Browsing "Older Posts"

  • Ben Seni Sevdim mi - Ümit Yaşar Oğuzcan

    Ekleyen: Sadık Doğan → 29 Nisan 2012 Pazar

    Ben Seni Sevdim mi - Ümit Yaşar Oğuzcan

    Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne 
    Tuttum, ta içime oturttum seni 
    Aldım, okşadım saçlarını, öptüm 
    İçtim yudum yudum güzelliğini 
    
    Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette 
    Bendeydi özlemlerin en korkuncu 
    Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, 
    Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu 
    
    Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu 
    Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim 
    Biri vardı ağlayan gecelerce 
    Biri vardı sana tutkun; o bendim 
    
    Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük 
    En solmayan güller açtı içimde 
    Ömrümü değerli kılan bir şeydin 
    Sen benim bozbulanık gençliğimde 
    
    Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya 
    Bir çizgiye vardım seninle beraber 
    Ve bir gün orada yitirdim seni 
    Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?
    Ben Seni Sevdim mi şiiri - Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri
    
    
    Bu sitede ki Ümit Yaşar Oğuzcan temalı tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • TTNET Genç Yeteneklerin Yanında!

    Ekleyen: Sadık Doğan → 27 Nisan 2012 Cuma

    TTNET’in “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek Projesi”yle, gençlerimiz yeni kariyer firsatlarını keşfediyor.


    Bilişim sektörüyle tanışan gençler, aldıkları eğitimlerle iş hayatına hazırlanıyor. TTNET, Türk ekonomisine destek oluyor. Siz de bu ücretsiz eğitimler hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.

    Bir bumads advertorial içeriğidir.
  • Can Yücel - Eğer

    Ekleyen: Sadık Doğan → 21 Nisan 2012 Cumartesi

    Can Yücel - Eğer

    O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması
    mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

    Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
    en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,

    öylesine delice bakmasalardı eğer.
    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
    kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
    ya canım ellerini tutmak isterse...

    Evet Sevgili,
    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!

    Can Yücel şiirleri - Eğer şiiri
    DÜZELTME:
    Bu şiir  Can Yücel'e ait değildir. İnternette paylaşılan ve Can Yücel'e ait olduğu iddia edilen şiirlerden birisidir. İnternette Paylaşılan Sahte Can Yücel Şiirleri Hangileridir? yazısı için buraya tıklayınız.
  • Yürüyüş - Sadık Doğan

    Ekleyen: Sadık Doğan → 20 Nisan 2012 Cuma

    Yürürüm, ayaklarımı toprağa şefkatle basarak 
    Yürürüm, boynumu özgürlüğe asarak 
    Kesmez çizmelerim karıncanın yolunu 
    İşinde gücündedir belli.Yürürüm 
    Tüm canlılara yaşama hakkı tanıyarak 
    Şair telaşıyla raks eder ayaklarım 
    Sevgiliye kavuşmanın özlemiyle coşarak 
    Ah, Ustam! (“telaşlı, sevinçli, kuşkulu”)  yürürüm 
    Belki son geçişim olacak, belki tekrar tekrar 
    Kucaklaşacağız taşları, topraklarıyla 
    Çiçekleri, kuşları, evleri, insanlarıyla 
    Her geçişimde selam verir gözlerim 
    İnsan dilinde. Yürürüm dünya vatandır 
    Sevmesini bilene. Yürürüm; çünkü sevmek 
    Tabiatın dilinde güzeldir.                                      

                        Sadık Doğan       
  • Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli

    Ekleyen: Sadık Doğan → 15 Nisan 2012 Pazar

    Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli

    Şiir ve müzik - Zülfü Livaneli

    Bu iki dal biri birine çok yakın görünse bile, ayrı disiplinlerin birbirine çevrilerek işlenmesi sorunlarını fazlasıyla taşır. Çünkü şiir, zaten kendi içinde bir müzik barındırmakta, şairin iç ezgisini taşımaktadır. Bir bestecinin bu “iç ezgi”yi alıp bir besteye dönüştürmesi çok riskli bir iştir.Buna rağmen, nitelikli şiirle, nitelikli müziğin buluşması o kadar büyük bir ödüldür ki, pek çok besteci kendini bu sanatsal ödülün peşine düşmekten alıkoyamamıştır.

