlerin şiirle bir akrabalığı yoktur. Yazanı da şair değildir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de yazdıklarını şiir, kendilerini de şair zanneden bir kitlenin varlığından söz etmek mümkün.
    Şiir adına kirlilikten söz açılınca, Aziz Nesin’in şu felsefi sözü aklıma gelir hep.
    Üç Türk’ten beşi şairdir.
    Kim bunlar?
    Şiire gölge etmeyin yeter - Ömer Turan

    Şiir geleneğini algılayamamış, dilin onlara sağladığı özgünlük ve özgürlüğü hissedememiş kalabalık bir “şair” kitlesi var. Gürültüleri eylemlerinden daha çok. Şiirin anlatma gücünü bir yana bırakıp vitrine çıkma hevesinin peşine takılmış bir güruh.
    Salt bir deyiş ve söylem içinde günlük konuşma dilinin ötesine geçememiş, şiirin düşünce yükünü sırtlayamamış, yazdıkları sırf bir özentiden ibaret olan, evrensel şiir görgüsünden uzak, eğitilmiş ve terbiye edilmiş bir metin bilgisine yabancı, özgünlükle estetiğin yarattığı yeniliklerden habersizdirler. Kalıplaşmış sözcüklerin içinde dönüp duran, haliyle ortaya birbirinin tekrarı anlatımlar çıkaran bir çoğunluk.
    Bu güruh, şiirin dönüşüm ve değişim evrelerine hatta şiirin deneysel yaklaşımlarına hep uzak kalırlar. Şiir işçiliğinden kaçınırlar. Yıllardır şiire popülizmi taşıyıp dururlar.
    Turgut UyarŞiir aslında kolay bir şeydir. Şöyle, söyleyecek bir şeyiniz olacak, bunu nasıl söylemek gerektiğini bulacaksınız” demiş. Türkçesi; kendi dilini ve anlatımını oluşturmuş bir şiir yaratırsanız şair olursunuz. Aksi halde, hep aynı masalla dinleyiciyi uyutan bir anlatıcı olmaktan öteye geçemezsiniz.
    Günümüz şiirinin ana yapısını oluşturan “imge”, sözcüklere; günlük dilde kullanılan anlamları dışında, başka anlamlar yükleme, yeni çağrışımları algılatma ve her okuyanın beyninde farklı patlamalar yaratma gibi duylarla bir uyaran işlevi görmektedir. “İmge”, günlük dilin alışıla gelmiş tüm duvarlarını yıkar, sınırları genişletir ve şaire özgür bir yaratım alanı açar. Sözünü ettiğim masal anlatıcıların hiç tanımadıkları bir şiir kavramıdır bu. Çünkü şiir bilgileri ya da şiire bakış açıları bu derinliğin çok uzağındadır.
    Onlar, günümüz şiirini; kapalı, soyut ve şairin anlaşılmazlığı üzerine geliştirdikleri dayanaksız suçlamalarla eleştirirler.
    Neden?
    Çünkü şiir tarihinin devinim sürecini bilmezler. Akımlardan habersizdirler. Şiirin kendileriyle birlikte var olduğunu sanırlar. Burada şiirin gelişim sürecinden uzun uzun söz etmeyeceğim. Sadece tek bir alana bakmaları yeterlidir.
    O halde kısa bir anımsatma:
    Şiirimiz, İkinci Yeni ile başlayan canlı, dipdiri bir devinim içine girmiştir. Şiir okuru yetiştiren bir okuldur. Şairin anlaşılması gibi şiirin mantığına ters düşen bir yapıdan uzaklaşıp, okuyucuda ne uyandırdığı ve ne hissettirdiği olgusu yerleştirilmiştir. Okuyucunun şiiri bir kez okuyup geçmesi mi önemliydi, yoksa tekrar tekrar şiire gelmesi mi? İşte bu noktada İkinci Yeni akımı şiire geniş bir nefes alma alanı yaratmıştır. Bu damar kendinden sonraki şiiri de etkilemeye devam ediyor.
    Edip Cansever, “Önce kapalılıkla, anlamsızlıkla suçlanan yeni şiirler, giderek göze seslenici niteliği kazanmış, şimdi de yeni bir öz-biçim anlayışına ulaşmıştır. Bu yeni anlayış şudur: Şiirin içeriği, aynı zamanda şiirin hareketini belirlemekte; ayrıca hareket de özü koşullandırmakta, onu kalkındırıcı bir rol oynamaktadır. Bu çakışık durumda ne biçimdir artık, ne de içerik, olsa olsa şiirin kendisidir” diyerek hem şiirin gelecekteki konumuna, sağlığına ve yaşam alanına bir yol çizmiştir hem de eleştirilere cevap vermiştir.
    Yeniden başa dönersem.
    Tam da bu noktada yine birileri bana şöyle diyecektir. “Yahu onlar geçmişte de vardı, gelecekte de olacaklar.” Doğru. Beni rahatsız eden varlıkları değil. Kendi dünyalarında çalsın oynasınlar. Beni çok da ilgilendirmiyor. Beni asıl düşündüren şey, bu yozlaşmanın ve kirliliğin her alana yayılmasıdır. En olmadık metinlerin şiir diye benimsenmesi hatta önemli dergilerde yer bulmasıdır. Yazımın başından beri özellikle vurgu yaptığım şiirin ne olduğu ne olmadığı noktasından bakarsak gelinen sürecin şiir adına derin yaralar açtığını söyleyebilirim. Çünkü popülizm ve cehalet şu an şiirin başına gelmiş en büyük beladır. Şiirin kendine has terminolojisini kavrayamadan oluşmuş bir metni şiir olarak sunarken birileri, tavır koymamak da bir çeşit kabulleniştir.
    Oysa şiirsel devinim, eksik bilgiyi ve soytarılığı kabul etmez.

