Ben Sana Mecburum - Attila İlhan
Ben sana mecburum


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
 
Attila İlhan

Zekeriya Sertel’in Nâzım Hikmet’i anlattığı “Mavi Gözlü Dev”, Yapı Kredi ve Can Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım bülteninden;
“Bu kadar büyük, bu derece ünlü bir şairi Türk okuyucusuna tanıtmak bize düşen kutsal ödevlerden biridir. Çünkü Nâzım Hikmet’i en yakından ve en iyi tanıyanlardan biri de benim.”
“Zekeriya Sertel’in, Nâzım Hikmet’in yaşamına ilk tanıklığı, şairin devrim Moskova’sında geçen üniversite yıllarından sonra Türkiye’ye döndüğünde ilk işi olan Resimli Ay dergisinde düzeltmen olarak çalışmasıyla başlayıp ülkeden kaçacağı son âna kadar sürer.  Mavi Gözlü Dev, Sertel’in aşağıdaki satırlarıyla bitiyor:
Memleketi terk edeceğinden bir gün önce Kadıköy’de Mühürdar Gazinosu’nda görüştük. Karısı ve çocuğuyla son defa olarak buraya gelmişti.Orada beraber son bir resim çektirdik. Kendisine hayırlı ve başarılı yolculuk diledik ve ayrıldık.
Ne bir sürat teknesiyle Karadeniz’den sağ çıkıp çıkmayacağını bilemeden meçhul bir yolculuğa çıkan Nâzım Hikmet ne de beride kalan Zekeriya Sertel, yıllarını Sovyetler’de ve Dünya Barış Konseyi adına çıktıkları yolculuklarda birlikte geçireceklerini bilebilirdi.”
Gündüz Vassaf
ZEKERİYA SERTEL KİMDİR?
1890’ların başında Makedonya Usturumca’da doğdu. Selanik’te hukuk öğrenimi gördü. Gazeteciliğe Yunus Nadi’nin çıkardığı Rumeli gazetesinde başladı. 1915’te Sabiha Sertel’le evlendi. 1919’da ABD’ye giderek Columbia Üniversitesi’nde gazetecilik tahsili yaptı. Türkiye’ye döndüğünde matbuat umum müdürü oldu. Cumhuriyet gazetesinin kurucuları arasında yer aldı. Resimli Ay, Büyük Mecmua, Sevimli Ay, Resimli Perşembe dergilerini, 1930’da Son Posta gazetesini çıkardı. 1934’te ise Tan gazetesini devraldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’deki tek parti rejimine karşı keskin bir muhalefet yürüttü. Faşizm ve Nazizme karşı, yazılarıyla mücadele verdi. 4 Aralık 1945’te Tan Matbaası’nın basılmasının ardından Sabiha Sertel’le beraber tutuklandılar. 1950’de ülkeyi terk etmek zorunda kalan Zekeriya Sertel, Türkiye’ye ancak 1977’de gelebildi. 12 Mart 1980’de Paris’te öldü. Mezarı hâlâ oradadır.