    Bir zamanlar Kırgızistan’da Manas destanı söyleyenleri dinlemiştim. “Manasçı” denilen bu adamlar, bir milyon dizeden oluşan bu destanın bölümlerini, özel bir ezgi ve ritimle söylüyorlardı. Bu deneyim, bana destan ve müzik tarihine ilişkin daha geniş bir bakış açısı kazandırdı. Demek ki bugün bizim kitaplarda okuduğumuz destanlar böyle söyleniyordu. Homeros’un altı heceli destanları bu biçimde aktarılıyordu insanlara. Belki Gılgamış da böyle söyleniyordu. 

    Bu küçük keşif, şiir ve müzik ilişkisine başka türlü bakmamı sağladı.Bazı kutsal kitaplar, ilahiler, mezmurlar da müzikle aktarılmıyor mu zaten?Yunanca Tragedya’nın ne demek olduğunu herkes bilir ama “tragudi”nin şarkı anlamına geldiğini öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım. Demek ki tragudi, Tragedya’da söylenen şarkıydı. Yunanistan’ın ünlü tiyatro yönetmeni Terzopoulos, yıllar önce sahneye koyacağı bir Euripides trajedisi için müzik yazmamı istemişti benden. Onca Yunan bestecisi dururken bu işi neden benden istediğini sorduğum zaman da “Bu eserlerin o dönemde nasıl sahnelendiği ve ne tarz bir müzik kullanıldığıyla ilgili hiç bir bilgi yok elimizde” demişti. 

    “Belki de Küçük Asya müzikal gelenekleri bu işe daha uygundur.”Opera librettoları da şiir-müzik yaratıcılığına dair, büyük örnekler oluşturuyor. Librettistlerin, genellikle büyük bestecilerin gölgesinde kalması ve adlarının az bilinmesi ise büyük bir haksızlık. Eskiden New York’ta sefalet içinde yaşayan ve barlara gidip kendisinin Mozart’a libretto yazdığını anlatıp duran bir adamdan söz edilir. Kimsenin inanmadığı ve alay ettiği adam yoksulluk içinde öldükten sonra ortaya çıktı ki, doğru söylüyormuş, gerçekten Mozart’a libretto yazmış.

    Bence şiir-müzik birlikteliğinin doruğu; Beethoven’in 9. Senfonisi’nin, Schiller’in şiiri üzerine bestelenmiş olan “Neşeye Övgü” bölümüdür. Beethoven bu şiiri bestelemeyi daha 22 yaşındayken aklına koymuş. Bugün “Avrupa Marşı” olarak kabul edilen bu muazzam melodi, iki dahiyi buluşturan bir mücevher.
    Schubert’in piyano eşliğinde söylenen “lied”leri, yani şarkıları da müthiş lirik tınılar barındırır. Bu “lied”ler Goethe’nin şiirlerine de uyarlanmıştır.Daha yakın zamanlara gelirsek Mikis Theodorakis; Ritsos, Seferis, Elitis gibi önemli Yunan şairlerinin şiirlerini besteleyerek, büyük kitlelere mal etmiş bir besteci olarak anılır. Üstelik yalnız Yunan şairleriyle de yetinmemiş Pablo Neruda’nın “Canto General”i gibi pek çok dünya şairinin eserini de bestelemiştir. 

    Bunlar arasında Nazım Hikmet de vardır. (Ortak Berlin konserimizin, Tropical Music tarafından yayımlanmış olan CD kaydında bir Theodorakis bestesi olan “Kerem Gibi”yi dinlemek mümkün. Şiiri Yunanca’ya Yannis Ritsos çevirmiş. Ama söz açılmışken, beni çok üzen bir olayı aktarmama da izin verin. Geçen yıl Theodorakis büyük bir şaşkınlık içinde beni aradı ve Nazım Hikmet’in varislerinin kendisine ve ölmüş olan Ritsos’un kızına dava açtıklarını söyledi. Varisler, çeviri ve beste için Nazım’la bir kontrat yapılıp yapılmadığını soruyorlar, tazminat ve ceza davası açıyorlarmış. Ritsos’un kızı ve Theodorakis, savaş koşullarında faşizme karşı mücadele ederken hapislerde, sürgünlerde yapılan bu “dayanışma” eserinin nasıl kontrata bağlanacağını anlayamamışlar. Çünkü o sıralarda bu üç yaratıcı da faşizmle, ölümle burun buruna yaşıyorlardı ve bu eserleri, faşizme karşı verdikleri mücadelenin yüklediği bir görev olarak algılıyorlardı. Zaten eserler de kaçak olarak, gizli kapaklı ortaya sürülüyor veya icra ediliyordu. Bu çalışma Nazım’a bir destekti. Hem Theodorakis hem de Yannis Ritsos’un kızı bu işe çok üzülmüşlerdi. Çünkü ne Garcia Lorca’nın, ne Neruda’nın varisleri böyle bir “kapitalist saldırı”da bulunmuştu. Nazım sağ olup da bunu duysaydı nasıl kızardı kimbilir!)