    Bağlantılar: * http://haber.sol.org.tr/yazarlar/omer-turan
  • Atatürk'ü Duymak - Behçet Necatigil

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Ulu rüzgâr esmedikçe 
    Yaşamak uyumak gibi. 
    Kişi ne zaman dinç; 
    Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.

    Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz? 
    Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik. 
    Ekmek olmak için önce 
    Buğday olmak gibi.


    Silinir sözcüklerden sen hatıra geldikçe 
    Cılız sözler: Uzanmak, yorulmak, durmak gibi. 
    Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene 
    Her ışık-kaynak gibi.

    En yakınlar zamanla yüzyıllarca uzak gibi,
    Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz, 
    Daha da yakınsın, daha da sıcak
    Bıraktığın toprak gibi.

    Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz, 
    Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi,
    Ancak senin havanda sağlıklar esenlikler:
    Olmaya devlet cihanda Atatürk'ü duymak gibi.




    Behçet NECATİGİL
    Atatürk'ü Duymak - Behçet Necatigil

  • Mustafa Kemaller Tükenmez - Halim Yağcıoğlu

    Ekleyen: Sadık Doğan → 10 Kasım 2013 Pazar
    Tükenir elbet gökte yıldız, denizde kum tükenir 
    Bu vatan bu topraklar cömert 
    Kutsal bir ateşim ki ben sönmez 
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez

    Ben de etten kemiktendim elbet 
    Ben de bir gün geçecektim elbet 
    İki Mustafa Kemal var iyi bilin 
    Ben işte o ikincisi sonsuzlukta 
    Ruh gibi bir şey görünmez
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez 

    Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda 
    Bilimin yapıcılığın aydınlığında 
    Güzel düşünceler soyut fikirlerde ben 
    Evrensel yepyeni buluşlarda 
    Geriliği kovmuşum ben dönmez
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez

    Başın mı dertte beni hatırla 
    Duy beni en sıkıldığın an 
    Baştan sona herşeyiyle bu vatan 
    Sakın ağlamasın Kasım'larda Fatih'ler Kanunî'ler ölmez 
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez

    Halim YAGCIOGLU

    Mustafa Kemaller Tükenmez - Halim Yağcıoğlu

  • 10 Kasım Türküsü - Fazıl Hüsnü Dağlarca

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,
    Bozkır ovalarına, Erciyes'e Ağrı'ya,
    Ulusun egemen olduğunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte,
    Senin sustuğunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk; 
    Ana baba oğul kız, 
    Dere tepe bucak köy, 
    Yeryüzü yaşamalarımla değil 
    Oralarda, Senin gittigince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al,
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken,
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.


    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
    10 Kasım Türküsü - Fazıl Hüsnü Dağlarca

  • Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar

    Ekleyen: Sadık Doğan → 22 Ekim 2013 Salı
    Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar en sonunda yayımlandı. “Leylim Leylim” adıyla yayımlanacak kitapta 1954-59 arasında yazılmış 60’tan fazla mektup var.
    Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e yazdığı mektuplar
    Cumhuriyet'ten Aslı Uluşahin'in haberi şöyle:
    “Tuhaf Bir Erkek” romanının matbaadan çıkmasını beklediği günlerdi. Erkeklerden ve aşktan konuşuyorduk. Konu nasıl Ahmed Arif’e geldi anımsamıyorum. Mektuplardan o gün söz etti. Ölümünün ardından yayımlanmasını düşünmüş, sonra fikrini değiştirmişti. “Onun gibi bir adamın, büyük bir şairin yazdıklarının basıldığını niye görmeyeyim” diyordu.
    Mektupların “Leylâm, ömrüm” diye başladığını anlatıyordu: “Öyle lafları vardır onun. Kulunum, diye yazar. Birçok mektup var. Ama birini okursan hepsini okumuş gibi olursun.”
    “Tuhaf Bir Erkek” yayımlandığında yaptığımız söyleşide de müjdeyi vermişti; kitap yakında İş Bankası Kültür Yayınları’nca basılacaktı. Ne var ki Leylâ Erbil o “yakın”a yetişemedi, yayımlandığını göremeden hayatını kaybetti.
    Biz okurların bekleyişi ise 21 Eylül’de sona eriyor. “Leylim Leylim” hafta sonunda raflarda olacak.
    Yazanla okuyan arasındaki giz
    Kitabın editörü Ruken Kızıler, sunuş yazısında “Mektup, mektubu yazan ve gönderen ile mektubu alan ve okuyan arasındaki gizdir. Bu iki kişinin arasındaki giz silinemeyecek/değiştirilmeyecek bir biçimde kâğıda aktarılmış, söz uçamayıp çakılı kalmıştır. Tam da bu yönüyle ‘kaleme alındığı anın gerçekliği’ zaman tarafından aşındırılamadan, tüm tazeliği içinde korumaya alınmıştır” diyor.
    Zamanın aşındıramayacağı mektuplarda Diyarbakır’da sürgün Ahmed Arif’in sıkıntıları var: Adeta ölümle yaşam arasında gidip gelen bir sarkaç... Öte yanda, siyasi baskılar, yayın dünyasının ikiyüzlü yanı...
    Ama daha önemlisi, okurken “demek böylesi de yaşanmış” dedirten büyük bir aşk... Ahmed Arif “Leylim” diye başladığı bir mektubu şöyle sonlandırıyor:
    “Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur.”
    ‘Seni, anlatabilsem seni’
    Aşktan öte büyük bir hayranlık onunkisi: “Cihan insanları içinde en güzel, en iyi ve en namuslusu sensin.” Hatta kimi zaman Leylâ Erbil’i kutsuyor: “Bu senin hiçbir peygambere, hiçbir kahramana kısmet olmayan büyüklüğünden... Güzelliğinden... Kutlu ve saygıya layık oluşundandır.”
    Bir yerde de şöyle diyor: “İncil gibi, Tevrat gibisin Leylim. Hilesiz, arı ve duru.” Bunca paye biçtiği, Tanrılar katına yükselttiği kadını da herkese tanıtmak istiyor: “Elim erse, ayağım tutsa, seni bütün cihanın görebileceği bir kuleye çıkarır ve bağırırdım. ‘İşte insan buna derler! Böyle olmaya çalışın!’ İki milyar beş yüz milyon Âdem evladının seni tanımalarını, öğrenmelerini istiyorum.”
    Zaten “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiiri de “Seni, anlatabilmek seni” dizeleriyle başlamaz mı?
    ‘Oy sevmişem ben seni’
    Ahmed Arif, aynı adı taşıyan kitabındaki birçok şiiri Leylâ Erbil’e yazar. “Maviye, maviye çalar gözlerin, yangın mavisine” dediği, “de be aslan karam, de yiğit karam” diye seslendiği, “oy sevmişem ben seni” diyerek içini döktüğü ondan başkası değildir.
    Mektuplarının yanında, yayımladığı tek şiir kitabında yer alan ya da o dönemde dergilerde yayımlanan şiirleri de gönderir. Birinde “Sana ulaşmadan, kavuşmadan da bazı iyi mısralar yakaladığım oluyordu. Senden sonra, yahut seninle daha bir şair oldum” demekten kendini alamıyor, ancak şerh düşüyor sözüne: “Önce şiir değil benim için. Önce sen.”
    16 Temmuz 1955 yılındaki başka bir mektubunda da benzer ifadeler var: “Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile ‘sen’ olamaz. Bunu yaşamak gerek. En asıl gerçek bu işte.”
    Ahmed Arif, onu sade şairliğine değil, hayatta kalmasına da neden olarak görüyor. Sürgünlüğün sıkıntılarıyla uğraşırken, yokluk çekerken Leylâ Erbil onu hayata bağlayan bir köprü gibi: “Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni.”
    ‘Dostluk, sıcacık bir kuş’
    Peki, Ahmed Arif, aşkına karşılık buldu mu? Kızıler sunuş yazısında bu soruyu yanıtlıyor:
    “Leylâ Hanım bu mektuplarda dostluk sınırını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti. Ahmed Arif’in bu konumu kabullendiği mektuplarından anlaşılıyor.”
    Gerçekten de duygularını ifadeden geri duramasa da kabullenmişlik büyük ozanın satırlarına yansıyor. Hitaplar “cânım dostum”a evrilirken “dostluk avucumuza sıcacık bir kuş gibi konmuş bir kere” diye yazıyor:
    “Ama bunda benim yüküm daha ağırmış ne çıkar? Ya ben bundan hoşnutsam? Ya senin sade var olman bile beni saadetten çıldırtacak tatta bir gerçekse?”

