Browsing "Older Posts"

  • Sevdadır - Onur Akın (şiir: Arkadaş Z. Özger)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 24 Temmuz 2012 Salı

    Göğü kucaklayıp getirdim sana
    kokla
    açılırsın
    solmuşsun
    benzin sararmış
    yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
    öyle bükük bakma bana
    çam kolonyası getirdim sana
    kentli dağlıların haklı sevdasını
    bolu ormanlarından çarpan bir koku
    sanki köroğlunun ter kokusu
    aman kokusu, billah kokusu
    canlarım, canım benim
    üzme kendini bu kadar
    sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
    bak yer yüzü ne kadar geniş
    ne kadar dar
    Dur
    akıtma gönlüm yaşını
    gözünden öpecek bir yer bırak
    oy bana en yakın
    bana en uzak
    sevgili yar
    Hasretine vur beni 
    Giyecek çamaşır getirdim sana
    adettir diye değil, sevdim diyedir
    bağışla, eski biraz
    bedenim uygundur diye bedenine
    elimle yıkadım, ütüledim
    elma ağacında kuruttum
    Günler sarmal bir yay gibi
    bunu unutma
    Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
    bunu unutma
    Seni ben her yerinden öperim
    beni unutma
    kadere inansaydım
    sana inanırdım
    Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben 
    öyle kırık bakma bana
    Caddeler nasıl da genişliyor
    sana bunu söyleyecektim
    Bileyli bir makas vardı yanımda
    sana bunu söyleyecektim
    Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
    sana bunu...
    Oyy nasıl söyleyebilirim
    deliren sevdamızın kısrak huyunu
    Elimi tut
    tuttururlar, o kadarına izin verirler
    kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
    Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız
    sen içerde
    Ben dışarda...
    Oyyy mahpusluk mahpusluk...
    Sevdadır - Onur Akın (şiir: Arkadaş Z. Özger)


    Bu sitede ki Arkadaş Z. Özger konulu tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • Adnan Yücel Edebiyat ve Sanat Festivali Şiir Yarışması Sonuçları

    Ekleyen: Sadık Doğan → 23 Temmuz 2012 Pazartesi
    Adnan Yücel Edebiyat ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen şiir yarışması sonuçlanmıştır.

      Seçici kurulda bulunan Gülsüm Cengiz, Sennur Sezer, Mehmet Özer,Cezmi Ersöz ve Ali Öztürk'ün yaptıkları değerlendirmeye göre şiir dalında 19 katılımcı ön elemeyi geçerek finale kalmıştır. 

    Ön elemeyi geçen katılımcılar: Ali Haydar Çakta, Ali Özdemir, Alper Akdeniz, Arzu Karadağ, Berdan Doğan,Deniz Faruk Zeren, Erman Bazo, Ejder Demir, Ekrem Budak, Gülçin Sahilli, Hanife Yaşar, Hıdır Işık, Lokman Kurucu, Metin Kaya, Ömer Altun, Soner Barbaros, Ulaş Başar Gezgin, Uygur Orhan ve Yaşar Kavas olmuştur. Bunlardan;

    Birinciliğe:  Uygur Orhan (Roboski Ölüleri)
    İkinciliğe: Deniz Faruk Zeren (Dört Mevsim İlkbahar)
    Üçüncülüğe: Ejder Demir( Köze Sustum Ağıtımı) seçilmiştir.