NÂZIM HİKMET HAYATI
(Selanik, 14 Ocak 1902 – Moskova, 3 Haziran 1963) 
Bahriye Mektebi’ni bitirdi (1919), Hamidiye Kruvazörü’ne stajyer bahriye subayı olarak atandı. 1920’de sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkartıldı. Ocak 1921’de milli mücadeleye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Cepheye gönderilmedi, bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptıktan sonra Eylül 1921’de Batum üzerinden Moskova’ya gitti, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) okudu. 1924’te Türkiye’ye döndü, bir yıl sonra yeniden Moskova’ya gitti, 1928’e kadar orada kaldı. 1928’de döndüğünde bir süre tutuklu kaldı. 
Şiirleri ile ilgili açılan pek çok davada beraat eden Nâzım Hikmet, 1933 ve 1937’de örgütsel faaliyetleri nedeniyle bir süreliğine tutuklandı. 1938’de bu kez “orduyu ve donanmayı isyana teşvik” suçlamasıy- 8 la tutuklandı ve toplam 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi. 14 Temmuz 1950’de çıkan Genel Af Yasası’ndan yararlanarak, 15 Temmuz’da serbest bırakıldı. Yasal olarak yükümlülüğü olmamasına karşın, askerliğine karar alınmasını hayatına yönelik bir tehdit gördüğü için 17 Haziran 1951’de İstanbul’dan ayrıldı, Romanya üzerinden Moskova’ya gitti. 25 Temmuz 1951 tarihinde, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Ölümüne kadar pek çok ülkeye seyahatler yaptı, konferanslar verdi, şiirlerini okudu. Moskova’da Novodeviçiy Mezarlığı’nda gömülüdür. 
Şiir yazmaya 1914’te başlayan Nâzım Hikmet’in ilk şiiri, Mehmed Nâzım imzasıyla (“Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı”) 3 Ekim 1918’de Yeni Mecmua’da yayımlandı. 1921-1924 yılları arasında Moskova’da öğrenim görürken tanıştığı Rus fütüristleri ve konstrüktivistlerinden esinlenerek, klasik şiir kalıplarından sıyrılmış, özgür, yeni bir şiir dili ve biçimi geliştirmeye başladı. Bu ilk çalışmalarından bazıları Aydınlık dergisinde yayımlandı. 
İlk şiir kitabı, Güneşi İçenlerin Türküsü 1928’de Bakü’de yayımlandı. 1929’da İstanbul’da basılan 835 Satır, edebiyat çevrelerinde geniş bir yankı uyandırdı. Zamanla, tam anlamıyla klasik de denilemeyecek ama biçimsel bakımdan daha az deneysel bir şiir dili geliştirdi. Halk şiirinin de Doğu şiirinin de çağdaş bir şiirden ödün vermeden nasıl kullanılacağını gösterdi. 
Edebiyatın yanı sıra, tiyatro ve sinema da Nâzım Hikmet’in ilgi alanına girmiştir. Moskova’da bulunduğu yıllar, bu iki sanat türünde Rusların öncülük ettiği çağa uygun düşmektedir. Pek çok filmin senaryosunu yazdı, çekimlerine katkıda bulundu. Gazete yazıları, romanları, öyküleri, çevirileri de olan Nâzım Hikmet’in yapıtları, 1938’den 1965 yılına dek Türkiye’de yasaklandı. 
1965’ten başlayarak, çeşitli basımları yapılan yapıtları, “Bütün Yapıtları” kapsamında, bir araya getirildi. Yapı Kredi Yayınları, bu “külliyat”ı yeniden gözden geçirerek yayımlamaktadır.
Zekeriya Sertel’in Nâzım Hikmet’i anlattığı “Mavi Gözlü Dev”, Yapı Kredi ve Can Yayınları etiketiyle yayımlandı.




Zekeriya Sertel’in Nâzım Hikmet’i anlattığı “Mavi Gözlü Dev”, Yapı Kredi ve Can Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Uğur Mumcu‬
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi...

Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi...

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...


Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 25/08/1975



Uğur Mumcu  
  • Doğum tarihi ve yeri : 22 Ağustos 1942, Kırşehir; Ölüm tarihi ve yeri : 24 Ocak 1993, Ankara

Cumhuriyet gazetesi yazarı, araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te, Ankara Karlı Sokak'taki evininin önünde, arabasına konan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Dönemin başbakanının ve bakanlarının, "bu cinayeti çözmenin devletin namus borcu olduğuna" dair verdikleri beyanatlara rağmen, Uğur Mumcu suikastı halen aydınlatılamadı. Uğur Mumcu antiemperyalist, devrimci, toplumcu, öncü bir gazeteci; mücadeleci bir aydın; hiçbir baskıdan yılmayan namuslu bir yazardı. Neden katledildiği sorusunun yanıtı, bugüne ışık tutan yazılarında ortaya çıkıyor. Vikipedi

Eskişehir Sanat Derneği, Türk şiirinin büyük usta şairi Yunus Emre’nin şiir ortamında anılması, şiirimizin Yunus Emre adına buluşmasını gerçekleştirmek amacıyla başlattığı ve 7-8 Ekim 2016 tarihlerinde gerçekleştireceği 8. Eskişehir Yunus Emre Şiir Buluşması etkinlikleri çerçevesinde geleneksel şiir yarışması düzenliyor.
8. Eskisehir Yunus Emre Siir Yarismasi

Konu serbesttir. Yarışmaya 5 (Beş) adet şiirle katılanacaktır. Şiirler Bilgisayarla 12 punto, çift ara yazılmış olarak ve her şiirlerinden beşer adet çoğaltılmış olarak gönderecektir.Katılımcı rumuz ile katılacak, üzerinde rumuzu yazılı zarf içerisine adı,soyadı, telefonu, adresini ve e-postasını özgeçmişini bir adet fotoğrafıyla Eskişehir Sanat Derneği Cumhuriyet Mah. Sakarya 1 Cad. No: 25/2 adresine gönderecek ya da teslim edecek. 


Son katılma tarihi: 31 Ağustos 2016 ‘dır.

Ödül olarak Birincilik,İkincilik, Üçüncülük ve iki adet Mansiyon’a plaket verilecek. 


Ödül töreni 8 Ekim 2016 günü yapılacaktır. 

Şiirlerin sonuçları derneğin www.eskisehirsanatdernegi.org sitesinde 
1 Ekim  2016 tarihinde ve şiir sitelerinde duyurulacaktır.


