• Bejan Matur Şiiri Üzerine - Kenan Yücel

    Editör: Sadık Doğan
    Tarih: 28 Ekim 2012 Pazar
    Bejan Matur 
    Bejan Matur Şiiri - Kenan Yücel

    1968 Kahramanmaraş doğumlu. Ortaokul ve lise eğitimini Gaziantep'te tamamlamış. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuş. İlk kitabıRüzgâr Dolu Konaklar’a (Avesta, 1996) 1997 yılında Halil Kocagöz ve Orhan Murat Arıburnu şiir ödülleri verilmiş. Tanrı Görmesin Harflerimi (1999), Ayın Büyüttüğü Oğullar (2002), Onun Çölünde (2002), İbrahim'in Beni Terketmesi (2008), Kader Denizi (2010) diğer şiir kitapları. Bunların yanı sıra Doğunun Kapısı Diyarbakır (2009) adlı fotoğraflı bir kent kitabı ile Kürt sorununu işleyen Dağın Ardına Bakmak (2011) adlı yayımlanmış iki kitabı daha bulunuyor. Bazı şiirleriAdam SanatEdebiyat ve EleştiriDefterEkin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlanmış olsa da dergilerde şiirleriyle pek görünmüyor. Zaman Gazetesi'nde çeşitli konularda yazmayı sürdürüyor.

    İlk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar’da yalın bir dil ve anlatıya dayalı bir şiirsel söylemle kurduğu masalsı atmosfer öne çıkıyor. Şiirin öznesi olan bir kız çocuğunun gözünden hayata yönelen bakışların masumiyeti sinmiş dizelere. Bu ilk kitabın (kitaba da adını veren) ilk şiirinde anne, rüzgâr, ay, meşe gibi motifler ile yol/yolculuk, uzaklaşma, ölüm izlekleri çıkıyor karşımıza. Çıkılan o yolculukla çocukluktan uzaklaşılsa da şiirin öznesi ‘çocuksu’ bakışından bir an olsun uzaklaşmıyor: “evimizi bağışla tanrım n’olur/ dokunma sofamıza/ orada gülebiliyoruz ancak” (s. 19). Bu çocuksu bakış Dağlarca’nın Çocuk ve Allah’ını akla getiriyor. Ölmüş bir baba, o çok korktuğu savaştan dönememiş bir ağabey, dağlara bakarak oğlunu bekleyen bir anne [belki de bu bekleyişten ağaca dönüşmüş bir anne]: “dolaşıyordu dağların arasında/ kökleri olmayan bir meşeydi o” (s. 19)], evlerinden uzaklaşıp rüzgâr dolu konaklara doğru yolculuğa çıkan ve birbirinden ayrılan dört kız kardeşten (çocuk gelin?) oluşan bir ailenin bireylerinde uzun yıllardır sürmekte olan iç savaşın yansımalarına rastlarız. Bu ilk bölüm kitabın diğer bölümlerine göre daha başarılı, bölümler arası ilmeklerin zayıflığı ise kitabın bütünlüğünü zedeliyor. Bu bölümde yer alan gümüş başlık, gümüş kemer, kilimler, bakırlar, dövmeli kadınlar ‘doğu’ya gönderir okuru. Kitapta yer yer dinsel göndermeler gözlense de bunlar çok ince bir çizgi oluşturur. Kimi dizelerde ise Pagan inancının izleri görülür: “ayın sevgili tanrıçası Sin” (s. 35), “yalvardığında aya ve yıldızlara/ tanrıça duymuştu onu” (s. 37), “toz meleğim gelir/ uyku meleğim” (s. 57), “tanrıların isimlerini tekrarlamam, ölümü geciktirmiyor” dizesiyle başlayan Büyücüm (s. 64) adlı şiir , “Ateşin/ Ve suyun/ Başı için” (s. 71), “bozkırın iyitanrısı rüzgâr” (s. 72). Bir şiirinde ise bilinen bir şarkının sözleri hipogram olarak girer şiire: “Alla beni/ Pulla beni/ Al koynuna yar” (s. 51). Devam dizelerinde şiir iyice düzey yitirir: “Ah yar/ Allama beni/ Pullama/ Alma koynuna/ Kanatları varmış gözyaşının/ Düşerken acıtmazmış” (s. 51).