    Mansiyonlar:
    Berdan Doğan
    Metin Kaya (Yüzü Gergefte Zamanın)
    Arzu Karadağ (Lekesi Biziz Zamanın)


    Bu sitede ki Adnan Yücel temalı tüm içerikler için buraya tıklayınız. 
    *Ayrıntılı bilgiye adnanyucelfestival.blogspot.com sitesinde ulaşabilirsiniz.
  • Şiir ve İdeoloji - Zülfü Livaneli

    Ekleyen: Sadık Doğan → 22 Temmuz 2012 Pazar

    Edebiyat Notları: 46*

    Televizyonun bu kadar yaygın olmadığı, gazetelerin de pek az kişi tarafından okunduğu dönemlerde şiir, çok etkili bir iletişim aracıydı. İnsanların hemen ezberlediği, toplantılarda yüksek sesle okuduğu, arkadaş gruplarında bir ayin gibi tekrarladığı şiirler, önemli bir toplumsal işleve sahipti. Şiir bilmeyen insana hemen hemen rastlanmazdı. Şiir sanatı bugünkü gibi, insanlığı yoksullaştıracak biçimde sanat gettolarına sürülmemişti.

    Bu gerçek, yalnız büyük kentlerde değil Anadolu’nun en ücra köşelerinde de de hissedilirdi. Yörede yaşanmış faciaları anlatan, çok ucuz saman kağıda kötü bir hurufatla basılmış destanların, pazarlarda beş kuruşa satıldığı dönemi çocukluğumdan hayal meyal hatırlar gibiyim. Bunlardan bir tanesi galiba bir kamyon kazasına aitti ve “Altı lastikli de üstü vesait / Söylerim destanı kamyona ait’’ diye başlıyordu.

    Daha eski yüzyıllarda Horasan Erleri’nin hümanist düşüncelerinin, şiirler aracığıyla yaygınlaştığı biliniyor. Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar çok büyük bir bölgeye yayılan ve “kolonizatör dervişler’’ diye tanımlanan erenlerin söylediği şiirler, milyonlarca insanın dilinde yankılanıyordu. Diyar-ı Rum (Roma diyarı) denilen Anadolu, Türkçe şiirler aracığıyla kimlik ve kültür değiştirmeye başlamıştı.

    Daha sonraki yüzyıllarda Anadolu’da, bugünün deyimiyle “protest’’ diyebileceğimiz muhalif şiirler yaygınlaşmaya başladı. Pir Sultan Abdal gibi ideolojik önderler, siyasi şiirlerinden dolayı idam edildi.

    Halk şiiri; “Şalvarı şaltağ Osmanlı / Eğeri kaltağ Osmanlı / Ekende yok, biçende yok / Yiyende ortağ Osmanlı’’ gibi güçlü eleştiriler dile getirebiliyordu; Dadaloğlu “Ferman Padişlahın dağlar bizimdir’’ diyebiliyordu ama divan edebiyatında, beklenebileceği gibi buna izin verilmiyordu. Siham-ı Kaza adlı eseri yüzünden idam edilen şair Nef’i, bu konudaki katılığın utanç verici bir örneğidir.

    Ancak Fransız İhtilali’nin ateşlediği özgürlük ruhunun dalga dalga yayılan etkileri, 19. Yüzyıl’da Osmanlı’yı da etkisi altına almakta gecikmedi. Düzeni, mevki sahibi kişileri hatta padişahı eleştiren “heccav”lar, sivri dilleriyle, halk arasında yaygınlaşan hicivlere imza attılar. 

    Bu arada şiir, özellikle 2. Abdülhamit döneminin en etkili siyasal mücadele araçlarından birisi oldu. Namık Kemal’in hürriyet şiirleri, Tevfik Fikret’in Sis gibi rejimi yerden yere vuran eserleri, büyük bir fırtına yaratarak gençliği hemen kavrayıverdi.

    O dönemlerde bırakın “hürriyet’’ kelimesini, “vatan’’ kavramı bile insanlara yabancıydı. Falih Rıfkı Atay çöküş yıllarını anlatan kitabına başlarken “Biz çocukken kendimize Türk demezdik” diye yazar. Çünkü hangi kökenden, hangi dinden gelirse gelsin herkes “Osmanlı’’ olarak padişahın kulu, “vatan’’ kavramı ise padişahın mülküydü.