Geniş bilgi almak ve iletişime geçmek için :

Web Site: www.eskişehirsanatdernegi.org 
E-Posta: esk.sanatdernegi@gmail.com
Tel: 0222 2302557 - 05353238363

Eleştirel Çağdaş Büyük Türk Şiiri Antolojisi - Metin Cengiz

Eleştirel Çağdaş Büyük Türk Şiiri Antolojisi (1920 - 2015) - Metin Cengiz

Yazarı: Metin Cengiz
Sayfa Sayısı: 572
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Şiirden Yayınları

Şiir antolojileri, ülke şiiri üzerine üretken ve anlamlı düşünebilme imkânı sunarlar; bu bakım-dan, bütün öznelliğiyle birlikte, geleneğin kurul-masında maddî bir altyapı oluştururlar. Çağdaş eleştirinin içerdiği kuramlar, değerler ve öiçütler elbette korunmalıdır; ama her antoloji, çağırdığı isimler üzerinden bir yükümlülük alır. Bu ya-nıyla eksiği / fazlası değil, doğrusu / yanlışı konuşulmalıdır.Antoloji, kendini kurmak üzere çağırdığı şairlerle ve şiirlerle bir harita çizer; okur da buradan hiza ve istikamet alır, yön ve yordam tayin eder.

Metin Cengiz, çağdaş Türk şiirimizin usta ve üretken bir şairi olmak dışında, poetik verimiyle ve doğrudan çağdaş şairler ve yazılan şiir üzerine yaptığı çalışmalarıyla da öne çıkmıştır. Dahası, dünya şiiriyle olan yakın ilişkisi ve çevirmenliği, şiirimizle ilgili eleştirilerini,yargılarını daha dikkatle izlememizi sağlamıştır . Bu yanıyla böyle bir antoloji çalışması, kendiliğinden bir değer taşıyor. Seçilen şairlere ilişkin kısa metin çalışmaları ve örnek şiirler, Metin Cengiz’in şiir kariyerinin ve eleştirmen kimliğinin süzgecinden geçmiştir; dahası, birkaç yıla yayılan özenli ve tartışmalarla ilerleyen bir seçimin sonucudur.
Bu antoloji, Türk şiir geleneği için çok değerli bir kesittir; şiir kamuoyunda ve akademik çevrede üretken çalışmalara kaynaklık edecektir. Genç şairin de ilişkisel bir kişilik oluşturabilmesinde, kendi şiirine eleştirel bir bilinçle bakabilmesinde kıymetli bir dayanak olacaktır.
Celâl Soycan
Bu kitap alışılmış antolojilerin dışında, aslında 100 yılı aşkın Türk Şiiri Tarihi, ve bu yüzyılın eleştirel bir okuması olarak da okunmalı. Antolojiden kastımız bu bağlamda modern Türk Şiirinin geleneğini kavramak ise bu kitaptan çok söz edilecektir.

Metin Cengiz Kimdir?

Şair, yazar. Ardahan, Göle (3 Mayıs 1953,) doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini Göle'de, Lise öğrenimini Kars'ta tamamladı (1970) Erzurum Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler ve Yabancı Diller Yüksek Okulu Fransızca Bölümü (1977) ile Marmara Üniversitesi Fransızca Bölümünü bitirdi (1987). Üniversitede öğrenciyken sol eylemci olduğu suçuyla 2 defa tutuklandı. Toplam bir yıl hapiste kaldı. 1980 hükümet darbesi döneminde tutuklanıp Türk Ceza yasasının 141. ve 142. maddelerinden gizli örgüt üyesi olmaktan yargılandı, 2 yıl hapis yattı. Hapisten sonra İstanbul'a yerleşerek yayınevlerinde redaktör ve editör olarak çalışmaya başladı, çeviriler yaptı. Türkiye'de çıkan hemen her dergide şiir ve yazı yayımladı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Türk PEN, Edebiyatçılar Derneği üyesidir. 2005’te arkadaşlarıyla Şiirden Yayıncılık’ı kurdu. 2010’da (Eylül) Şiir’den dergisini yayımlamaya başladı.

Şiirleri Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Boşnakça, Rusça, Romence, Makedonca, Bulgarca, Arapça, İbranice, Sırpça, Yunanca, Hintçe, Azerice ve Kürtçe gibi birçok dile çevrildi. Levant dergisinde sekiz şiiri Türkçeleriyle birlikte yayımlandı (2009, Montpellier). Sekiz şiiri Convorbiri Literare’da (Romanya, Temmuz 2011) ve sekiz şiiri de Poesia’da (Romanya, 2011) yayımlandı. Bazı şiirleri de Europe dergisinde yayımlandı (2014).