    Tanrı Görmesin Harflerimi üç yıllık bir aradan sonra 1999’da yayımlanır. O yıl intihar eden ressam Deniz Bilgin’in anısına adanmış kitap. Yerinden yurdundan edilmişlik bu kitapta da çıkıyor karşımıza: “Uyansın buradan bir acıyla, bir gece yarısı/ Sürülen kavim.” (s. 25); “Giden bir yol var dedi./ Hep giden.” (s. 59).“Nereye gidiyorum ben/ Neresi yerim?” (s. 87). “Kör bir Maraş bıçağını taşlara sürtüyorlar/ Kan için.” (s. 25) dizeleri ise Maraş katliamına gönderir okuru.Anne, su, nehir, çöl, yüz, ay, taş, kuyu, gece kitapta sık kullanılan sözcükler. Şiirler aşk, yalnızlık, ölüm izlekleri üzerine kurulmuş. Çocuksu bakış ve bir masal atmosferi kuşatıyor şiirleri yine. İlk şiirde kutsal kitap söylemine de başvuruluyor: “De ki;/ Sabahın efendisi sen değilsin/ Kimse değil.” (s. 14). “Masal I başlıklı şiirde çocukluğun izlenimleri beliriyor: “Masalcı bir dede/ Karlı bir gecede/ Bir halkayla oturtur bizi/ İyiyi ve kötüyü anlatırdı/ Ateşi göstererek” (s. 52). Kitabın son şiiri ise çocukluğun bittiği noktayı imliyor gibi: “Dünyada olmak acıdır. Öğrendim.” (s. 90).

    2002 yılının nisan ve mayıs aylarında Onun Çölünde ve Ayın Büyüttüğü Oğullar yayımlanır. İlk kitaplarının masalsı atmosferinden bir uzaklaşma gözlenir. Bu şiirlerde sentetik bir yan, bir olmamışlık havası egemendir.

    Onun Çölünde… “Aşk’a” adanmış bir kitap. “İki Uzak Nehir” adlı ilk bölümde kısa şiirler yer alırken, “Onun Çölünde” ve “Ormanın Taa İçinden” adlı bölümler birer uzun şiirden oluşuyor. ‘Aşk’ın temel izlek olarak karşımıza çıktığı, lirizmin kendisini yer yer hissettirdiği şiirler bunlar. Biten bir aşk, terk eden bir sevgilinin gölgesi gezinir dizeler arasında, acı, yalnızlık ve gözyaşıdır aşktan geriye kalan: “Koş ormanında. Ağaçlara bak ağla. Yağmur yağıyor./ Ve kalbimi sıkıştıran el…”(s. 66); “Tanrı seçti bizi,/ Kendi yalnızlığını duyurmak için,/ Aşkı verdi” (s. 72); “Kalp aldanır. Ahmaktır./ Ve ben incindim.” (s. 74). 

    Ayın Büyüttüğü Oğullar’ın temel izleği ise ‘ölüm’dür. Bu kitapta yer yer düzyazının bölgelerine giriyor Matur. Şiirsel dilden uzaklaşma şiirin de düzey yitirmesine yol açıyor: “Annemle taş bir aslanı aradık. Kayıp bir aslanı./ İkimiz de, çocukluğumuzdan hatırladığımız bir tepede olduğunu söyledik onun./ Anneme uydum./ Onun çocukluğu, o taş aslan kadar eski ve gerçekti.” (ABO, s. 31).