    Bu kavram o kadar bilinmiyordu ki, 31 Mart vakasında “Yaşasın vatan!’’ diye bağıran mektepli subayları döven bir grup alaylı, “Niye Yaşasın Vartan diyerek bir Ermeni’yi övüyorsunuz. Yaşasın Padişah efendimiz diye bağırsanıza!’’ diyebiliyordu.Çünkü daha önce vatan kelimesini duymamışlardı.

    Böyle bir ortamda Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre’’ adlı oyununun yarattığı fırtınayı tahmin etmek zor olmasa gerek. Namık Kemal, gençliğin ilahı haline gelmişti. Hürriyet şiirleri sivil öğrencileri olduğu kadar askeri okul öğrencilerini de etkisi altına almıştı. Bu öğrencilerden birisi de Selanikli Mustafa adlı Manastır Askeri İdadisi öğrencisiydi. Hatta o da Namık Kemal tarzında şiirler yazmaya başlamış ama bir hocası tarafından “askerlik mesleğine engel olacağı’’ gerekçesiyle, bu işten vazgeçirilmişti.

    Şimdi yazacağım şeyin hiçbir belgesi ve tanıklığı yok ama eskiden beri, genç öğrenci Mustafa’nın, Kemal adını Namık Kemal hayranılığından dolayı aldığını hissederim. Hepimize öğretilen ve Mustafa isimli hocasının “Sen de Mustafa ben de Mustafa, bu böyle olmaz. Bundan böyle senin adın Mustafa Kemal olsun.’’ söylencesi bana pek doğru gelmez. Zaten bu genç öğrenci ömrü boyunca, Kemal adını, doğumunda konulan Mustafa adına tercih edecektir.




    Kaynak:*Zülfü Livaneli; gazetevatan.com (22.07.2012)
  • Şairler Aşık Olursa - Refik Durbaş

    Ekleyen: Sadık Doğan → 21 Temmuz 2012 Cumartesi
    Ressam Fahir Aksoy’a göre Nurullah Ataç, “platonik âşığın tekidir.”
     
    Aksoy ve arkadaşları bir gün Ankara Kutlu’da otururlarken Ataç telaşla içeri girer. Hemen Orhan Veli’ye yönelerek, “Senden bir ricam olacak!” der ve ekler:
     
    “Biraz tuhaf ama, ben bu yaşta âşık oldum. Kızın da bundan haberi yok, olmasını da istemem. Şimdi senden ricam, bu kızın evini öğrenmendir. Ben kızın peşi sıra yalnız gidemem, benim yaşımda birine uygun düşmez. Ama sen gençsin, anlaşılsa bile olağan karşılanır. Kız biraz sonra buradan geçecek, peşinden gidip nerede oturduğunu öğrenebilir misin?”
     
    Gerçekten de kız on – on beş dakika sonra önlerinden geçer.
     
    Orhan Veli de Kutlu’dan çıkarak kızın peşine düşer.
     
    Biraz sonra da gelir:
     
    “Kızın evini öğrendim, Ataç Sokak, 15 numarada oturuyor.”
     
    Evi öğrenen Ataç, bundan sonra sık sık Ataç sokağa gidecektir, üstelik kimi arkadaşlarını da yanına alarak…
     
    Herkes de tutkuya dönüşen bu aşka saygı duymaktadır.
     
    Fakat bir gün büyü bozulur.
     
    Ataç, yine kızın evinin kapısı önüne geldiğinde Orhan Veli, “Beyefendi” der, “çok özür dilerim, sonradan araştırdım ki, kız bu evde değil, bir öteki apartmanda oturuyormuş… O evde oturan bir jandarma albayı imiş…”
     
    Ataç, o anda deliye dönecek ve “Demek en içten duygularımı dile getirdiğin yerde bir albay oturuyormuş? Ben şimdi sana gösteririm!” dedikten sonra, şemsiyesini kılıç misali kullanarak Orhan Veli’nin üzerine yürüyecektir.
     