Editörlüğünü yaptığı Çağdaş 17 Türk Şairi adlı antoloji Harmattan Yayınları arasında çıktı (2009, Paris), Jaime B. Rosa ile hazırladığı Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi ise İspanya'da yayımlandı (2013); Vito İntini ile birlikte hazırladığı "antologia di poeti italiani e turchi/ Türk ve İtalyan şairler antolojisi" "Como Cerchi Sull'acqua/ Suda Halkalar Gibisin" adıyla İtalya'da yayımlandı (2014, Grafiche Vito Radio Editore). Birçok ülkeyle karşılıklı şiir antolojileri düzenlemektedir (Romanya, Sırbistan, Makedonya, İtalya, İsrail, Filistin). Fransız şair Michel Ménassé ile yaptığı işbirliği sonucu Fransız ve Türk şairlerinden karşılıklı çeviriler yapıldı. Fransız şairlerin şiirleri Şiirden dergisinde yayımlandı; Türk şairlerin şiirleri ise "Voix d'İstanbul" (İstanbul'un Sesi) dosya adıyla Europe dergisinde yayımlandı (2014, no:1019). Seçme şiirleri Sırbistan, Arnavutluk, Romanya, Kolombiya, İtalya ve Amerika'da yayımlanmak üzeredir.

METİN CENGİZ ESERLERİ:


Şiir: Bir Tufan Sonrası (1988), Büyük Sevişme (1989), Zehirinde Açan Zambak (1991), İpek’A (1993), Şarkılar Kitabı (1995), Gençlik Çağı (1998), Aşk İlahileri & Günümüze Hüzzamlar (2006), Özgürlük Şiirleri (2008), Sonsuzluk Çiseler Büyük Sularda & Dünyaya Katkımız Ebru Vurgusu (İkisi bir arada 2. Basım, 2015), İmgeler Benim Yurdum (2011), Yeryüzü Halleri (2013).
Deneme-Eleştiri-İnceleme: Şiirin Gücü (2. Basım, 2006), 1923-1953 Toplumcu Gerçekçi Şiir (2. Basım, 2015), Modernleşme ve Modern Türk Şiiri (2. Basım, 2011), Şiir, Din ve Cinsellik (2005), Nâzım’dan 70’li Yıllara Türk Şiirine Eleştirel Bir Bakış (2005), Şiir, İmge, Biçim, Biçem-Şiirin Teorik Sorunları (2005), Şiir, Dil, Şiir Dili, Şiirsel Anlam (2005), Küreselleşme, Post-modernizm ve Edebiyat (2007). İmge Nedir (2009), Kültür ve Şiir (2010), Felsefe ve Şiir (2010), La Paix (Şiir ve Hayata Dair Denemeler, 2011), Platon ve Aristoteles'te Şiir Düşüncesi (2012), Cemal Süreya, İkinci yeni Bilincinin Kurucu Gücü (2012), Şiir Nasıl Yazılır (2013).
Röportaj: Hayat, Edebiyat, Siyaset-Ahmet Oktay ile Dünden Bugünden (2004).
Çeviri: Max Jacob / Sahici Mucizeler (derleyen: Ülkü Tamer; 1991), Aimé Cesaire/ Seçme Şiirler (Eray Canberk ile, 1999, ikinci baskı 2001), Pablo Neruda /Aşk Soneleri (1991), Pablo Neruda (Ateşten Kılıç, 1991), Eugene Guillevic /Seçme Şiirler (1993), Jacques Prevert /Seçme Şiirler (Eray Canberk ile 1994), Jules Laforgue /Sevdalılar (1991), Venus Khoury Ghata/Gölgeler ve Çığlıklar (1996), Baudelaire’den Günümüze Modern Fransız Şiiri (Çev. ve haz., 2000), Batmış Güneşler Üstünde Günümüz Fransız Şiirinden Seçmeler (2005), Naim Araidi/Acıklı Şeyler İçin Bayram (2010), Gerard Augustin/Seçme Şiirler (Eray Canberk, Başak Aydınalp, Müesser Yeniay ile, 2011), Michel Cassir/Kişisel Antoloji (Eray Canberk, Müesser Yeniay ile, 2011), Tahar Bekri/Sabırsız Düşler (Medine Sivri ile, 2012), Çağdaş İspanyol Şiiri Antolojisi (Müesser Yeniay ile, 2013), Deniz Şiirleri (Jaime B. Rosa, 2014).

