Browsing "Older Posts"

  • Sabahattin Ali Belgeseli Vizyona Giriyor

    Ekleyen: Sadık Doğan → 30 Ağustos 2012 Perşembe
    Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Sabahattin Ali’nin yaşam hikayesini ve Türkiye’nin çalkantılı dönemlerini anlatan “SABAH YILDIZI” adlı belgesel film, 21 Eylülde vizyona giriyor.
    Sabahattin Ali Belgeseli sabah yıldızı
    Belgesel; Almanya, Bulgaristan ve Türkiye de çekildi. Çekim ve araştırmaları iki yıl sürdü.
    Belgeselde Sabahattin Ali’nin aşkları, düşünceleri, edebiyatçı yönü araştırıldı ve anlatıldı. Öldürümesine giden süreci yakın arkadaşları filmde anlatmakta ve faili meçhul cinayetlere de yer verilmekte.
    Sinemanus Prodüksiyon olarak yapımcılığı yönetmenliği Metin AVDAÇ üstlendi.
    Öykü: Aslı AVCU – Metin AVDAÇ
    Filmin süresi : 116 dakika
    Özgün Müzik: Duygu Demir
    Kurgu: Thomas BALKENHOL
    Kaynak:*edebiyathaber.net (30 Ağustos 2012)
  • Turgut Uyar'ın Ağustos'u

    Ekleyen: Sadık Doğan → 25 Ağustos 2012 Cumartesi
    Ağustos, Turgut Uyar ayıdır. 4'ü doğduğu, 22'si öldüğü gün. Yaşasaydı, seksen beş yaşında olacaktı, şimdi ise mısralarının yaşında.
    Turgut Uyar'ın Ağustos'u


    22 Ağustos. Turgut Uyar'ın öldüğü tarih. Ağustos'un bu özelliğinden yola çıkılarak bir internet sitesi hazırlandı.
    Bu adresten sevenleri, özleyenleri Turgut Uyar'a mektuplar yazıyor, seslerini duyurmaya çalışıyor.
    Hayatında, Turgut Uyar etkisi olanlara: "Onun hayatımızda hep bir yeri vardı. Hayatımızı değiştiriyordu, düşündüklerimizi/düşüneceklerimizi yazıyordu, sevdiklerimizi hatırlatıyordu.İşte şimdi bizler de dünyamızı değiştiren, Türk şiirine hayat öpücüğü veren şaire, Turgut Uyar'a mektuplar yazıyoruz" diye sesleniyor ve Turgut Uyar'a mektupları bekliyor.
    Cemal Süreya Gençlik Yönetimi, daha önce de Cemal Süreya için benzeri bir internet sitesi hazırlanmıştı. Gönderilen mektuplar arasından seçilenler geçtiğimiz günlerde baskıya yollandı ve kitap halini aldı.

    İkinci Yeni'nin üç atlısı

    "Her şeyin birbirine uygununu sen bulursun"
    sardunyayı karidesi filan bırak
    acıyı ve ölümleri bırak
    oy pusulalarını ve seçimleri bırak
    evet
    seçimleri özellikle bırak
    çünkü açlık çoğunluktadır"