    Oysa şair olarak Orhan Veli, eleştirmen Ataç’ın yere göğe sığdıramadığı şairlerin başında gelmektedir. Belki de bu olay nedeniyle son yıllarında Orhan Veli ile dargındır. Pek geçinemezler.
     
    Ne zaman Orhan Veli’nin adı geçse Ataç, “Şakuli solucan” diyecektir.
     
    Orhan Veli de Ataç için şöyle yazacaktır:
     
    “Nurullah Ata 
    Tring Galata 
    Soğan salata”
     
    Cahit Irgat da “Notos Kitap”tan çıkan anıları “Çok Yaşasın Ölüler”de Orhan Veli ile aynı kadını sevdiklerini anlatmaktadır:
     
    “Bir kadına tutkundum o sıra. Bilmiyordum Orhan’ın da aynı kadına tutkun olduğunu. O bana küs gibiydi, soğuk. Ben ona küs gibiydim, soğuk. Sonra sorduk kadına.
     
    -Seni seviyorum, dedi kadın.
     
    O uzaklaştı bizden uzun bir süre. Sonra Lambo’da karşılaştık bir akşam, canciğer olduk o ölünceye kadar.” (s: 30)
     
    Cahit Irgat, anılarında bir de dayak olayı anlatmakta…
     
    Yıl 1935-36’dır. Ankara Devlet Konservatuarı yeni kurulmuştur. Sabahattin Ali diksiyon dersi vermektedir, Irgat da onun öğrencisi… Dostlukları hoca-öğrenci ilişkisi dışında ileri düzeydedir. Hatta Irgat Sabahattin Ali’ye şiirlerini okur, birlikte düzeltirler de…
     
    Birkaç yıl sonra okula Türkçe dersi vermek için Cevdet Kudret gelecektir. Irgat’a göre Cevdet Kudret, “Türkçe üzerine fonetik de öğretiyordur. Oysa kendi dili, kendi fonetiği bozuktur. Bildiğini iyi bilmiyordur. Bilmediği için de öğretemiyordur.”
     
    Bir süre sonra da araları bozulur, ama Sabahattin Ali, Irgat’tan yüz çevirecek, Cevdet Kudret’in tarafını tutmaya başlayacaktır.
     
    Bunun üzerine nasıl Sabahattin Ali, Almanya’da lise müdürünü dövmeye kalkmışsa, Cahit Irgat da Cevdet Kudret’e aynı biçimde davranacaktır. Fakat Sabahattin Ali, Kudret ile birlikte olunca “kıçına tekme”yi yiyecektir. Bu olay da Irgat’ın konservatuvar öğrenimini yarıda bırakmasına neden olacaktır.                                          

    Cahit Irgat’ın anıları aslında 1968 yılında bir dizi yazı olarak yayınlanmıştı. Turgut Çeviker, anıları titiz bir araştırma sonucu, Irgat’ın kimi yazıları ve ölümünün ardından yazılanları ekleyerek “Çok Yaşasın Ölüler” başlığı ile gün ışığına çıkarmış bulunuyor.
     
    Yalnız 55. sayfada başlıksız bir şiir var, Akşam gazetesinde de 11.07.1968’de yayınlanmış. Çeviker, dipnotunda bu şiirin Irgat’ın kitaplarında yer almadığını söylüyor. Oysa aynı şiir, “Toprakta” başlığıyla Irgat’ın Adam Yayınları arasında 1991’de bütün şiirleri olarak çıkan “Irgat’ın Türküsü” kitabının 61. sayfasında yer almakta ve şiir şöyle:  
     
    Aynı renkte üstümüzde gökyüzü 
    Altımızda aynı toprak 
    Ve toprakta ölüler.  
    Ölüler, sorun yaşayanlara 
    Niçin ayrı gömüldüğünüzü 
     