ÖDÜLLERİ:


-Şarkılar Kitabı ile 1996 yılı Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü;
-Sonsuzluk Çiseler Durgun Sularda (Toplu Şiirler 1) ve Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu (Toplu şiirler 2) ile 2010 Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü;
Bütün yapıtlarıyla Romanya’da Yazarlar Birliği ile Targu Jiu Kent Konseyi ve Kültür Merkezi tarafından verilen Uluslararası Tudor Arghezi şiir ödülünü aldı
-2014'te Mersin Ticaret ve Sanayi Odası tarafından verilen 8. Mersin Kenti Edebiyat Ödülü'ne değer görüldü.
DİĞER ÜLKELERDE YAYIMLANAN KİTAPLARI
-Apres le tempête et autres poèmes (Çeviri: Gerard Augustin, Harmattan Yayınları, 2006, Paris)
-Poemas Escogidos (Çeviri Jaime B. Rosa, iki dilli/ Liber Factory, 2013, Madrid)
-Povremeno (Çeviri Avdija Salkoviç, Narodna Biblioteka, "Dositej Obradovic" Yeni Bazar, Sırbistan)
- Fekete És Fehér (Çeviri Attila Balaz, Ab-Art, Budapeşte Macaristan)

Değerini bilmek gerekir aşkın şiiri- Stepan Sçipaçyov

DEĞERİNİ BİLMEK GEREKİR AŞKIN


Değerini bilmek gerekir aşkın
Ve ona kattığı değeri, yılların.
Aşk ne iç geçirmektir bir bankta
Ne de el ele dolaşmak mehtapta
Gün olur kar yağar, yağmur yağar
Birlikte yaşanacak koca bir ömür var
Güzel bir şarkıya benzer aşk
Ama kolay mıdır bir şarkı yaratmak



Stepan Sçipaçyov
(1899-1979, Rus Şair.)

**Kaynak: Ataol Behramoğlu, Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi, Can Yayınları, 1. Basım 2008, 123.sayfa

Sivas'a Yakılan Türkü - Hüseyin Haydar

Gene temmuz ayı geldi, yavrular yandı,
Sivas elinin kahrı yaktı kül etti,
Tutuştum yandım ben de, kalkışın dostlar.
Yanman daha, yanışman dostlar.
Al Madımak’ta, lâl dumanda bakışırken siz,
Ah ne olurdu, ben olsaydım iki gözünüz,
Konuşurken siz, ben olsaydım bal ağzınız.
Ölmen daha, ölüşmen dostlar.
Gül biter kollarınızda, semah dönerken siz,
Kanat açarken siz, ben olsaydım akça bileğiniz,
Nefes alırken siz, ben olsaydım pencereniz.
Tütmen daha, tütüşmen dostlar.
Alevlendi gülistan, yandı bağ yandı bostan,
Metin oldum, menekşe oldum, çayır çimen oldum,
Asım oldum, aysan oldum, deli divane oldum.
Gitmen daha, gidişmen dostlar.
Engizisyon ateşinde melekler yandı:
Asuman yandı, yeşim yandı, seher yeli yandı,
Can ışığı da yandı, acı ciğere dayandı.
Susman daha, susuşman dostlar.
Yedinci ayın ilk cuması, kanlandı kına tası,
Sürmeli şahinler yandı, konca gül alazlandı,
Dillerim boğazlandı, sularım, akarsularım yandı.
Durman daha, duruşman dostlar.
Bekleşirken Madımak’ın merdivenlerinde siz,
Ah ne olurdu, ben olsaydım iki eliniz,
Yürürken siz, ben olsaydım topuk kemiğiniz.
Tutuldum kaldım burada, çığrışın dostlar.
Sarıklı zangoç benzini döktü, CIA’nın iti kibriti çaktı,
Yıkan devlet, yıkılan devleti kökünden söktü,
Alevler devrimin damarlarına aktı,
Yaltak başbakan, sigarasını yaktı da baktı.
Ankara’nın, karanın bahtı yaktı kül etti,
Yakan Türkiye, yakılan Türkiye’yi seyretti.
Hasta kaldım İstanbullarda ben, hasret kaldım,
Hüseyn’in haline yetişin dostlar, dostlar!


Kaynak: Hüseyin Haydar (Zor Günlerin Şiiri)

Sair İsmail Bicer İle Siirin Bugunku Durumunu Konustuk

İsmail Biçer ile bir süre önce şiir okuruyla buluşan yeni kitabı “Sus Alfabesi” üzerinden, şiirin bugünkü durumunu konuştuk ve çarpıcı yanıtlar aldık.

İsmail Biçer, şiirimizin ve yazın dünyamızın üretken isimlerinden. Şair kimliğinin yanında, deneme ve röportaj yazarlığına dair ustalığı da çok yakından biliniyor. Kendisiyle, kısa bir süre önce şiir okuruyla buluşan yeni kitabı “Sus Alfabesi” üzerinden, şiirin bugünkü durumunu mevzuştuk ve çarpıcı yanıtlar aldık.

