Browsing "Older Posts"

  • Şair Abdurrahim Karakoç vefat etti

    Ekleyen: Sadık Doğan → 11 Haziran 2012 Pazartesi
    Bir dönemin unutulmaz türkülerinden birisi olan ‘Mihriban’ın şairi Abdurrahim Karakoç 8 Haziranda vefat etti. Karakoç, 46 gündür Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi görüyordu.

    1932’de Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü Köyü’nde doğan Abdurrahim Karakoç’un bestelenen eserlerinden ‘Mihriban’, unutulmaz türküler arasında yerini aldı.

    Mihriban
    Sarı saçlarına deli gönlümü
    Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
    Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
    Lâmbamda titreyen alev üşüyor
    Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.

    Önce naz, sonra söz ve sonra hile...
    Sevilen, seveni düşürür dile
    Seneler, asırlar değişse bile
    Eski töre bozulmuyor Mihriban.

    Tabiplerde ilâç yoktur yarama
    Aşk deyince ötesini arama
    Her nesnenin bir bitimi var ama
    Aşka hudut cizilmiyor Mihriban.

    Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
    Kar koysan köz olur aşkın külüne...
    Şaştım kara bahtın tahammülüne
    Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.

    Tarife sığmıyor aşkın anlamı
    Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
    Bir kördüğüm baştan sona tamamı...
    Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban.

    Vur Emri(sh.80)


    Mihriban'ın Hikayesi
    Mihriban şiirinin yazarı Abdurrahim Karakoç gençlik yıllarında delice aşık olur ve bir o kadar da sevilir... Niyetleri evlenmektir ama kız tarafı  sürekli "hayır" demektedir bu işe... Velhasıl bu sevdadan vazgeçilir...
    Aradan yıllar geçer... Birgün Abdurrahim Karakoç'u bir arkadaşı ziyarete gelir.. Ve Karakoç'a, yolda, onun eski sevgilisi ile karşılaştığını, biraz sohbet ettiklerini, ve hanımın evlenmiş olduğunu söyler... Arkadaşı yanındayken hislerini pek belli etmese de, o gittikten sonra Abdurrahim Karakoç oturur ve duygularını dizelere döker..
    Hikayeyi verdiği bir röportajda anlatan Karakoç, "O aşk, masum bir aşktı. Güzel bir aşktı. Bırakalım öyle kalsın. Ne adı Mihriban, ne saçları sarı..." demişti.
    O dizeler Musa Eroğlu'nun notalarıyla yıllar sonra müziğe döküldü.. İşte o beste bu toprakların mozaiğini ortaya çıkaran bir gerçekliği de barındırıyordu içinde.. Ülkücü geçmişiyle bilinen Karakoç'un eşsiz dizelerini Mersin'in yörük Alevilerinden olan Musa Eroğlu bestelemişti.
    Karakoç’un eserleri : 
    Şiirleri: Hasan’a Mektuplar (1965), Hasan’a Mektuplar ve Haberler Bülteni (1967), El Kulakta (1969), Bütün Şiirleri (1973), Vur Emri (1975), Kan Yazısı (1978), Şiirler (1981), Suları Islatamadım (1988), Dosta Doğru (1988), Gökçekimi (1991), 
    Yazıları: Düşünce Yazıları (1990), Beşinci Mevsim (1990).

    Bu sitede ki Abdurrahim Karakoç konulu tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • Kendine Benim İçin Bir Gül Ver - Onur Akın (şiir: Yılmaz Odabaşı)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 5 Haziran 2012 Salı
    (Sensizlikle flört etmeyi sen değil, sensizlik bilir; 
    sesi ses, sessizliği sensizlik bilir.) 


    Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin 
    ellerinden tut! 
    Çok ağrımış kendinin, siyah 
    ve ayaz kendinin. 
    Hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver... 

    Bak, Palandöken dağlarında karlar erimiş, 
    teknelerle kol kola bir bahar sulara inmiş; 
    dağlar için, sular için bana bir gül ver. 
    Bir gül ver söküldüğüm günler için 
    -ve önce kendinin ellerinden tut.- 

    Kendimin ellerinden tutunca, 
    içimden nehirler gibi akmak geliyor; 
    yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor. 
    Geberesiye içip salaş meyhanelerde, 
    buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor. 

    Tutunca kendimin ellerinden, 
    pusulasız gemilerde yatmak; 
    yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda 
    sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor. 

    Sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden, 
    ömrümün içinden akmak geliyor... 


    (Sessizlik sensizliği ezbere bilir; 
    sensizlik her şeyi bilir...) 


    Korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin 
    ellerinden tut; 
    sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin 
    ellerinden... 

    Bak, yıllarım sırılsıklam/ yağmurlar giymiş, 
    günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş; 
    dağlar için, sular için bana bir gül ver. 
    Avuttuğum düşler için bana bir gül. 
    Bir 
    gül 
    pusulasız gemiler, sökülmüş günler için... 

    (Ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım; 
    sen kendinin ellerinden tut 
    ve kendine benim için bir gül ver.) 

    Kendine 
    bir 
    gül(ü) ver 
    Kendine Benim İçin Bir Gül Ver - Onur Akın (şiir: Yılmaz Odabaşı)

    Bu sitede ki Yılmaz Odabaşı temalı tüm içerikler için buraya tıklayınız.

  • Unutamadığım - Cem Karaca (şiir: Ahmed Arif)

    Ekleyen: Sadık Doğan → 1 Haziran 2012 Cuma

      Açardın, 
      Yalnızlığımda 
      Mavi ve yeşil, 
      Açardın, 
      Tavşan kanı, kınalı-berrak. 
      Yenerdim acıları, kahpelikleri... 

      Gitmek, 
      Gözlerinde gitmek sürgüne. 
      Yatmak, 
      Gözlerinde yatmak zindanı. 
      Gözlerin hani? 

      "To be or not to be" değil. 
      "Cogito ergo sum" hiç değil... 
      Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı, 
      Durdurulmaz çığı 
      Sonsuz akımı. 

      İçmek, 
      Gözlerinde içmek ayışığını. 
      Varmak, 
      Gözlerinde varmak can tılsımına. 
      Gözlerin hani? 

      Canımın gizlisinde bir can idin ki 
      Kan değil,sevdamız akardı geceye, 
      Sıktıkça cellad, 
      Kemendi... 

      Duymak, 
      Gözlerinde duymak üç-ağaçları 
      Susmak, 
      Gözlerinde susmak, 
      Ustura gibi... 
      Gözlerin hani?

      Ahmed Arif
      Unutamadığım - Cem Karaca (şiir: Ahmed Arif)

      Bu sitede ki Ahmed Arif temalı tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • Beni Düşün Unutma - Yusuf Hayaloğlu

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Ay doğarken bir söğüdün ardından
    Göl yüzünde sisli bir esinti ile
    Akşamın göğsüne hüzün serperek
    Ve yağmurdan geceye çiçekli perdeler çekerek

    Beni düşün, beni düşün, unutma
    En umarsız en umutsuz günümde
    Bağrına bir yumruk çökeldiğinde
    Ve dağların mazlum ateşi
    O güzelim saçlarına cayır cayır yanıp ulaştığında

    Beni düşün, beni düşün, unutma


    Beni düşün bir kavganın içinde
    Helal bir ekemğin peşinde
    Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin
    Can çekişen o son parçasınıda, sana sakladığımı bil
    Bil ki haykırırcasına bu esir gövdemi yakarcasına
    Kavuşmak için o serin bağrına
    Ateşten bir yol arıyorum

    Kar yağarken mor dağların ucundan
    Sol yerinde sessiz bir inilti ile
    Yastığın yüzüne yaşlar dökerek
    Ve akşamdan gizlice bir ah çekerek

    Beni düşün, beni düşün, unutma

    Kan kızılı bir gelincik seherinde
    Sırtıma kahbe bir hançer indiğinde
    Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm
    Çığırtken bir gazete başlığında
    Çığlık çığlık sana kavuştuğunda

    Beni düşün, beni düşün, unutma

    Beni düşün şehre her yağmur yağdığında
    Islak ve kırılgan bir türkünün içinde
    Göğsünden dudaklarına, doğru sancılı bir isyan
    Kabardığında
    Bastırarak kalbini avuçlarınla
    Sesini okşadığımı bil

    Bil ki yalvarırcasına, uzayan yollara dağılırcasına
    Sonsuz bir mahşerin ortasında
    Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum

    Yusuf Hayaloğlu

    Bu sitede ki Yusuf Hayaloğlu temalı tüm içerikler için buraya tıklayınız.