    Bu arada “Siyasi-Edebi-İlmi Haftalık Gazete Servetifünun Uyanış”ın 12 Birinciteşrin (Ekim) 1939 Perşembe tarihli 2251. sayısında, o zaman şiirlerinde “Cahid Saffet” adını kulnanan Cahit Irgat’ın “Son Durak” başlıklı bir şiiri bulunmakta, ki aslında kitaplarında yer almayan şiir de bu… 
     
    Kal…mecrasına giriyor vücud, 
    Tanrım kapısını açacak bana. 
    Dünyanda sen mevcud, ben nâmevcud; 
    Gitmeli Tanrının yoklamasına…



    Kaynak:*BirGün Gazetesi ve birgun.net yazarlarından Şair Refik Durbaş'a ait 19 Temmuz 2012 tarihli köşe yazısıdır.
    Bu sitede ki Refik Durbaş konulu tüm içerikler için buraya tıklayınız. 
  • Melih Cevdet Anday 2012 Şiir Ödülleri Belli Oldu

    Ekleyen: Sadık Doğan → 18 Temmuz 2012 Çarşamba
    Bu yıl 7. si düzenlenen Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü 2 şaire verildi. Bu yılki ödülü; "Sevgiler Kanarken” adlı kitabıyla Hüseyin Yurttaş ve “5-7-5′ler” adlı kitabıyla İsmail Uyaroğlu birlikte alacaklar.
    Melih Cevdet Anday 2012 Şiir Ödülleri Belli Oldu


    Melih Cevdet Anday’ın anısına Türkiye Yazarlar Sendikası ve Muğla Ören Belediyesi işbirliğiyle bu yıl yedincisi düzenlenen “Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü”ne “Sevgiler Kanarken” adlı kitabıyla Hüseyin Yurttaş ve “5-7-5′ler” adlı kitabıyla İsmail Uyaroğlu değer bulundu. Seçici kurul Doğan Hızlan, Egemen Berköz, Eray Canberk, Sennur Sezer, Leyla Şahin, Refik Durbaş ve Enver Ercan’dan oluşuyordu.
    Hüseyin Yurttaş ve İsmail Uyaroğlu, ödülleri 20-21 Temmuz 2012 tarihinde Ören’de yapılacak olan “Melih Cevdet Anday Şiir Günleri ve Kültür Şenliği”nde alacaklar.
    Kaynak:*sombahar.com (18.07.2012)


    Bu sitede ki Melih Cevdet Anday konulu tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • Sevda Üstüne - Bedri Rahmi Eyüboğlu

    Ekleyen: Sadık Doğan → 17 Temmuz 2012 Salı
    Sevda Üstüne - Bedri Rahmi Eyüboğlu

    Bütün kitapları yakmalı
    Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
    Kitaplara göre insan
    Karanlıkta yüzüne bin mumluk lamba tutulmuş
    Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
    Aptaldır, hastadır, kahramandır
    Bütün kitapları yakmalı
    Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
    İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe
    Yürek mi derler
    Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
    Bir tek meyve veren dalı keserler
    İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
    Esti mi rüzgar bir değil milyonlar için esmeli
    Bir tek meyve veren dalı kesmeli
    İnsan dediğin derya misali
    Üstünde milyonlarca dalga
    İçinde kıyametler kopmalı
    İnsan dediğin derya misali
    Uçsuz bucaksız olmalı.
    Gel çıkalım sevgilim gel
    Gel kurtulalım birler hanesinden
    Çekelim gidelim bir uçtan uca
    Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
    Sevelim sevelim sevelim
    Sevebileceğimiz kadar


    Bedri Rahmi Eyüboğlu




         Bedri Rahmi Eyüboğlu HAYATI (1911 - 1975)

    Görele'de doğdu.21 Eyül 1975'te İstanbul'da öldü. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi'nde okurken,1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu.1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.

    Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı.1934'te katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalıştı.1936'daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi'ne katıldı.1937'de Cemal Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin kültür programı çerçevesinde resim yapmak için 1938'de Edirne'ye,1941'de de Çorum'a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu'ya özgü görünümler egemendir.

    1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. İlk duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı.1947'de İstanbul'da özel bir atölye ve galeri açtı.1950'de Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri 'güzel'in aynı zamanda 'yararlı'da olabileceği, 'yararlı' olmanın 'güzel'in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi.

    Bedri Rahmi 1928'de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine,1933'ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir.1941'den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.



    Bedri Rahmi Eyüboğlu ESERLERİ

    Resim: Paris,1930; Mustafa Eyüboğlu,1933; Yazılı Natürmort,1936; Salı Pazarı,1938; Eren,1940; Nallanan Öküz,1947; Düşünen Adam,1953; Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon) , İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Karadut Satıcısı,1954; Çömelmiş Köylü,1972; Ankara'nın Kavakları,1973; Mor Takkeli Hacı,1974; Son Kahve,1975; Anadoluhisarı, Ankara Resim ve Heykel Müzesi; Çıplak; Ev İçi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Han,1975; son resmi. Duvar Resmi: Lido Yüzme Havuzu'nda duvar resmi; 1943, Ortaköy/İstanbul; Hilton Oteli'nde duvar resmi; Divan Oteli'nde duvar resmi. Mozaik Pano: Uluslararası Brüksel Sergisi için mozaik pano,1958; Nato yapısında mozaik pano,1959, Brüksel; İşçi Sigortaları Hastanesi'nde seramik pano,1959, Samatya/İstanbul; Etibank yapısında seramik pano, Ankara; Marmara Oteli'nde mozaik pano, Ankara; Vakko Fabrikası'nda mozaik pano, Topkapı/İstanbul. Duvar Kabartması: Manifaturacılar Çarşısı'nda duvar kabartması, Unkapanı/İstanbul; Aksu İşhan'ında duvar kabartması, Karaköy/İstanbul. 

    Şiir: Yaradana Mektuplar,1941; Karadut,1948; Tuz,1952; Üçü Birden,1953; Dördü Birden,1956; Karadut 69,1969; Dol Karabakır Dol,1974, tüm şiirleri; Yaşadım, (ö.s.) ,1977. 

    Gezi ve Deneme: Cânım Anadolu,1953; Tezek,1975; Delifişek,1975; Resme Başlarken, (ö.s.) ,1977. 
    Monografi: Nazmi Ziya,1937. 
    Resim Albümü: Binbir Bedros, (ö.s.) ,1977, Karadut, (ö.s.) ,1979; Babatomiler, (ö.s.) ,1979.


  • Kendi Sesinden Özdemir Asaf

    Ekleyen: Sadık Doğan → 10 Temmuz 2012 Salı
    Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan "Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde Olurum" kitabı ve bu kitapla birlikte verilen CD, Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun’un babasının sesini kaydettiği kayıtlarından oluşuyor. Bu kayıtlarda Özdemir Asaf’ın kendi sesinden dinleyeceğimiz şiirleri ve bir de İstanbul Radyosu’nda yapılan röportajı bulunuyor.