    Turgut Uyar'ın Ağustos'u

    Eksik bıraktığım her şeyim kalır.
    Eksik bıraktığım her şeyim kalır"
    Ankara'da doğar Turgut Uyar. Harita subayı bir babanın oğlu olarak geldiği hayatının, çocukluk günlerinin bir kısmını Ankara'da geçirir. Baba mesleği bırakmaz peşini, askeri okullara gider Uyar. Askeri okullarda geçirdiği günlerini: "Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. Başkalarının, hatta somut başkalarının da değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak." diyerek anlatır sonraları.
    Belki de şiirlerinde belirgin olan o sıkıntı ve hüznün başlangıcı, bir parça Ankara'nın griliğine bir parça da yatılı okulların demir soğukluğuna yanlanmıştır, kim bilir...  Kendisi de çocukluk günlerini "Nedense hep ağlamaya hazır" şeklinde özetler zaten.
    Genç bir subay olarak Anadolu'yu dolaşır. Dolaşır dolaşmasına ama bir türlü karakterine ve dünya görüşüne uyduramaz bu mesleği. Çok sonraları "Ben severim omuzlarımı bir gün / Sırmaları, apoletleri olmasa da" mısralarıyla anlatır, askerliğin ona uymayan taraflarını.
    1949'da yayımlanır ilk şiir kitabı. Şiirle tanıştıktan sonra, bırakmaz, bırakamaz şiiri. 1958'de ayrılır ordudan. SEKA'nın Ankara bürosunda çalışmaya başlar. Şiir yazacağı, şiir üzerine konuşacağı bir de çevre edinmiştir kendisine sonunda. Kimler yoktur ki o çevrede: Cemal Süreya, Muzaffer Erdost, Nurullah Ataç, Bülent Ecevit, Süreyya Berfe, Ataol Behramoğlu...
    İlk şiirlerinde yüzü Anadolu'ya dönüktür Uyar'ın şiirlerinin. Yeni bir dil ve biçim yarattığı "Dünyanın En güzel Arabistanı" yayımlanır sonra. Turgut Uyar şiirinin miladı, İkinci Yeni'nin de müjdeleyicisidir aynı zamanda bu kitap. Hayal gücünden, duygudan, hüzünden beslenen İkinci Yeni akımı, merkeze insanı koyar. Dertleri anlatmak değil hissettirmek, varmak istedikleri yer ise şiirselliktir. İkinci Yeni'nin öncülerindendir Turgut Uyar. Uyar'ın Cemal Süreya ve Edip Cansever ile birlikte "İkinci Yeni'nin üç atlısı" ismini alması da bugünlere denk gelir.
    Umutsuzluğu, umudu, ayrılığı, kavuşmayı, özlemi, hüznü ama en çok da insanı anlatır Uyar mısralarında. İnsanı, insan yapan her ne varsa, Turgut Uyar şiirlerine konu olur.
    Ankara faslını bitirip, altmışların başında İstanbul'a gelir. Tomris Gedik'le tanışır. Hikayeler yazmaktadır Tomris Gedik o zamanlar ve Cemal Süreya ile olan ilişkisini yeni noktalamıştır. 1966'da başlayan ilişkileri, 1969'da nikahla resmiyet kazanır. Tomris Uyar, dönemi başlar Turgut Uyar'ın hayatında. Turgut Uyar'ın eşi, saatlerce edebiyat üzerine konuştuğu meslektaşı, ölümüne dek sürecek hayatının yol arkadaşı olur Tomris Uyar.
    Cemal Süreya'nın gittiği her yerden mektuplar gönderdiği, Edip Cansever'in "Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki" diye seslendiği kadındır Tomris Uyar. Turgut Uyar'ın hayat arkadaşı, uğruna mısralar karaladığı kadındır aynı zamanda. "Seversin diye söylerim her şeyi, sana uygun olsun/ çünkü her şeyin birbirine uygununu sen bulursun" İkinci Yeni'nin olmazsa olmazıdır bir anlamda Tomris Uyar.
    Aradan geçen yıllardan sonra, Tomris Uyar şöyle anlatır ilişkilerini: "Turgut Uyar'la geçirdiğimiz bazı hırgürlü geceleri şimdi olsa kaldıramayacağımı biliyorum ama bütün güçlüklerine karşın fırtınalı bir aşkı, yavan, düz-ayak bir ilişkiye hâlâ yeğlediğimin de bilincindeyim."
    Turgut Uyar, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde de şiiriyle katılır başkaldırıya. Saf tutmaz Uyar bu dönemlerde, ancak sessiz de kalmaz yapılanlara. Aksine, "Açlık çoğunluktadır" der açıkça dile getirir söylemek istediklerini:
    " gülü çiğdemi filan bırak
    1984 yılına gelindiğinde siroz olduğunu öğrenir. Tedavi olmayı istemez. Elleri Tomris Uyar'ın ellerinde, yatağında bekler ölümü. 1985 yılının Ağustos'unda gelir ölüm. Doğduğu ayda.
    Ağustos, Turgut Uyar ayıdır. 4'ü doğduğu, 22'si öldüğü.Yaşasaydı seksen beş yaşında olacaktı, şimdi ise mısralarının yaşında. Üzerine ölüm yazılamayacak kişiler vardır ya hani. Turgut Uyar da o isimlerden.
    Can Yücel "Şiirimizin o en kızıl saçlı levendi" der Turgut Uyar için. Edip Cansever bir şiir yazar ölümünün ardından, içinde "Güzleri kullanırdı o kadar sevmese de/ Dünyayı kullanırdı açıp da penceresini sonsuza kadar" mısralarının geçtiği. Ve Cemal Süreya " Öldüğü gün hepimizi işten attılar"

