• Varlık Dergisi Kasım Sayısında Melih Cevdet Anday

    Editör: Sadık Doğan
    Tarih: 16 Kasım 2012 Cuma
    Kasım Ayı Kültür Gündeminde "Melih Cevdet Anday"
    Varlık Dergisi Kasım Sayısında Melih Cevdet Anday

    "Varlık" dergisi Kasım ayı sayısının "Kültür Gündemi"ni Ölümünün 10. Yılında Melih Cevdet Anday'a ayırdı.
    Turgay Fişekçi, Yücel Kayran, Mehmet Can Doğan, Yaşar Güneş ve Hasan Güçlü Kaya’nın yazılarında Melih Cevdet Anday, dehası, şiiri, temalarından örneklerle ele alınıyor.   
    İçindekiler:
    Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
    İçimizdeki Patriyarkaya Karşı – Kürşad Kızıltuğ Sayfa:3
    Şiirler – İsmail Uyaroğlu Sayfa:5
    Özgürlüğe Doğru, Bir Seher Zamanı Gibi… – Müge İplikçi Sayfa:6
    Yazmak bir kadın için, dinin ve kaderciliğin körebe oynadığı toplumlarda kendinden saklanamayışın biricik anlamı oluyordu. Küskünlüğü yendiğiniz zaman bu kez de güven yoksunuydunuz ve kat kat giysiler altında bile çırılçıplaktınız.
    Eril Cinsel Şiddetin Sinemasal İnşası, Pornografi ve Tecavüz Temsilleri – Hande Öğüt Sayfa:9
    Kadına karşı şiddet, yalnızca erkek cinselliğinin bir yansıması değil, erkeklik temelindeki cinsel saldırganlığın ve düşmanlığın ifadesi, dolayısıyla cinsiyetler arası siyasal ilişkilerin de açık bir göstergesidir. Cinsel şiddet, sistemli sahiplik ve tahakküm ilişkisine dayanan erkek egemenliği üzerine temellenmiştir, çok çeşitli biçimleri ve görünümleri vardır.
    Kadın, Medya, Şiddet! – Ebru Tönel Sayfa:14
    Şiddet temsillerinin esaslı sorunlarından bir diğeri de failin gizlenmesidir. Şiddet vakalarına ilişkin anlatılar kadınlar üzerinden kurulur. Şiddet gören kadınsa, neden de kadındır! bakışı benimsenmiştir. Aktarım, faili görünmez kılan edilgen cümle yapılarıyla ve mağdurun bilgi ve fotoğraflarıyla yapılır. Kullanılan fotoğraflar çoğunlukla kadının “çaresizliğini” işaretleyen şiddet sonrası fotoğraflarıdır. Ve bunlara hiçbir sansür işlemi uygulanmaz.
    Viyana ve Ameliyat – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:18
    Prag Yahudileri yoksuldu. Viyana zengin. Buranın da bir gettosu vardı ama diğerininkine muhtemelen benzemiyordu. O nedenle Kafka marjinal bir figür olarak kaldı, Freud ise kanonik. Kafka’nın kanonlaşması başka bir bağlamdadır. O nedenle daima söylerim. Asıl Yahudiler bin yaşındaki yoksul Yahudilerdir ve yoksulluk dünyanın her yerinde başka bir değerdir.
    Demir Özlü ile Söyleşi – Ebru Tönel Sayfa:28
    Yazılması mümkün olan düşler kolay yakalanamıyordu. Böylece düş öykülerinin bir kitap toplamı kadar birikmesi uzun sürdü.
    Kuramsal Düşüncenin Üretim Aşamaları – Mehmet Rifat Sayfa:34
    Açıklamalı Göstergebilim Sözlüğü’nün maddelerini yazarken kavramlara, yöntemlere ve okullara ayrıntılı biçimde yer vermiş, bunları yaratmış kuramcıların geçirdikleri düşünce evrimini, düşüncelerinin üretim sürecini, üretim süreçlerinin belli başlı aşamalarını da ayrıca belirtmeye özen göstermiştim. Göstergebilimle doğrudan bağlantılı ya da göstergebilimle edebiyat kuramı ve dil felsefesi çerçevesinde bağlantısı bulunan araştırmacıların geçirdikleri düşünsel aşamalara örnek olarak burada dört kuramcıyı, Mihail Bahtin’i, Roland Barthes’ı, Algirdas Julien Greimas’ı ve Umberto Eco’yu ele alacağım (doğum yıllarına göre bir sıra izleyerek). Vereceğim dört örnekte de görüleceği gibi donmuş, kalıplaşmış, sınırları kesin olarak belirlenmiş modeller değil de araştırmalar ilerledikçe dönüşüm geçiren, giderek bütünleşen “bilimsel tasarılar” söz konusu.