    Kendi Sesinden Özdemir Asaf

    Şair Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde Olurum kitabının önsözünde evlenme teklifi aldığının ertesi konuyu babasına nasıl açtığını, onun verdiği tepkiyi ve şiirlerin kaydedilme hikayesini şu sözlerle anlatıyor: “Beş sene olmuştu annemle babam ayrılalı. O mayıs akşamı babam, annemin Caddebostan’daki evine geldi. Sofrada babamla karşılıklı oturduk… Sonra annem konuyu açtı. Sordu. Benim yanaklarım yine kızarmıştı. Cevabını bekliyordum ama vermedi. ‘Benim şiir kitaplarım nerede?’ diye sordu. Annem kitapları sofraya getirdi. Babam tabağını kenara itti. Rakı bardağını kitaplardan uzaklaştırdı. Sayfaları karıştırmaya başladı. Şiirlerle cevap vereceğini anlamıştım. Makaralı teybi sehpanın üzerine koyup, düğmesine bastım.”
    Kitabın önsözlerinden birini yazan Gazeteci Doğan Hızlan ise kitap ve şairin ses kayıtlarının bulunduğu CD için “Şimdiye kadar birçok şiiri, şairin kendi sesinden dinlediyseniz, Özdemir Asaf’ın ne kadar iyi bir şiir seslendiricisi, okuyucusu olduğunu anlayacak ve onun şiirlerine, sesine bir kere daha hayran kalıp, ayrı bir gözle değerlendireceksiniz” yorumunu yapıyor.
    Özdemir Asaf’ın teatral bir şekilde sesi ile oynayarak okuduğu şiirlerinin metinleri yayımlanırken, Özdemir Asaf’ın toplu şiirlerinin son yayımı olan Çiçek Senfonisi (YKY, Kasım 2008) kullanıldı. Okurken farklı bir sıralamada okunsa da, şiirler yayıma hazırlanırken şairin kitaplarındaki sıralamalara uyuldu. CD’de şairin okurken farklılık gösteren sözcük ya da dizeleri ise ayrıca dipnot olarak gösterildi. Kitap ve CD’de ayrıca şairin Sen, Sen, Sen, Dünya Kaçtı Gözüme,Yumuşaklıklar Değil ve Bir Kapı Önünde’de yer alan şiirleri de bulunuyor.

     Özdemir Asaf'ın Bu Kitaplarını Okudunuz mu?

    Bu sitede ki Özdemir Asaf konulu tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • Aşk ve Umut Ögretisi - Sadık Doğan

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Öyle bir sevmek istiyorum ki, öyle bir sevmek...
    Kerbela'da suya hasret koysalar yeridir.
    Öyle bir sevilmek istiyorum ki, öyle bir sevilmek...
    Nesimi misali derimi yüzseler yeridir.

    Ah! fermanım benim.
    Nice badirelerden geçtim de,
    Vazgeçmedim senden.

    Pir Sultan oldum boynumda yağlı urgan,
    Haykırdım sevgimi son nefesime dek.
    Sivas'a düştü de yolum,
    Temmuz sıcağında yandım senin için.
    Binkez de yansam gam değil,
    Bilmelisin ki gülüm,herbir külüm,
    Binlerce ben doğuracak.
    Ve bizler yanacağız ki,
    Çocuklarımıza aydınlık bir dünya kalacak.

    Sadık Doğan
  • Merdivende Üç Şair

    Ekleyen: Sadık Doğan → 3 Temmuz 2012 Salı


    Araştırmacı yazar Orhan Tüleylioğlu, Sivas Katliamı'nın 19'uncu yıldönümünde anlamlı bir çalışmaya imza attı.
        2 Temmuz 1993'de 8 saat süren bekleyişin ardından Madımak Oteli'nde can veren 33 aydın arasında yer alan ve katliamdan önce otelin merdivenlerinde çekilen fotoğrafla hafızalara kazınan Metin Altıok, Behçet Aysan ve Uğur Kaynar, 'Merdiven'de Üç Şair' adlı kitapla bir kez daha ölümsüzleştiler.
    Oteli ateşe veren gözü dönmüş kalabalığa karşı süpürge sapı, sandalye bacağı ve yangın söndürücüyle bekleyen üç büyük şairin yaşamlarından kesitler, şiirlerinden mısralar ve duygu yüklü son dakikaları dostlarının kaleminden anlatıldı. Kırmızı Kedi Yayınevi'nin çıkardığı kitapla okurları o kara güne götüren Tüleylioğlu, katliama seyirci kalan dönemin siyasilerinin aymazlıklarını da yeniden hatırlatıyor.


    Merdivende Üç Şair Orhan Tüleylioğlu