Yeni kitabınız “Sus Alfabesi”ne gelelim isterim. Bundan önceki şiirleri aşan, bir öncekilerinin üzerine bir şeyler koymuş olarak çıktı okur karşısına. Hatta ‘10. Uluslararası Şiiristanbul Festivali’ kapsamında meydana gelen ‘Sevda Ergin Şiir Yarışması’nda ‘Jüri Özel Ödülü’ne de değer görüldü.  
Her şeyden önce, şiirlerim yaşadıklarımın izdüşümüdür. “Sus Alfabesi” de öyle… sadece dil, anlatım ve imge boyutuyla, diğerlerinin üzerinde olması gerekiyordu, öyle de oldu. Çünkü yazdıklarınız, hangi yazınsal türde olursa olsun, bir öncekini aşmak, onun ilerisinde olmak zorundadır. “Sus Alfabesi”nde temel şiir kimliğimi koruduğumu da söylemeliyim. Ödüle gelecek olursak: Şiirlerim ve edebiyata dair çalışmalarım, bugüne kadar bir çok ödüle kıymet görüldü. Sadece kitap olarak almış olduğum, ilk ödül… Bu anlamda, bende ayrı bir duygu hali oluşturduğunu belirtmeliyim.

‘YAZMAK YANMAKMIŞ BÜSBÜTÜN’
Klasik bir soruyla başlamış olalım isterim. Şiir yazmaya nasıl başladınız?
20’li yaşlarımda başladım. Lise senelerımda oluşan politik hassaslık, beni esasen biroldukça şairle, onların şiirleriyle buluşturmuştu. İyi bir şiir okuru olmam, şiir yazmamda (daha doğrusu ilk şiir denemeleri yapmamda) etkili oldu. Bu şiirlerimden birinin, dönemin edebiyat-şiir dergilerinden birinde yayımlanması, beni daha da yüreklendirerek bugünlere taşıdı. 

Sürekli bir tutkuyla, şairi arkasından sürükleyen şiir, bazen de acı çektiriyor şairine. şu demek oluyor ki her vakit şairin ve şiirin yolu açık olmuyor... 
Bu sorunuz, bana Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bilmek yanmakmış büsbütün” dizesini anımsattı. Değiştirelim bu dizeyi: “Yazmak yanmakmış büsbütün.” diyelim. Şairin hayatındaki acılar kaçınılmaz. Acı çektiği için yazıyor; duyarlı olduğundan yazıyor. Yazmak onun çıplak bahçesi.

Şiir okuruna oranla, şair enflasyonunun olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu anlamda şiirin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu sorunuzu ‘ortada şiirden çok şair var’ şeklinde idraklıyorum; yanlış da değil… Her yıl, neredeyse binlere varan şiir kitapları basılıyor. Şiirimize dair umut verecek birkaç kitap ya buluyorsunuz, veya bulamıyorsunuz. Mükemmel bir şiir olmasa dahi orta derece (ortalama) bir şiire bile özlem kalıyor insan. Dünyayı bilmem ama, bu ülkede her geçen gün şiirde kirlenme oranı yükseliyor. Maalesef üzüntü verici, kaygı verici…

Bir de derin ilişkiler var; şiir dünyasında… Kafa kol, ver takke al külah… Ne dersiniz?
Bu ilişkiler yalnız şiir dünyasında değil, sanatın her alanında, hatta biraz daha genişletirsek; topluluğun tüm katmanlarında var. Kurtulamıyoruz bu durumdan. Bu bizim çirkin/kronik bir hastalığımız. Hele de şiir dünyasında olması, dokunuyor insana.

Sanırım sizin üretken bir şair-yazar bulunmadığınızı bilmeyen yoktur. Sırada neler var; okurlar hangi kitaplarınızla buluşacak?
Üretkenlik konusunda söyledikleriniz için teşekkür ederim. Üretmeye çalışıyorum diyelim. Toplam 13 şairimizle gerçekleştirmiş olduğum röportaj türündeki kitabım “Şair Sokağı Söylekişileri” çıkmak üzere… Eylül-Ekim dönemimde ise, “Saslın Pusulasında Kişiler-mevzular-Yapıtlar” adını verdiğim, tecrübe etme-incelme türünde bir çalışmam yayımlanacak.
Kaynak: Hüseyin Aslan, www.evrensel.net, 27 Haziran 2016.

Ölümünün 60. Yılında Cahit Sıtkı Tarancı Mektup ve Makaleleriyle Can Yayınları'nda

Cahit Sıtkı Tarancı Mektup ve Makaleleriyle Can Yayınları'nda


“1910’da Diyarbakır’da doğdum. İlkokuldan sonra İstanbul’a gittim. Fransız mektebinde, Galatasaray’da, Mülkiye’de okudum. İki seneye yakın bir müddet Paris’te bulundum. Uzun zamandır mütercim olarak çalışmaktayım. Evleneli bir yıldan fazla oluyor. Güzel şiir yazmaktan başka ihtirasım yoktur."