    Nakışlı Örtü (Şiir) – Oya Uysal Sayfa:39
    Dünyanın Mührü (Öykü) – M. Özgür Mutlu Sayfa:40
    Cihangir Haikuları (Şiir) – Yusuf Eradam Sayfa:45
    Çocukluk, O Yitik Zaman – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:46
    Resimli romanlarda sözle düşünce eksiltilmiş bir dille anlam kazanır. Edebiyatta eksiltilmiş dilin gizlerine varmak üstesinden kolay gelinmeyecek bir hüner ister.
    Kitapların Güzü – Haydar Ergülen Sayfa:49
    Eylüle kıyamadım, onu ekime yaklaştırdım, yakınlaştırdım. Acıda ve kederde, ve geriye kalan her şeyde yakın olsunlar diye. Sonra da düşündüm, “acaba bunlardan geriye ne kalabilir ki?” diye ve bilemedim. Ekim daha mı kunt sayılır acaba? Neye göre olacak, elbette eylüle göre. Tabii ona bu kadar acı ve keder yükledikten sonra eylül kalır mı geriye, eylülden ne kalır geriye? “Yine gam yükünün kervanı geldi/ Çekemem bu derdi bölek seninle” dediği de aklıma geldi türkünün. Ekim sanki gam kuyusudur. Gam çeker kendinden, gam dağıtır âleme.
    Şiirler – Yüksel Pazarkaya Sayfa:51
    Kültür Gündemi: Ölümünün 10. Yılında Melih Cevdet Anday Sayfa:52
    Tanıdığım Melih Cevdet – Turgay Fişekçi Sayfa:52
    Melih Cevdet’le arkadaş değildik, olamazdık da. Nedeni yaş farkı değildi. Ondan dört yaş büyük Vedat Günyol’la uzun yıllar canciğer arkadaşlık ettik. Melih Cevdet’le yan yanayken onun dehasına yetişmek çok zordu. Bende onunkine yaklaşabilecek bir yetenek yoktu. Çok aşağıda kalıyordum yanında. Memet Fuat da hep ihtiyatlıydı ona karşı. Bildiğim, Fethi Naci bu dengeyi kurabilmişti.
    Ölümünün 10. Yılında Melih Cevdet Anday: “Felsefe Şiir”in Herakleitos’u – Yücel Kayıran Sayfa:55
    Anday şiirinin, en önemli poetik kategorilerinden birinin ‘tarihsizleştirme’ olduğunu unutmayalım. Tarihsizleştirilen, üzerine metin kurulan metnin öznesine ait tarih değil, tam tersine metin üzerine kurulan metnin öznesine ait tarihtir. Tarihsizleştirilen geçmişin zamanı değil, şimdinin zamanıdır.
    Melih Cevdet Anday’ın Aylaklar’ında Belirginleşen Temalar – Mehmet Can Doğan Sayfa:61
    Aylaklık, beklenti duymamakla, geleceğe inanmamak ve umutsuzlukla ilgilidir. Romanda aylaklıkla umutsuzluk arasında güçlü bir bağ kurulduğu gözden kaçmaz. Umudu olan yaşamaya aittir; öyle olduğu için çalışır. Umutsuz olan ise ölüme aittir ve bu yüzden çalışmanın anlamsız olduğunu düşünür.
    Söylemden Dile Geçiş, Bir Art Alan Okuması – Yaşar Güneş Sayfa:68
    Anday, “Kolları Bağlı Odysseus”la başlayan yeni şiirsel döneminin bir “tarih çalışması” olarak okunmasını talep etmektedir. Acaba bu talep ile mitologyayı tarihselleştirmeme tutumu arasında bir çelişki var mıdır? Bu talep, Anday’ın kendi şiirini yanlış tanımlaması anlamına gelir mi?
    Yağmurun Altında – Melih Cevdet Anday Şiiri Üzerine Bir Okuma Denemesi – Hasan Güçlü Kaya Sayfa:71
    Anday’ın yeni durağı zamanın da ötesine geçen bir ölüm düşüncesine gelip dayanmıştır bana kalırsa; yolculuğun ve sözün tam da burada bittiğini söyleyebiliriz; odanın dışıyla içini bir kılan Anday, kaybettiğini karşısına çıkaran, kullandığı diyalektiği kendi kendine geçersiz kılan bir birlik düşüncesiyle çalışmaya başlayacak, dış dünyayı içeren, dışarısını içselleştirerek tekleştiren ölümlülük duygusuyla hareket edecektir.