    Bağlantılar: *http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/
  • Necati Cumalı'nın bilinmeyen bir şiiri bulundu

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Necati Cumalı'nın, bugüne kadar bilinmeyen bir şiiri ve makalesi, hayatının bir bölümünü geçirdiği İzmir'in Urla ilçesinde tesadüfen bulundu.

    Necati Cumalı'nın bilinmeyen bir şiiri bulunduUrla'da yayımlanan yerel bir gazetenin yazarlarından Namık Kemal Nomak, Urla Halk Kütüphanesi'nde araştırma yaparken, 1939 yılında Urla Halkevi tarafından yayımlanan ve ömrü 2 sayı ile sınırlı kalan ''Ocak'' Dergisinin ilk sayısına Cumalı'nın da katkı verdiğini fark etti.
    Dergide, mübadele ile 1923 yılında Urla'ya yerleşen, o tarihte İzmir Atatürk Lisesi'ni yeni bitiren ve Ankara Hukuk Fakültesi'ne gitmeye hazırlanan edebiyat sevdalısı genç Cumalı'nın bir makalesi ve bir de şiiri yer alıyor.
    Nomak, Cumalı'nın çok genç yaşta kaleme aldığı şiir ve yazıya ulaşmanın kendisini çok heyecanlandırdığını belirterek, yaptığı araştırmanın, Cumalı'nın şiir ve yazısının edebiyat çevrelerinde daha önce bilinmediğini ortaya koyduğunu söyledi.