    Turgut Uyar'sa bir şiirle anlatır ölümü. Anlatır ve fazla da söze hacet bırakmaz:

    " Ben bir gün giderim ki neyim kalır,
    Eksik bıraktığım her şeyim kalır.
    Yaz günü kim ister ki öldüğünü 
    Eksik bıraktığım her şeyim kalır" 
    Kaynakça:*İrem Dönmez, bianet.org (25 Ağustos 2012)
  • Faşizmin Çıban Başlarını Patlatan Şair Bertolt Brecht

    Ekleyen: Sadık Doğan → 16 Ağustos 2012 Perşembe
      Ağustos 1956’da sonsuzluğa uğurladığımız Bertolt Brecht’i ölümünün 55. yıldönümünde bir kez daha anıyor, mücadelesini sürdürmeye devam ediyoruz.
    Faşizmin Çıban Başlarını Patlatan Şair Bertolt Brecht

    Brecht, 1. ve 2. paylaşım savaşları, Hitler faşizminin vahşeti ile birlikte yaşadığı dönemde edebiyattan şiire, sinemadan tiyatroya kadar değişik alanlarda birçok eserler verdi. 50’yi aşkın oyun, yüzlerce şiir, film senaryoları, radyo oyunları… “Sanat üretimdir” diyordu. Yaklaşık otuz yıl boyunca kılı kırk yararak, önüne çıkan birçok zorluğu devirerek, yaratıcılığın sınırlarını zorlayarak soluk soluğa geçen bir yaşam. Tiyatroda çığır açan “epik tiyatro”…

    Diyalektiği sanatına uygulamak, Brecht’in epik tiyatrosunun çıkış noktasıdır. Sanatı sınıf savaşına hizmet etmeli, onun üreten bir parçası olmalı, düşündürtmeli, kavratmalı, ateşlemeli… seyirci, sınıf savaşımının aynasında kendini görür gibi izlemeleri tiyatroyu, şartlarını görebilmeli. Başka türlü de olabileceğinin kıvılcımları çakmalı beyninde.

    Brecht’in sınıf mücadelesine sanatsal cepheden sunduğu katkılar ve eserlerinde burjuvazinin çıbanbaşlarını delmesi, ölümünden sonra bile burjuvazinin ona yönelik saldırılarını sürdürmesine neden oldu.

    Şurasını biliyoruz ki, Brecht’te  temel olan, eserlerindeki devrimci öz, devrimci dönüştürücülüktür. Bugünün devrimci sanatçılarının da Brecht’ten alacakları şey, bu olmalıdır.