Bütün hayatını “ilk ve son aşkı” şiir temeli üzerine kurmuş gerçek bir edebiyat emekçisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri, mektupları ve öyküleri dışında kalan yazıları ve mülakatları, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar’da bir araya getirildi. İlk olarak 1995’te Yazılar başlığıyla basılan bu değerli eser, şairin edebiyat anlayışına dair sevenlerine önemli bilgiler sunuyor.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın ablası Nihal’e ve ailesinin diğer fertlerine yazdığı mektuplar usta şairin iç dünyasına dair çok önemli ipuçları verdiği gibi dönemin atmosferine de ışık tutuyor. Prof. Dr. İnci Enginün’ün bizzat Nihal Erkmenoğlu’ndan aldığı mektuplardan hareketle basıma hazırladığı Evime ve Nihal’e Mektuplar Cahit Sıtkı’nın “ilk ve son aşkı” olarak nitelediği şiirine dair de ilginç veriler sunuyor okura.

Ziya’ya Mektuplar ise Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Ölümünün 60. Yılında Cahit Sıtkı Tarancı’dan 
Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar
Makaleler, Konuşmalar, Yanıtlar


AVUÇLARIMA SIĞMIYOR YILDIZLAR

Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
Hazırlayan: Hakan Sazyek
Sayfa sayısı: 174 Sayfa
Yayın tarihi: 21 Haziran 2016

“Hakikat şudur: Yaratmanın hazzına ermiş bir şair hiçbir zaman hiçbir mektebin tabiiyeti altına giremez. Zaten romantizma, parnas, sembolizm, sürrealizm gibi mektep tasnifleri ancak edebiyat tarihi kitaplarında mevcut ve ancak ikinci-üçüncü derecedeki şairler hakkında varit olan bir şeydir. Koskoca Victor Hugo’yu yalnız romantik sıfatıyla tavsif ve izah etmek mümkün müdür? Leconte de Lisle’in ne ürpertici mısraları var! Baudelaire,

Rimbaud, Mallarmé, Verlaine gibi dev şairlerin eserlerinde ise bütün isimlerle beraber, onlardan başka ve fazla olarak insan ruhu bütün tecellileriyle yaşar.”

Cahit Sıtkı Tarancı, 1 Ocak 1953 tarihli bir mülakatta kendisine yöneltilen, “Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“1910’da Diyarbakır’da doğdum. İlkokuldan sonra İstanbul’a gittim. Fransız mektebinde, Galatasaray’da, Mülkiye’de okudum. İki seneye yakın bir müddet Paris’te bulundum. Uzun zamandır mütercim olarak çalışmaktayım. Evleneli bir yıldan fazla oluyor. Güzel şiir yazmaktan başka ihtirasım yoktur.”

Bütün hayatını “ilk ve son aşkı” şiir temeli üzerine kurmuş gerçek bir edebiyat emekçisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri, mektupları ve öyküleri dışında kalan yazıları ve mülakatları, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar’da bir araya getirildi. İlk olarak 1995’te Yazılar başlığıyla basılan bu değerli eser, şairin edebiyat anlayışına dair sevenlerine önemli bilgiler sunuyor.

Kitaptaki yazılar aracılığıyla Cahit Sıtkı’nın Ahmet Kutsi’den Yeni Türk Edebiyatı’na, Orhan Veli’den Montherland’a kadar birçok yazar ve konu hakkındaki görüşlerini öğreniyor; şairin engin edebiyat ilgisinin boyutlarına dair fikir sahibi oluyoruz. 

Ölümünün 60. yılında Cahit Sıtkı Tarancı’dan Evime ve Nihal’e Mektuplar


EVİME VE NİHAL’E  MEKTUPLAR

Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
Hazırlayan: Prof. Dr. İnci Enginün
Tür: Mektup
Sayfa sayısı: 147 Sayfa
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016


“Sana bir müjde vereyim Nihal Abla, kitabım çıktı… Hayırlısı. Kalkar kalkmaz ilk işim sizlere göndermek olacak... Beni beğenenler çok Nihal Abla... Memleketin en tanınmış edipleri yazılarımı çok beğeniyorlar... Hele hiçbir şey beğenmeyen ve çok titiz olan Ahmet Haşim bile bana, “Bravo!” diyor. Sevincime payan yok...”

“Ben yaşamak, her şeye ve herkese rağmen, ruhumun rüyalarına, vücudumun ıstıraplarına rağmen, ben yaşamak istiyorum. Bu arzu bilsen ne kadar kuvvetli bir arzudur Nihal. Bu arzu mukaddestir. Ben bu arzumu tatmin etmek istiyorum...