    İbrahim’in Beni Terk Etmesi altı yıllık bir aradan sonra 2008’de yayımlanır. Şairin dinsel efsanelerle örtüşen bir içeriğe yöneldiği görülür. Önceki kitaplarında yer yer hesaplaşmaya giriştiği, bağlamlarından farklı kullandığı/kullanmaya çalıştığı dinsel simgeler bu kitabında dinsel söylemle örtüşen bir konumda yer alıyor. Önceki kitaplarında yer yer rastlanan tanrı sorgulamasında Alevi/Bektaşi geleneğin izlerini görmek olanaklıyken İbrahim’in Beni Terk Etmesi’nde -Orhan Kahyaoğlu’nun da belirttiği gibi- “İslami kaynaklarla inanç düzeyinde” bir ilişki kurmaya yöneliyor Matur: “Bu noktada, şairin tanrıya duyduğu inancı artık sorgulamaktan çok, onunla bütünleşmesi dikkat çekiyor” (Orhan Kahyaoğlu, Radikal Kitap, 21/03/2008). Bir arayışın peşinden giden, soran/sorgulayan çocuksu bakış gitmiş, yerini her şeyden emin, durduğu yerin farkında bir yetişkinin sesi almıştır: “çocukluğa veda edip yaşlandık” (İBTE, s. 83). Bu kitapla birlikte sesin ön plana çıkmasında (şiirler yüksek sesle okunmak için yazılmış gibidir) inanç düzeyindeki bu farkına varmanın etkisi olduğunu düşünüyorum. Önceki kitaplarında yer alan ses ve sözcük yinelemelerinin yanı sıra dize yinelemelerine de (bazen sözdizimini tersine çevirerek) başvurmaktadır şair bu kitabında: “ ‘cenneti kaybettik biz’ diyor yaşlı adam/ Cenneti kaybettik biz/ Ve sulardan hiçbir şey anlamadık/ Hiçbir şey anlamadık sulardan” (İBTE, s. 60); “İbrahim gölü/İbrahim gölü” (s. 60); “Ben yürüdüm haccımı/ Haccımı yürüdüm ben” (s. 61). Bu kitapta ‘ben’ söyleminin geriye çekildiğini, kutsal kitapların söylemine benzer bir söylemin öne çıktığını görüyoruz.

    İBTE ile Matur proje bir şiire yönelmiştir. Şiirlerin yazıldığı tarihsel bağlama, siyasi toplu duruma göz atıldığında görülecektir ki, İslamcı bir hükümetin iktidarda olduğu, muhafazakârlığın yükselişe geçtiği, Gülen cemaatinin ‘dinler arası diyalog’ adıyla çalışmalar başlattığı 2000’li yılların isterleriyle uyumlu bir zihinselliğin şiiridir bu. Kitap İbrahim peygamber üzerine kurulmuştur. Bir Yahudi peygamberi olan Abraham (İbrahim) hristiyanların ve müslümanların da tanıdığı bir peygamberdir. [Fethullah Gülen'in Papa’ya, İbrahim'in doğduğu şehir olan Harran'da bir İslâm-Hıristiyan ilahiyat okulu kurmayı teklif ettiği de biliniyor (Aksiyon, Sayı 167 [14-20 Şubat 1998], s. 30). Bu olgular, bir söyleşisinde bu kitabıyla ilgili olarak “bir sesin peşinden gittim” diyen Matur’un nasıl bir sesin peşine takılmış olduğu hakkında bir fikir vermektedir. O nedenle, İBTE adlı kitabında bu zihinselliğin çevreninde bir şiir ürettiğini belirtmek hiç de yanlış bir saptama olmayacaktır. Osman Çakmakçı bu konuyla ilgili şunları yazmış: “Öyle anlaşılıyor ki Matur, kitabı yazmaya başlamadan önce ne yazacağına bilinçli olarak karar vermiş, temasını seçmiş ve sonra da bu temaya uygun şiirler ‘yapmış’. Bu ‘yapma süreci’ hiç de tesadüfi değil tabii ki; önceden tasarlanmış; Matur öncelikle böyle bir şiir yazmanın gerekçelerini oluşturmuş olmalı. Neye bakarak mı? Tabii ki ülkemizde yazılan şiirin gidişine, çağımızın insani ve enetellektüel ihtiyaçlarına; neyin dikkat çekebileceğini, ne yazarsa üzerinde konuşulabileceğini düşünerek hem de.” (BirGün, 29.09.2010).