    KOMÜNİZME ÖVGÜ

    Akılcıdır o, anlar herkes. Kolaydır.
    Sen sömürücü değilsin,
    onu anlayabilirsin.
    Senin için iyidir o. Sor ve ara onu.
    Aptallar aptalca der ona.
    Ve pislik içinde yüzerler.
    Ona pis derler.
    Sömürücüler onun suç
    olduğunu söyler.
    Fakat biz şunu biliriz,
    O sonudur suçun,
    O çılgınlık değil
    sonudur çılgınlığın
    O bilmece değil
    Tersine çözümdür
    O basittir.
    Fakat güçtür gerçekleştirilmesi…

    BERTOLT BRECHT

    Kaynak:*Emeğin Sanatı E-Dergisi, Sayı:122, (16 Ağustos 2012) http://emeginsanati.blogspot.com/2012/07/emegin-sanatndan-122-merhaba.html
  • Büyük Sevdaların Şairi Karacaoğlan

    Ekleyen: Sadık Doğan → 13 Ağustos 2012 Pazartesi
    Edebiyat konusunda objektif olmaya imkân var mı? Elbette yok. Aynen yemek, müzik, yaşam kültürü gibi edebiyat zevki de içinde yetiştiğimiz kültüre, yöreye ve ana dile bağlı.
    Büyük Sevdaların Şairi Karacaoğlan

    Gerçi dünya dillerinden yapılan çevirilerle gelen evrensel bir edebiyat tadı da var ama ne olursa olsun, size sizin hikâyelerinizi anlatan yazarlar ve şairler kadar etkili olmaları zor.

    Mesela 17. yüzyılda yaşamış bir Çin şairinden yapılan çevirilerin, sizi bir Çinli gibi etkilemesi söz konusu bile olamaz. Oysa kendi dilinizin pınarlarından kana kana içtiğiniz şiirler, sizi bir anda canevinizden vuruverir.

    Bu nedenle -yani edebiyat zevkinin öznel olduğu gerçeğini gözden kaçırmadan- benim için dünyanın en büyük aşk şairi, yanık sevdaların ozanı Karacaoğlan’dır diyebilirim.Şairleri kategorilere ayırmanın saçmalığını biliyorum ve genellikle böyle bir işe kalkışmıyorum ama Karacaoğlan’a “aşk şairi” demek yakışıyor sanki.

    Çünkü bu gezgin ozan ömrü boyunca sevda ve doğa dışında bir konuya ilgi duymamış. Sözlü edebiyat kargaşasında, ona yakıştırıldığını sandığım bir iki şiir dışında hep çeşme başındaki güzellere, sarvan kurup oturmuş sarı çiçeklere, pınarlara, akarsulara şiir söylemiş. Sanki içinde hiç tükenmeyecek bir hayat pınarı kaynıyor gibi, coştukça şiir dökülmüş dudaklarından, söyledikçe coşmuş.

    Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen şiirleri hâlâ duru Türkçe’nin en güçlü örnekleri arasında. Genç okurlar, Karacaoğlan’a göre çok daha yeni İstanbul şairlerinin dilini anlamakta güçlük çekerken, yanık sevdalar şairinin her dizesini kolayca ezberleyebilir. 

    Önceki yazılarda, Karacaoğlan’ın dil ustalığıyla ilgili bir örnek vermiş olduğumu hatırlıyorum. Bir kez daha tekrarlamakta sakınca yok.

    Şöyle bir durup düşünelim ve bunu yazıyla anlatmaya çalışalım. Bir delikanlı, birkaç kişilik bir genç kız grubu görüyor ve içlerinden birinin gururlu duruşu, endamı ve tavırlarıyla ötekilerden ayrıldığını fark ediyor. Birden gönlü akıyor o kıza doğru. Sanki yanındakiler, ona hizmet eder gibi.

    Bu görüntüyü hangi kelimelerle anlatırsınız?Yukardaki gibi bir sürü betimlemeyi arka arkaya sıralamak, durumu kurtarmaya yeter mi?

    Belki yeter ama ne yazık ki insanı büyük şair yapmaz.
    Oysa Karacaoğlan diyor ki:

    “Uydurmuş kendine üç beş menendin
    Sanırsın Sadrazam tuğ ile gider.”

    İşte dil kudreti, işte büyük bir ozanın dili.