    Polemos (Şiir) – Yücel Kayıran Sayfa:75
    Foça Mektubu / 3: Sirenler’in Yalancısı – Ahmet Önel Sayfa:76
    Ege’nin temel karakteristiği yaşam coşkusunun ta kendisi belki de. Hatırlayalım, Argonotlar uzun yolculuğa yelken basarlarken kaderci bir bilinmeze değil, altın posta ulaşmayı amaç edinmişlerdi. Sapho’nun şiirlerinden taşan yaşam coşkusu aleve dönüşmek için okurundan gelecek küçücük bir işaretin peşindeydi. Braudel’in Akdeniz’ini başucu kitaplarımız arasına yerleştirdiğimiz günlerde aklımızın o engin coğrafyasına ölümün gölgesi düşebilir miydi acaba?
    “Dünyanın En Güzel Arabistanı” Şiirlerindeki Erkek Egemenliği – Şehnaz Civelek Sayfa:78
    Turgut Uyar kurtuluş umduğu kadını şiirlerinde öyle bir resmetmektedir ki, kadın adeta sadece onun için varolmuş, kadının güzelliği ve erotizmi içinde sıkışıp kalmıştır.
    Caligynephobia (Şiir) – Alphan Akgül Sayfa:80
    Not Defteri – Hüseyin Yurttaş Sayfa:81
    Zor ve zorlu günler yaşadığımız bir dönemdeyiz. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşu aşamasında gözetilen ilkelerinden hızla uzaklaştırılarak, ray değiştiren bir tren gibi yeni bir mecraya sürükleniyor. Aydınlanmacı ve ilerici değerler yok ediliyor; ulusun mal varlığı dahil pek çok şey bir bir elden çıkarılıyor. Böyle bir dönemden geçerken her aydının durumunu saptaması, kaba tabirle safını seçmesi ve tavrını ortaya koyması gerekir.
    Yeni Şiirler Arasında – Enver Ercan Sayfa:85
    Geçen ay size söz vermiştim ama küçük bir sağlık sorunu nedeniyle sözümü tutamadım. Bu ay yayımlamayı uygun bulduğum şairlerin adlarını verebiliyorum sadece: Gökhan Taner Günsan, İsmail Şen, Nevzat Konşer ve Burak Demiryakan.
    Söz Kırpma Töreni (Şiir) – Nevzat Konşer Sayfa:86
    Çırılçıplak Elma (Şiir) – Burak Demiryakan Sayfa:86
    Yeni Öyküler Arasında – Hatice Meryem Sayfa:87
    Pek çok öykünün girişi hakikaten iyi. Adeta olimpik bir havuza atlayacak sporcu gibi iyi bir geriniş, iyi konsantrasyon, keskin bakışlar, sıkı bir soyutlanma, hatta –çok sık olmasa da- hayranlık uyandırıcı bir atlayışla başlıyor çoğu öykü. Perendeler de fena olmuyor çoğunlukla. Fakat sonra ne oluyorsa oluyor ya karınüstü can yakıcı –daha çok okuyanın– bir düşüş yahut kafayı dibe çakışla sonuçlanıyor öyküler.
    Lirik (Öykü) – Sezgin Muratoğlu Sayfa:89
    Varlık Kitaplığı Sayfa:91
    “Aşkın Cep Defteri” / Murathan Mungan – Gülce Başer Sayfa:91
    Aşkın Cep Defteri’nin en az on yılda, zaman zaman, yaşamın çeşitli dönemlerinde düşülen notlardan kurulduğu anlaşılıyor. 46 yaşında başlanan metinde 2011 yılında hayata “Bana hâlâ bir aşk borcun var,” diye sesleniyor yazar. Bu bölüm Mungan’ın delifişek aşkının farkına vardığı her ânını yansıtıyor: Anlaşılıyor ki aşk, “nasip”se de her şeyden önce âşık olabilme ve kendini aşkta bırakabilme cesaretidir. İnsanın kendini bulduğu, biricik kendi olduğu bu hal her şeyden önce acı verir, ancak bundan da önemlisi kendini görme fırsatı sağlar. Bu büyük fırsat da genelde es geçilir, çünkü her türlü hesap makinesi aşkın kapısının dışında kalır. Tutkuya teslim olmak bilinmeyene teslim olmaktır.
    “Yancının Aşkı” / Onur Sakarya – Hüseyin Alemdar Sayfa:94
    Onur Sakarya’nın ‘Yancının Aşkı’ tadında, ilerleyen sayfalara ve birbirini tamamlayan hayatlara verdiği Uzay Bahçesi adı korku ve haz ikileminde şairin şiirine Karantina ve Nobel Oteli iki ayrı mecradan girilmenin kapıları olsa gerek. Paris’i ve Amsterdam’ı uzaktan görüp, adı Nobel Oteli olan bir dünya boşluğuna günahlarını sevap diye fısıldayan bir şair, “Silgiyle bile silinebilecek gölgemi/Sen çakıyla yeryüzünden kazıdın” diyorsa, hayatın sabunuyla sildiği kalmışlık yanına; şiir de şair de çok şey demektir.