    Kader Denizi (Timaş Yayınları, 2010) Bejan Matur’un altıncı ve son şiir kitabı. Yine bir proje kitap var elimizde. Fotoğraf sanatçısı Mehmet Günyeli’nin tekne yüzeylerindeki lekeleri, dokuları minimal bir yaklaşımla fotoğraflayarak elde ettiği soyut fotoğrafların çağrışımlarıyla yazılmış şiirlerden oluşuyor kitap. Proje kapsamında fotoğraflar ve şiirler birlikte sergileniyor ilkin, sonra kitaba dönüştürülüyor. Şiirlerde göç, yersiz yurtsuzluk, ölüm gibi izlekler öne çıkıyor: “Ey Tanrım/ Nereye aidim/ Bana bildir!” (s. 43); “Kader denizi/ Hiçliğin/ Ölümün…” (s. 9). Başkaları adına söz alan bir ‘biz’ söylemi var şiirlerde. Ses, sözcük ve dize yinelemeleri ritmin aracı olarak çıkıyor karşımıza. Ses bir önceki kitabında olduğu gibi yine önemsenmiş. “Kabarcıklar arasında/ Büyüyen/ Uzak kıtaların aç soluğudur” (s. 51) dizeleri göçmen sorununun temelinde yatan açlığa, yoksulluğa bir gönderme. Boğularak ölen göçmenlerin denizin derinliklerine doğru son yolculuklarının “tersine miraç” olarak nitelenmesi çarpıcı: “Bir miraçsa bu/ Tersine bir miraç/ İniyorum ben/ Dağlardan/ Yıldız kümelerine/ Karanlığın kalbine iniyorum” (s. 45).  “Aynı kader/ Aynı deniz” (s. 55) dizeleri Behçet Aysan’ın “aynı gökyüzü aynı keder” dizesini akla getiriyor. Kader Denizi, izlekleriyle, ses ve anlam dengesiyle, şiir işçiliği ve kitap bütünlüğüyle Matur’un kitapları arasında öne çıkıyor.

    Şiir kitaplarına kısaca değindikten sonra şimdi de Bejan Matur şiirinin genel hatlarına bir göz atalım.

    İmge yoğun bir şiir değil bu.

    Ses genelde çok fazla ön plana çıkmıyor. Sesi şiirin dizeleri arasında dolaştırıyor, böylelikle ritim elde ediyor. Ses ve sözcük yinelemelerine başvursa da şiirlerinde –son iki kitabını dışarıda tutarsak- dize yinelemesine çok az rastlanıyor. Örnek vermek gerekirse: “Onlara, bir daha görüşmeyebiliriz demedim./ Hepimiz biliyorduk./ O dağ oğullarını yedi./ Ve onları bir sese kapattı./ Kolu yok kiminin./ Kimi kör.// Kardeşlik eski bir masalın bilgisine kaldı./ Kardeşlik acımaydı.” (ABO, s. 20). Şiirde [a], [e], [i], [o] seslileri ile [d], [m], [k], [s] sessizlerinin yinelenmesiyle oluşturulan müziksellik, yinelenen “kimi” ve “kardeşlik” sözcükleri ile son iki dizedeki uyağın bu müzikselliğe ve ritmin oluşumuna katkısı görülüyor.

    Yalın bir dili var Matur’un. Yalın ve temiz bir Türkçeyle, akıcı bir söyleyişi ritimli şiir tümcelerine dönüştürerek kuruyor şiirini. Tümceler büyük harfle başlatılıyor, şiir tümceleri genellikle artlama yöntemiyle bölünerek veriliyor ve sonlarına mutlaka nokta (.) imi konuluyor. Noktalama imlerinin bu kadar sık kullanılmasına gerek olup olmadığı üzerinde düşünülmeli. İlk kitaplarında noktalama imlerinin daha az kullanıldığını, Ayın Büyüttüğü Oğullar ve Onun Çölünde adlı kitaplarla birlikte kullanım yoğunluğunun arttığını görüyoruz. Öyle ki şiirin doğal durakları olan dize sonlarının nerdeyse tümünde kullanılmış bu imler. Dizeler arası boşlukların da durak işlevi gördüğüne dikkat edilmemiş, boşluklardan önceki dize sonlarında da savurganca kullanılmış noktalama imleri. Okurun şiiri alımlama yaklaşımına noktalama imleriyle bu kadar müdahale edilmesini gereksiz buluyorum.