    ***


    “İlk akşamdan vardım kavil 
    yerine
    O ne gördüm kömür gözlüm 
    gelmedi
    Bilmem gaflet bastı yattı uyudu
    Bilmem o yar bize küstü 
    gelmedi.”

    Ne kadar bildik duygular değil mi! Hangi yüzyılda ya da hangi kentte olursa olsun (ister İstanbul, ister New York, ister Paris), sevgilisi randevuya gelmeyen genç âşığın yürek çarpıntıları, ikircikli halleri, kafasındaki sorular nasıl da su gibi akıp giden bir dille anlatılıyor. 
    Şiir devam ederken, umutsuzca bekleyen âşık, yürek paralayan bir yargıya ulaşıyor:

    ‘’Benim mecbur olduğumu fark etti
    Zalım garaz etti kaçtı gelmedi.” 

    Nasıl usta bir psikoloji, nasıl büyük bir anlatımdır bu. “Mecbur olduğu” fark edilen bir tutkulu âşığın terk edilmesi, insan ilişkilerinin önemli gizlerinden birisi değil mi?

    Bence öyle. Aynı psikolojik durumu Sigmund Freud da yazabilirdi, Erich Fromm da.

    Ama onlar değil, Çukurova’da omuzuna asılı sazıyla diyar diyar dolaşan genç bir ozan yapıyor bu saptamayı.

    ***


    Karacaoğlan denilince insanın aklına hepsi birbirinden güzel o kadar çok dize hücum ediyor ki hangisine yer vereceğinizi şaşırıyorsunuz.

    Erotizmin en güzel anlatımlarından biri olan şu dizeleri mi istersiniz:

    “Gül memeler domur domur 
    terlemiş
    Rahmetin güllere yağdığı gibi.”

    Yoksa zamanın soldurduğu bir aşkın son izlerini anlatan şu dizeleri mi duymak daha iyi:

    “Adın ne idi unuttum
    Sorulmayı sorulmayı.”

    Ya Çukurova’ya baharın gelişini anlatan şu şiirdeki büyük imge gücüne ne demeli: 

    “Çukurova bayramlığın giyerken
    Çıplaklığın üzerinden soyarken.” 

    Çıplaklıktan soyunmak ne demektir? Her söyleyişimde beni zevkten titreten bu kanatlı sözleri kim söyleyebilir?
    Elbette Karacaoğlan

    Onun şiirlerinde o kadar çok mücevher var ki, meyve bahçesine girip de meyve yiyemeyen bir insan gibi elinizi hangisine uzatacağınızı şaşırıyorsunuz. En iyisi en kısa zamanda bir Karacoğlan kitabı edinin ve geceleri yatmadan birkaç şiir okuyun derim ben.

    Hem kendinize hem de “ela gözlerini sevdiğiniz dilber”e.


    Kaynakça:*Zülfü Livaneli, (05.08.2012) http://home.gazetevatan.com/kategori_yazareskiyazilar.asp?wid=5
  • Can Yücel Şiiri - Cemal Süreya

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Cemal Süreya, Can Yücel’in şiirini “zekânın iyi niyeti” diye özetler. Can Yücel şiiri ironiye dayanmaktadır.
    Can Yücel Şiiri - Cemal Süreya

    Süreya, Can Yücel’in şu sözünü nakleder: “Şiir hayatı çok hızlı bir şekilde anlatmaktır, tabii daha iyi bir dünyanın kurulması amacıyla.”  Can Yücel, hedefi “insanın ve dünyanın değiştirilmesi”  olan bir şiir anlayışına sahiptir.
    Onun ironisi, argo ve küfürle iç içedir: Süreya bu noktaya farklı bir açıdan bakar:

    “Argo ve küfür bir arınma işlemidir Can Yücel’de. Kötülüğe, kötü düzene karşı aşılanmak için kutsal’ı delik deşik eder. Tabii eski kutsal’ı. Ve yeni kutsal adına. Bu yüzden sürekli olarak tarihsel olaylarla bugünkü olayları iç içe işler. Şiirsel eylemini kurmak, sürdürmek için en elverişli yolu seçmiştir: parodi. Gerçekten de
    parodi toplumsal eylemle şiirsel eylemi birleştiren bir yoldur. Tarihi, gazete güncelliğine getirir. Bunu yaparken halk kaynaklarına, halk ağzına, daha çok halk türkülerinin deyişlerine yaslanır.”  Süreya, Can Yücel’in soyut şiire yöneldiğini söylerken oluşturmak istediği dil üzerine dikkat çeker. O, halk dilini kullanarak yeni bir dil oluşturmak arzusundadır.

    Süreya’ya göre bunun bir tehlikesi vardır: “Halk kaynaklarından devşirdiği dille yaratmak istediği özel dilin çatışması (birleşmesi değil) onu yeni bir güçlüğün eşiğine getirmiş bulunuyor.”

    Can Yücel, 1940 sonrası şiirimizin önemli kilometre taşlarındandır. Süreya 1940 sonrası şiirin Can Yücel’siz değerlendirilmesinin büyük bir eksiklik olacağını düşünür.
    Buna rağmen Can Yücel’e hak ettiği değerin verilmediğini söyler.


    Kaynakça:*http://sureyalizm.blogspot.com (12 Ağustos 2012)
  • Nazım Hikmet'in ölümsüz eseri Kuvayi Milliye Destanı Dizi Oluyor

    Ekleyen: Sadık Doğan → 12 Ağustos 2012 Pazar
    Milliyet gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, Türk dilinin en büyük şairi Nazım Hikmet'in ölümsüz eseri Kuvayi Milliye Destanı'nın dizi olacağını yazdı.
    Nazım Hikmet'in ölümsüz eseri Kuvayi Milliye Destanı Dizi Oluyor


    'Kuvayi Milliye Destanı'nı bilir misiniz? Nâzım Hikmet'in ölümsüz eserlerinden biri olan 'Kuvayi Milliye Destanı'nı baştan sona okumuşluğunuz yoksa bile duymuşluğunuz vardır mutlaka.
    'Başlangıç' bölümü şöyledir sekiz bap'tan oluşan Kuvayi Milliye Destanı'nın: "onlar onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardır, destanımızda yalnız onların maceraları vardır."
    ZORLU BİR SAVAŞIN DESTANI
    Kurtuluş Savaşı kadar uzun bir destandır bu. Her okuduğunuzda bir parçasıymış gibi yaşarsınız bir milletin 'yedi düvele karşı' verdiği savaşı.
    Nâzım Hikmet'in ölümsüz 'Kuvayi Milliye Destanı' daha da ölümsüzleşecek şimdi. Çünkü televizyon dizisi yapacaklar onu.
    Eserin telif haklarını elinde bulunduran Yapı Kredi Kültür Yayınları'yla Limon Yapım Hayri Aslan, 7 Ağustos'ta "Kuvayi Milliye Destanı"nı dizi yapmak için anlaşma imzaladı.
    2013-2014 sezonunda ekrana gelecek dizinin senaryosunu şimdiye kadar başarılı olmuş birçok diziye imza atan Ahmet Yurdakul yazmaya başladı.
    Nâzım Hikmet'in her bap'ında halkın içinden çıkmış isimsiz kahramanların hikayeleriyle birlikte, o insanların gözünden bir milletin kurtuluş mücadelesini anlattığı şiirlerden kaç bölümlük senaryo çıkaracağını öğrenmek için konuştum Yurdakul'la.
    HER KAHRAMANA 4 BÖLÜM
    Dizinin senaryosu için ön çalışmalara yapımcıyla yayıncı arasında henüz telif anlaşması imzalamadan başladığını anlatan Yurdakul, şunları söyledi:
    "Kuvâyi Milliye destanı, bilindiği gibi bir başlangıç bölümü ve sekiz 'bap'tan oluşur ve bunların her birinde, hem 'o büyük kavga'yı yaşayan, halkın içinden çıkmış isimsiz kahramanlardan birinin hikayesi anlatılır, hem de o kahramanın bakış açısıyla ulusal kurtuluş mücadelesi. Destanın sekiz bölümünde anlatılan kahramanlar: Karayılan, Kambur Kerim, Arhaveli İsmail, Nurettin Eşfak, Manastırlı Hamdi ile Reşadiyeli Veli Oğlu Memet, Kartallı Kâzım, Süleymaniyeli Şoför Ahmet ve İzmir Rıhtımı'ndan Akdeniz'e bakan nefer. Destandaki her 'bap', yani her bir kahramanın hikayesi dört bölüm halinde televizyona uyarlanacak, dizinin tamamı 32 bölümden oluşacak. Herhangi bir şekilde uzatılması söz konusu değil.
    ANA KAHRAMAN NAZIM HİKMET
    Dizinin ana kahramanlarından biri de Nâzım Hikmet. Nâzım Hikmet'i bu dizide, destanı kaleme aldığı yıllardaki haliyle izleyeceğiz. 1939 İstanbul Tevkifhanesi'yle başlayıp, 1940 ve 1941 Çankırı ve Bursa Cezaevi yıllarıyla devam eden o çileli yıllarından bir kesit ve pek tabii yakın çevresi: Balaban, Kemal Tahir, Orhan Kemal. Geride kalan aşkları ve buram buram hasret kokan yüreği."