    Edebiyatla işbirliği yapan bestecileri sayarken Bertolt Brecht’in oyunlarını ve şiirlerini besteleyen Kurt Weill ve Hans Eisler’i anmamak haksızlık olur. Özellikle Hans Eisler, düşünceleri ve müzik teorisiyle benim hocalarımdan biri olmuştur.


    Bizden vereceğim en yetkin şair-besteci birlikteliği ise elbette Yahya Kemal ve Münir Nurettin Selçuk yaratıcılığı. Üstatların elinden ne müthiş eserler çıkmış.
    Dünyada trubadur, bizde âşık veya ozan denilen, diyar diyar gezerek şiirlerini müzik yoluyla aktaran insanların yarattığı gelenek, 20. yüzyılda yorumcu/yazar (singer/songwriter) diye anılan yeni bir müzisyen türü yarattı.


    Bu insanlar şarkıcı değil, ses gösterileri yapmaya niyetleri yok ama kendilerine ait tarzları, müzikleri ve söz gücüyle büyük kitleleri etkiliyorlar. 




    Kaynak:*http://haber.gazetevatan.com/Haber/443631/1/Gundem
  • Pablo Neruda - Yavaş Yavaş Ölürler

    Ekleyen: Sadık Doğan → 14 Nisan 2012 Cumartesi
    Şili'de demiryolu işçisi bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesini çok küçükken kaybetti. 13 yaşındayken yerel "La Mañana" gazetesindeki bazı makalelerle katkıda bulunmaya başladı. 

    1920'de "Selva Austral" isimli edebiyat dergisinde "Pablo Neruda" adıyla yazmaya başladı. Şair, bu takma ismi Çek şair Jan Neruda'da anısına seçmişti. Daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır. 

    İlk kitabı Crepusculario 1923 yılında yayınladı. Sonraki sene şairin en tanınmış ve pek çok dile çevrilmiş olan eserlerinden Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı(Veinte poemas de amor y una cancion desesperada) basıldı. Edebi çalışmalarına devam ederken, bir yandan da Santiago'daki Şili Üniversitesi'nde Fransızca ve pedagoji okudu. 1927-1935 arası hükümetin elçisi oldu ve Burma, Seylan, Java, Singapur, Buenos Aires, Barselona ve Madrid'te görev yaptı. Bu dönemde yazdığı şiirler ezoterik sürrealist şiir kitabı "Residencia en la tierra" (1933)da toplanmıştır.


    İspanya İç Savaşı ve García Lorca'nın ölümü onu çok etkiledi ve önce İspanya sonra da Fransa'da Cumhuriyetçi harekete katılmasına neden oldu. Bu sırada şiirlerini topladığı Kalbimdeki İspanya (España en el Corazón (1937)) üzerine çalışmaya başladı. Kalbimdeki İspanya iç savaş sırasında cephede basılması açısından önemlidir. Aynı yıl ülkesine dönen Neruda'nın daha sonraki eserlerini siyasi ve sosyal konular üzerine oluşturmuştur.