    “Gömüyü Arayan Adam” / Ali Nesin – Sennur Sezer Sayfa:95
    Kitaba adını veren “Gömüyü Arayan Adam”, aslında Aziz Nesin’in babası Abdülaziz Efendi’dir. Bir define bularak ailesini sıkıntıdan kurtarmayı düşler ömrü boyu.
    Alper Çeker ile Söyleşi – Gülce Başer Sayfa:96
    “Çok satan romanlar kesinlikle kadınlara hitap edenler. “Reziller”in cinsiyet olarak kadınlara çengel atan bir roman olmadığının farkındayım.”
    Serdar Aydın ile Söyleşi – Nizamettin Uğur Sayfa:97
    Ahmet Oktay’ın her dizesiyle “başım belada” ve bu durum kitabın yayımlanmasıyla sonuçlanacak, sönümlenecek bir şey değil. Aksine, Ahmet Oktay şiirlerini her okuduğumda bambaşka duygulanımsal deneyimler yaşıyorum. Dolayısıyla, benim ömrüm ne kadarsa Ahmet Oktay’ın şiirleriyle başımın belada olma durumu da o kadar sürecek.
    Tülin Tankut ile Söyleşi – Zeynep Altay Sayfa:100
    Aslında tepkim doğrudan “küreselleşme” olgusunun yaşam biçimimizden değer yargılarımıza, yaşamın tümünü ele geçirme çabalarına. Bildiğiniz gibi, son otuz yıldır, küreselleşmeyle birlikte “gerçek” bunalımı yaşanır oldu. “Bilgi”yi “yargı”ya indirgeyen postmodern anlayış küresel medya aracılığıyla yaygınlaştırıldı. Bunun bireysel gelişim açısından yarattığı sonuçlar özellikle gençlik kesimine zarar veriyor. Başka bir deyişle belirsizlik ortamında bilginin kavranması zorlaşıyor.
    “Anne’ye Ayetler ve O’nun Postmortem Alâmetleri” / Lâle Müldür – Hande Koçak Sayfa:101
    Müldür’ün bu yeni şiir kabilesi, ne mutlu ki bize ölümün ardına düşmüyor, kanlı canlı ünlemli şarkılı bir “hep” ya da “her zaman” gibi, yine göksel bir taşkınlıktan doğup çıkageliyor. İçinde de Lâle Müldür, kırbaçlanarak, kırbaçlayarak, bize doğru…
    “Fransız Balkon” / Ahmet Coşkun – Ateş Söğütçü Sayfa:102
    Fransız Balkon romanını, yeni roman akımına benzer bir deneysel girişim olarak okuyabiliriz belki. Romancı, 148 sayfalık romanında, ağır derecede yatalak, otuz yaşlarındaki bir gencin kısıtlı hayatı çerçevesinde ve onun bakış açısından bir anlatım denemesinde bulunmuştur. Bir romancı açısından bunu denemek gerçekten büyük cesarettir.
    Hikmet Temel Akarsu ile Söyleşi – Funda Önkol Sayfa:104
    Konstantinopolis Kapılarında “Türk Ortaçağı” başlıklı bir seri olarak geliştirilmek üzere kurgulanmıştır. Küçük Asya’daki ilk Türk devleti olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşunu anlatmaktadır. Edebiyat ortamında daima eksilmez bir ilgi uyandıran ve Avrupa edebiyatında büyük bir yer kaplayan stilize ortaçağ romanları böylelikle Türk tarihi kaynaklı yapıtlarını da vermekte.
    Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:106
    Eskişehir’in şiir dergisi Yazılıkaya (Temmuz-Asğustos 2012), Çocuklara Şiirler Seçkisi, 64 sayfa. Alçakgönüllü. Çocukların şiirli ellerinden şiirlerle tutan, Tevfik Fikret’ten Melek Özlem Sezer’e 51 şair. Şiirli döne dolap! “Çocuklar şiirlerle büyümeli./ Sevinci, coşkuyu, acıyı, hüznü anadilinin müziğiyle yüreğinde duyabilmeli./ Çünkü dilin ritmi, sesin ritmi yüreğin ritmini yansıtır, yaşam onlarla anlam kazanır” (Ayla Çınaroğlu). Ne zordur çocuğa şiir yazmak, yazmadan duramamak!
    Yeni Yayınlar – Reyhan Koçyiğit Sayfa:108
    Şimdi Haberler – Gülce Başer Sayfa:110

  • İlk Yorumu Siz Yapın " Varlık Dergisi Kasım Sayısında Melih Cevdet Anday "