    Kaynakça:*(12 Ağustos 2012) http://www.haber10.com/kategori/kultur-medya/
  • Can Yücel'e sessiz anma

    Ekleyen: Sadık Doğan → 11 Ağustos 2012 Cumartesi
    Türk edebiyatının usta şairi Can Yücel’in, Muğla’nın Datça İlçesi’ndeki anıt mezarına geçen yıl ağustos ayında yapılan çirkin saldırıyı protesto amacıyla, bu yıl anma törenleri düzenlenmeyecek, Can Evi ziyarete açılmayacak.
    Can Yücel'e sessiz anma

    12 yıldır, her 12 Ağustos’ta aksatılmadan gerçekleştirilen anma etkinliklerinin bu yıl yapılmamasına karar veren aile fertleri, şairin mezarı başında açıklamalarda bulundu.
    Kızları Güzel Yücel (Gier), Su Yücel ve torunu Nathalie Defne Gier ile birlikte eşinin mezarını ziyaret ederek çelenk bırakan Güler Yücel, geçen yıl gerçekleştirilen saldırının kendilerini derinden yaraladığını söyledi. Aile olarak şiddetin her türlüsüne karşı olduklarını ifade eden Yücel, "Şiddetin balyozla ya da lafla yapılıyor olması fark etmez. Bir insana lafla saldırmak bile yeter. Bu nedenle biz aile olarak mezarı kıranların bile, saldırıya maruz kalmalarını istemiyoruz. Burası bir hoşgörü mezarlığıdır. Müslüman’ı, Yahudi’si, Hristiyan’ı, herkesin mezarı var. Can’ın mezarına yapılan saldırı ilk ve son olsun" dedi.


    SEVENLERİ ŞİİRLERİYLE ANSIN
    Can Yücel’in mezarına yapılan saldırıyı, hayatta iken kendisine yapılmış bir saldırı gibi gördüklerini söyleyen Güler Yücel, "Yapılan saldırı aynı zamanda, mezarı yapan heykeltıraş Mehmet Aksoy’a da saldırıdır. Kendisi mezarı yaparken ne emekler harcadı biliyorum. Hiçbir karşılık beklemeden yaptı. Sanatçıların dayanışmasının bir örneğidir bu. Bu senelik Can Evi’ni ziyarete açmayacağız. Sevenleri mezarı başına gelsinler, şiirler okusunlar. Türkiye’nin her yerinde Can’ın şiirine rastlıyorum. Onu şiirleri ile anmak en güzeli" diye konuştu.