    Ocak Dergisi'nin 19 Şubat 1939 tarihli ilk sayısının 8 ve 9. sayfalarında Cumalı'nın ''Beğenmek'' konulu makalesiyle ''Ümitlerimin Gemisi'' adlı şiirinin yer aldığını ifade eden Nomak, ''Ocak Dergisi'nin ilk ve ikinci sayıları, Urla Halkevinin 1930'lu yıllardaki verimli kültür, sanat, edebiyat çalışmalarının gelecek kuşaklarca bilinmesi için dikkatle okunmalıdır'' dedi.
    Urla ilçesinde yaşamış olan çok sayıda edebiyatçıdan biri olan ve ilçede her yıl adına ''Edebiyat Günleri'' düzenlenen Cumalı'nın, yayımlanan ilk eseri olduğu sanılan şiiri şöyle:
    ÜMİTLERİMİN GEMİSİ
    Uzun direklerin ucuna
    Uzak iklimleri çiziyor duman.
    Beyaz köpüklü sular ardına,
    Gömülüyor hatıralarıyle liman.
    Gemim gidiyor, gidiyor
    Hafif dumanında
    Martılarıyle
    Gemim gidiyor, gidiyor
    Tayfalarının dudaklarında
    Şarkılarıyle,
    Bembeyaz güvertesinde duran,
    Mavi elbiseli gemicilerim
    Selâm, sevgi hasret taşıyor
    Bembeyaz yelkenlerine vuran
    Hayallerimin rüzgarıyle
    Gemim yaklaşıyor, yaklaşıyor
    Ah! direkleri, kollar gibi, Allah'a yükselen
    Teknesi, göynüm gibi, yeşil sularda yüzen
    Gemim!..
    Ah! sevgiliye ümitlerimi götüren
    Bahriyelilerim
    Çabuk git, çabuk, gemim benim
    Seni, narin ellerinde, kalpleri gibi, mendilleri titreyen,
    Mavi gözleri yaşlı, genç kızlar bekliyor.
    Seni, hovarda bahriyelilerin parasını yiyen,
    Dudakları boyalı kadınlar bekliyor?
    Seni, bir çam kabuğuna bütün hasretiyle işleyen,
    İhtiyar kaptanın mavi elbiseli oğlu;
    Seni, içleri uzak diyarların hasretiyle dolu,
    Yanık derili, yalınayak, çocuklar bekliyor
    Git gemim, git?
    Seni, bütün denizi ve gemileri sevenler
    Seni, beyaz yelkenlerde rüya görenler
    Bekliyor
    Git gemim, çabuk git
    Benden selam, sevgi götür,
    Aşkımı, ümidimi götür
    Bekleyenlere
    Git gemim, git!..
    Ah! ne oldu öyle birden?
    Bin hayalle yüzdürdüğüm gemim?
    Koptu yavaş yavaş orta yerinden
    Yarime yazdığım mektubum benim!..
    Kâğıt gemim gittikçe yan yatıyor.
    Uzanmış sevgilimin küçük elleri,
    Gemimin direkleri gibi, suya
    Zavallı bahriyelilerim atıyor,
    hasretle işlediğim mavi elbiseleri,
    İçimin direkleri
    Gibi, suya
    Sular, onu, yılların aşkımızı örttüğü gibi, örtüp unutuyor.
    Gemim ümitleriyle, hatıralarıyle, bahriyelileriyle batıyor!.

    Bağlantılar: 
    *http://www.internethaber.com