    İlk kitaplarında şiirini kendi yaşantısından yola çıkarak kurarken, sonrasında İbrahim’in Beni Terk Etmesi ile başlayan süreçte proje şiire yöneldiği, Kader Denizi’nde de bu yaklaşımı sürdürdüğü gözlemleniyor.

    Şiirlerinde Füruğ’un etkilerini görmek mümkün. Tinselliğin şiirini yazıyor. Şiirini içrek bir yaklaşımla kuruyor, söyleyeceklerini gizemli bir anlayışla dile getirmeye çalışıyor. Mistik yönelimleri var. Yer yer kutsal metinlerle metinler arası ilişkiye giren, dinsel anlatılara göndermeler yapan, dinsel motif, simge ve imgelerden yararlanan bir şiir. Paganizme, İslami kavramlara göndermeler var. Özellikle İbrahim’in Beni Terk Etmesi’nde İslami simge ve motiflerin yoğunluğu göze çarpıyor. Mitsel söyleyişe, dinsel simge ve motiflere yaslanarak, kendi içine kapanan, gizemli bir anlatım oluşturmaya çalışıyor (Bu yaklaşım, konuşma diline yaslanan yalın söyleyişin, yer yer düzyazı diline yaklaşan anlatımcılığın yüzeyde tuttuğu şiirini derinleştirmeye yetmiyor çoğunlukla).

    Çocukluk ve doğa görünümleri şiirlerinde etkili. Şiirinin kültürel arka planını taşra ve kırsal alan oluşturuyor.

    ‘Yerinden edilmişlik’ duygusu var şiirlerinde. Kimi şiirlerinin yolculuk, göç, uzaklaşma, yersiz yurtsuzluk gibi izlekleri bağlamında Theo Angelopoulos sinemasını akla getirdiği söylenebilir. Rüzgâr, anne gibi motifler sıklıkla kullanılır bu şiirlerde. Rüzgâr yersiz yurtsuzluğu imler, anne ise yurtsanan, dönmek istenen bir ülkedir. Ağaç da sık kullanılan bir motiftir.

    Genel olarak şiirlerinde “ben” söylemi ağırlıklı bir yer tutuyor. İngiliz şiirinin anlatıya dayalı söyleminin etkileri gözlemleniyor. Anlatıya dayalı bu söylemde şairin kültürel arka planında yer alan Kürt dengbejlerinin sözlü edebiyat geleneğinin etkilerini de göz ardı etmemeliyiz elbette.
    Dinsel, mitsel göndermeler bağlamında bu şiirlerin gezindiği coğrafyanın Anadolu, Ortadoğu, Mezopotamya olduğu söylenebilir. Doğulu bir duyarlık öne çıkmakla birlikte şiirlerinin tarihsel ve coğrafi bağlamdan kopuk olduğu görülüyor. Bunda, anlatılmak istenenlerin masalsı bir atmosfer içine çekilerek verilmesinin rolü olduğunu düşünüyorum.

    Gündelik yaşam, kentler, günümüz insanının sıkışmışlığı bu şiire konu olarak girmiyor. Şiirleri günümüze göndermeler içermiyor. Bir söyleşisinde “Benim şiirimde şehir manzarası, şehir hayatı yok, tarihi yok, sokakları yok. Bir arkadaşım tüm kitaplarıma baktı ve bugünün hayatına ait sadece palto ve gözlüğü buldu. Şiirimde sandalye bile yok. Her şey üç bin yıl önce yazılan şiirlerdeki kelimelerle oluşturuluyor” diyor Bejan Matur (Roll, Şubat 2008). Bu durum, şiirlerinde günümüzle ilişkilendirilebilecek kimi şeylerin de masalsı bir atmosfer içinden anlatımıyla birleştiğinde çağıyla örtüşmeyen, çağından izler taşımayan bir şiir getiriyor önümüze. Zamanın ruhunu ıskalayan, tam da bu nedenle modernizmin bağlamı dışında konumlanan bir şiir.

    Kaynak:*Kenan YücelŞiirden dergisi, Sayı 10, Mart-Nisan 2012  (28.10.2012)
  • İlk Yorumu Siz Yapın " Bejan Matur Şiiri Üzerine - Kenan Yücel "