• Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli

    Editör: Sadık Doğan
    Tarih: 15 Nisan 2012 Pazar

    Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli

    Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli

    Bu iki dal biri birine çok yakın görünse bile, ayrı disiplinlerin birbirine çevrilerek işlenmesi sorunlarını fazlasıyla taşır. Çünkü şiir, zaten kendi içinde bir müzik barındırmakta, şairin iç ezgisini taşımaktadır. Bir bestecinin bu “iç ezgi”yi alıp bir besteye dönüştürmesi çok riskli bir iştir.Buna rağmen, nitelikli şiirle, nitelikli müziğin buluşması o kadar büyük bir ödüldür ki, pek çok besteci kendini bu sanatsal ödülün peşine düşmekten alıkoyamamıştır.

    Bir zamanlar Kırgızistan’da Manas destanı söyleyenleri dinlemiştim. “Manasçı” denilen bu adamlar, bir milyon dizeden oluşan bu destanın bölümlerini, özel bir ezgi ve ritimle söylüyorlardı. Bu deneyim, bana destan ve müzik tarihine ilişkin daha geniş bir bakış açısı kazandırdı. Demek ki bugün bizim kitaplarda okuduğumuz destanlar böyle söyleniyordu. Homeros’un altı heceli destanları bu biçimde aktarılıyordu insanlara. Belki Gılgamış da böyle söyleniyordu. 

    Bu küçük keşif, şiir ve müzik ilişkisine başka türlü bakmamı sağladı.Bazı kutsal kitaplar, ilahiler, mezmurlar da müzikle aktarılmıyor mu zaten?Yunanca Tragedya’nın ne demek olduğunu herkes bilir ama “tragudi”nin şarkı anlamına geldiğini öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım. Demek ki tragudi, Tragedya’da söylenen şarkıydı. Yunanistan’ın ünlü tiyatro yönetmeni Terzopoulos, yıllar önce sahneye koyacağı bir Euripides trajedisi için müzik yazmamı istemişti benden. Onca Yunan bestecisi dururken bu işi neden benden istediğini sorduğum zaman da “Bu eserlerin o dönemde nasıl sahnelendiği ve ne tarz bir müzik kullanıldığıyla ilgili hiç bir bilgi yok elimizde” demişti. 

    “Belki de Küçük Asya müzikal gelenekleri bu işe daha uygundur.”Opera librettoları da şiir-müzik yaratıcılığına dair, büyük örnekler oluşturuyor. Librettistlerin, genellikle büyük bestecilerin gölgesinde kalması ve adlarının az bilinmesi ise büyük bir haksızlık. Eskiden New York’ta sefalet içinde yaşayan ve barlara gidip kendisinin Mozart’a libretto yazdığını anlatıp duran bir adamdan söz edilir. Kimsenin inanmadığı ve alay ettiği adam yoksulluk içinde öldükten sonra ortaya çıktı ki, doğru söylüyormuş, gerçekten Mozart’a libretto yazmış.

    Bence şiir-müzik birlikteliğinin doruğu; Beethoven’in 9. Senfonisi’nin, Schiller’in şiiri üzerine bestelenmiş olan “Neşeye Övgü” bölümüdür. Beethoven bu şiiri bestelemeyi daha 22 yaşındayken aklına koymuş. Bugün “Avrupa Marşı” olarak kabul edilen bu muazzam melodi, iki dahiyi buluşturan bir mücevher.
    Schubert’in piyano eşliğinde söylenen “lied”leri, yani şarkıları da müthiş lirik tınılar barındırır. Bu “lied”ler Goethe’nin şiirlerine de uyarlanmıştır.Daha yakın zamanlara gelirsek Mikis Theodorakis; Ritsos, Seferis, Elitis gibi önemli Yunan şairlerinin şiirlerini besteleyerek, büyük kitlelere mal etmiş bir besteci olarak anılır. Üstelik yalnız Yunan şairleriyle de yetinmemiş Pablo Neruda’nın “Canto General”i gibi pek çok dünya şairinin eserini de bestelemiştir. 

    Bunlar arasında Nazım Hikmet de vardır. (Ortak Berlin konserimizin, Tropical Music tarafından yayımlanmış olan CD kaydında bir Theodorakis bestesi olan “Kerem Gibi”yi dinlemek mümkün. Şiiri Yunanca’ya Yannis Ritsos çevirmiş. Ama söz açılmışken, beni çok üzen bir olayı aktarmama da izin verin. Geçen yıl Theodorakis büyük bir şaşkınlık içinde beni aradı ve Nazım Hikmet’in varislerinin kendisine ve ölmüş olan Ritsos’un kızına dava açtıklarını söyledi. Varisler, çeviri ve beste için Nazım’la bir kontrat yapılıp yapılmadığını soruyorlar, tazminat ve ceza davası açıyorlarmış. Ritsos’un kızı ve Theodorakis, savaş koşullarında faşizme karşı mücadele ederken hapislerde, sürgünlerde yapılan bu “dayanışma” eserinin nasıl kontrata bağlanacağını anlayamamışlar. Çünkü o sıralarda bu üç yaratıcı da faşizmle, ölümle burun buruna yaşıyorlardı ve bu eserleri, faşizme karşı verdikleri mücadelenin yüklediği bir görev olarak algılıyorlardı. Zaten eserler de kaçak olarak, gizli kapaklı ortaya sürülüyor veya icra ediliyordu. Bu çalışma Nazım’a bir destekti. Hem Theodorakis hem de Yannis Ritsos’un kızı bu işe çok üzülmüşlerdi. Çünkü ne Garcia Lorca’nın, ne Neruda’nın varisleri böyle bir “kapitalist saldırı”da bulunmuştu. Nazım sağ olup da bunu duysaydı nasıl kızardı kimbilir!)

    Edebiyatla işbirliği yapan bestecileri sayarken Bertolt Brecht’in oyunlarını ve şiirlerini besteleyen Kurt Weill ve Hans Eisler’i anmamak haksızlık olur. Özellikle Hans Eisler, düşünceleri ve müzik teorisiyle benim hocalarımdan biri olmuştur.


    Bizden vereceğim en yetkin şair-besteci birlikteliği ise elbette Yahya Kemal ve Münir Nurettin Selçuk yaratıcılığı. Üstatların elinden ne müthiş eserler çıkmış.
    Dünyada trubadur, bizde âşık veya ozan denilen, diyar diyar gezerek şiirlerini müzik yoluyla aktaran insanların yarattığı gelenek, 20. yüzyılda yorumcu/yazar (singer/songwriter) diye anılan yeni bir müzisyen türü yarattı.


    Bu insanlar şarkıcı değil, ses gösterileri yapmaya niyetleri yok ama kendilerine ait tarzları, müzikleri ve söz gücüyle büyük kitleleri etkiliyorlar. 




    Kaynak:*http://haber.gazetevatan.com/Haber/443631/1/Gundem
  • 1 yorum to '' Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli "

    YORUM YAP