    ’ÇOCUĞUMUZU KORUYAMAMA GİBİ BİR DUYGU’
    Can Yücel’in kızlarından Su Yücel ise Can Evi’ni açarak her şeyin yolunda olduğu şeklinde bir izlenim yaratmak istemediklerini vurguladı. Su Yücel, "Aslında biz çok kırıldık, çok incindik. Bize hep, ’Mezarı yapacak mısınız?’ diye soruyorlar. Durun bakalım, ne oluyor, ne bitiyor? Biz önce bir toparlanalım. İnsanlardan hoşgörü bekliyoruz. Vefatından sonraki acı ile bugün aynı acıyı katlanarak yaşıyoruz. Bu bizim için çok ağır bir darbe idi. Bunu kim yaptı, niçin yaptı, hiç önemi yok. Bizim duygu olarak yaşadığımız bu. Adeta çocuğunu koruyamama gibi bir duygu içindeyiz. Tekrar öldü gibi bir duygu yaşattılar bize. Bu duygunun ne kadar ağır olduğunu insanlara hatırlatmak için bu yıl Can Evi’nin kapılarını kapattık" dedi.

    ’PROTESTO EDİYORUZ’
    Usta şairin diğer kızı Güzel Yücel (Gier) ise gecenin karanlığında Can Yücel’in mezarını kıranların, onun "Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi" dizesini silemediklerini hatırlattı. Güzel Yücel, "Mezarın kırıldığı haberini aldığımızda aile olarak, babamı bir daha gömeceğiz duygusunu yaşadık. Belki burada mezarını kırdılar ama babam her yerde şiirleri ile anılıyor. Bu yıl, ne kadar kırıldığımızı göstermek istedik. Yapıyoruz deseydik belki bu kadar protesto olmazdı. Yapmıyoruz demek, hayır demek, Türkiye’de bunlar çok az söyleniyor. Hayır da diyebilmeliyiz. Unutmadık, protesto ediyoruz demek ve bunu haykırmak istiyoruz. Bir daha böyle bir olay yaşanmasın. Her ne sebeple olursa olsun, ne bir Müslüman’ın ne bir Hristiyan’ın, ne ateistin, ne şunun ne de bunun mezarı kırılamaz. Böyle bir şeyi yapmaya hiçbir hakları yok" ifadelerini kullandı.

    Kaynakça:*(11 Ağustos 2012)  http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/
  • Siz Hiç LSV Dükkan Çikolatası Tattınız mı?

    Ekleyen: Sadık Doğan → 9 Ağustos 2012 Perşembe
    LSV Dükkan yani Lösev Dükkan’ında lösemili çocuklarımızın anneleri kendi elleriyle hazırladıkları organik kurabiyeler ve birbirinden renkli el emeği, göz nuru el işlerini sizlere sunuyor. LSV Dükkan bundan tam 12 sene önce LÖSEV Ankara’da, küçücük bir atölyede 5 anne ile başlayan bir çalışmayken bugün yüzlerce annenin ekmek parasını kazandığı meslek atölyeleri haline geldi.                            


    Beslenme ile kanser arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekmek için kurulan bu minicik atölye, seneler içerisinde azim, sevgi ve inançla büyüdü. Giderek büyüyen ve insanın içini ısıtan bu başarı öyküsü, LSV Dükkan markasını yaratmaya kadar uzandı. Lösemili çocuklarımızın annelerinin umutlarını, hayallerini işlediği, sevgiyle yoğurduğu her bir LSV Dükkan ürünü sevgili çocuklarımızı hayata bağlayacak.

    Tüm renkleri ve lezzetleri ile Türkiye’nin her yerinden LSV Dükkan’a www.lsvdukkan.com üzerinden ulaşabilir ve sipariş verebilirsiniz.

    Lösev’i Twitter’da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.


    Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.