    1939'da Paris'te İspanyol göçmenler için konsolosluk görevine getirildi. Meksika'daki konsolosluk görevi sırasında Canto General de Chile'yi yazdı. Bu eserde bütün Güney Amerika kıtasının doğası, insanları ve tarihi yazgısı epik şiir şeklinde anlatılmaktadır. Eser, 1950'de Meksika'da basılırken, Şili'de de el altından yayınlandı. Yaklaşık 250 şiirin yer aldığı eser, on kadar dile çevrildi ve bu çeviriler yüzünden Neruda elçilik yaptığı ülkelerde zorluklar yaşadı.1943'te Şili'ye dönen Neruda, 1945'te senatör seçildi ve Şili Komünist Partisi'ne katıldı. 1947'de Başkan González Videla'nın grevdeki madencilere yönelik baskıcı protestolarını protesto ettiği için, 2 yıl boyunca kendi ülkesinde kaçak yaşadı. 1949'da yurt dışına çıktı ve 1952'ye kadar çeşitli ülkelerde bulundu. Bu dönemde yazdığı eserler politik aktivitelerinin damgasını taşır. Örneğin Las Uvas y el Viento (1954) Neruda'nın sürgündeki günlüğü gibidir.Yaşamı boyunca güçlü siyasi duruşuyla tanınan Neruda, ülkesindeki ve İspanya'daki faşizme karşı durmuştur. 1970 yılında Şili başkanlığına aday gösterilmiş, ancak daha sonra başkan seçilen Salvador Allende'yi desteklemiştir. Allende seçilince Neruda'yı Şili'nin Fransa elçisi olarak görevlendirdi. 1971 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülü aldı. 1972 yılında sağlık sorunları nedeniyle elçilik görevini bırakarak Şili'ye döndü. 24 Eylül 1973'de kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.Kendisi Nazım Hikmet adına Barış Ödülü almıştır.Bir kongrede Nazım Hikmet ile ilgili 'Onun(Nazım Hikmet'in)yanında biz şair bile olamayız' diyerek Nazım Hikmet'i övmüştür
  • Yılmaz Odabaşı - İyi Ki Bu Düştesin

    Ekleyen: Sadık Doğan → 12 Nisan 2012 Perşembe


    I
    Nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
    o nehirler benim nehirlerimdir…

    Aşk
    ki azar azar benim yerimdir.
    Üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam,
    gözlerin ey yâr, benim evimdir…

    /Vurulup düştükçe…
     Düştükçe seni sevmekten caymayacağım;
    gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım…/

    İyi ki bu sestesin.
    Dünyayı ısıtan nefestesin.
    Bir haydut gibi gezinirim kapında.
    Kalbimde tutuşan ateştesin…
      
    II
    Rüzgârlar  uğuldar, savrulur gözlerinde.
    O rüzgârlar benim rüzgârlarımdır.

    Aşk
    ki azar azar benim yerimdir.
    Suskunsam, bozgunsam,bulutsuzsam,
    gözlerin ey yâr benim evimdir

    İyi ki bu düştesin.
    Her sabah ışıyan güneştesin.
    İyi ki yoksuluz bulutlar gibi
    Bu soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi…

    /Vurulup düştükçe…
    Gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım…/

    Bu sitede ki Yılmaz Odabaşı temalı tüm içerikler için buraya tıklayınız.
  • ALTIN PORTAKAL ŞİİR ÖDÜLÜ 2012

    Ekleyen: Sadık Doğan →
    Türkiye’nin en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri 15 Mart Perşembe günü başlıyor.

    Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen 2012 yılı Altın Portakal Şiir Ödülü programı çerçevesinde Türkiye’nin önde gelen şair ve eleştirmenleri 15 – 17 Mart’ta Antalya’da buluşuyor.
    Şiirin Altın Portakalının bu yılki onur konuğu Gülten Akın.
    Altın Portakal Şiir Ödülü ve Sempozyumlarına başlangıçtan bu yana 186 şair, yazar, eleştirmen ve kültür-sanat insanın konuk olduğunu belirten Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı&Antalya Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın ; 17 Mart’ta sunulacak ödülle birlikte 16 şaire ödül verilmiş, 15 sempozyuma imza atılmış olacağını bildirdi.
    Sempozyuma sunulan bildirilerden oluşan 15’inci kitabın da Altın Portakal yayınları arasında yayımlanıp Türk şiirine armağan edileceğini vurgulayan Mustafa Akaydın, ödüllü şairlerin şiirlerinin değerlendirildiği 15 kitapta 255 bildirinin yer aldığını söyledi. Antalya’ya edebiyatçı akını 15 – 17 Mart tarihleri arasında Antalya’ya kelimenin tam anlamıyla bir edebiyatçı akını gerçekleşecek.
    Şiirin Altın Portakalı için Antalya’da buluşacak şair ve yazarlar şu isimlerden oluşuyor: Jüri Üyeleri: Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Ahmet İnam, Mustafa Durak, Ahmet Telli. 
    www.altinportakalsiirodulu.com