Kendimi bildim bileli hep, “İstiyorum, istiyorum!” diye söyleniyorum fakat şimdiye kadar istediklerimin hiçbiri olmadı. Ateş sandığım bir parçaya elimi dokundurur dokundurmaz kül olduğunu duydum ve ürperdim, güneşi gözlerimin çipili içine sıkıştırmaya uğraşırken gece kalın ve karanlık zırhını kafama geçirerek beni sersem etti. İçimde henüz uçmamış beyaz bir güvercin vardı, uçurmak istediğim ilk gün, avucumda tüylerinden başka bir şey kalmadı. Beni kim anlayacak diye üzülüyorum…  (16.04.1931)

Bu kitaptaki mektuplar okuyucuya neler verebilir? Mektup türünün hayatımızdan silinmek üzere olduğu bugünlerde mektubun beraberinde taşıdığı heyecanı, hayat sahnelerini, aile bağlarını yeniden hatırlatmaz mı acaba?

Cumhuriyet döneminin en bilinen şairlerinden olan  Cahit Sıtkı Tarancı’nın ablası Nihal’e ve ailesinin diğer fertlerine yazdığı maktuplar, usta şairin iç dünyasına dair çok önemli ipuçları verdiği gibi dönemin atmosferine de ışık tutuyor. Prof. Dr. İnci Enginün’ün bizzat Nihal Erkmenoğlu’ndan aldığı mektuplardan hareketle basıma hazırladığı Evime ve Nihal’e Mektuplar Cahit Sıtkı’nın “ilk ve son aşkı” olarak nitelediği şiirine dair de ilginç veriler sunuyor okura.

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Ziya Osman Saba’ya Ziya’ya Mektuplar


ZİYA’YA MEKTUPLAR

Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
Tür: Mektup
Sayfa sayısı: 295 Sayfa
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016

“Şiir, bu tatlı bela, bu ilk göz ağrımız, ilk ve son aşkımız, bu teneffüs saadetimiz, bu şehvetli kalp çarpıntımız… Ona vardığımız nispette çok yaşamış, tatmış, kâm almış olacağız. Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir fikrisabitimiz olmalı, bizi tımarhanelik edebilmelidir. “Delilere Selam” isimli bir şiir var elimde. Hele bir bitsin!”

“Hasılı Ziyacığım, başladı bitmez bir şiir hasretim var. Bir başka şiirde, geceyi bir kapı gibi omuzlayarak şafaklara fırlıyorum. Ne görsem! Başını ağrıtmayayım, bu akşam sana yazmak ekmek gibi mübrem ve mukaddes bir ihtiyaçtı. Yazdım.”

Ölüme dair aklımda şöyle bir beyit var:
Benim de bir namazlık saltanatım olacak
O musalla taşında.

Bir şiirin sonu olabilir. Fakat üstünü getirmek zaman ve hava meselesidir. Şimdiyse, gözlerimle, ellerimle, ayaklarımla, kalbimle ve kafamla, hasılı her şeyimle hayata bağlıyım; ölümü aklıma getirmek istemiyorum. (18.07.1943)

Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Osman Saba, iki büyük yazar, eşsiz şiir ve öykülerin yanında uzun yıllara yayılan hayranlık verici dostluklarıyla da Türk edebiyatının unutulmazları arasına isimlerini kazıdılar.  İki şairin lise yıllarından başlayan arkadaşlıkları, Cahit Sıtkı’nın ölümüne kadar sürdü.

Ziya’ya Mektuplar, Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Kaynak: www.bodakedi.com

Cahit Külebi Şiir Yarışması

Cahit Külebi 7. Memleketime Bakış Şiir Yarışması

Niksar Belediyesi – Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği işbirliği ile 2016 yılında Türk Edebiyatı’nın seçkin şairlerinden Yurt Şairi Cahit KÜLEBİ anısına “Cahit Külebi VII. Memleketimize Bakış Şiir Yarışması” düzenliyor.


Yarışmaya katılım koşulları

1.Yarışmanın konusu, Yurt Şairi Cahit KÜLEBİ’nin şiirlerinin ışığında Memleket Sevgisi'dir.

2.Yarışmacılar en fazla bir şiirle yarışmaya katılabilirler.

3.Daha önce bu alanda yapılan ilk altı yarışmada dereceye girerek ödül alanlar bu yarışmaya katılamazlar.

4.Gönderilen şiirler daha önce hiçbir yarışmaya katılmamış ve yayınlanmamış olmalı ve iki sayfayı geçmemelidir.

5. Şiirler bilgisayar çıktısı ile ikişer nüsha halinde, altına rumuz yazılarak ayrı bir zarfa konulacaktır. Yarışmacının kısa biyografisi, adresi, telefon numarası ve varsa elektronik posta adresi yazılarak ayrı bir zarfa konulacaktır. İki zarf daha büyük bir zarfa konulup üzerine rumuz da yazılarak gönderilecektir.

6.Eserler elden veya posta, kargo ile Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Posta Kutusu:6 TOKAT adresine gönderilecektir. (Elden teslim için Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği GOP Bulvarı Bulvar İş Hanı No:198 Kat:2 TOKAT)

7. Yarışmaya son katılım tarihi 30 Haziran 2016’dir.

8.Yarışma sonucu 30 Ağustos 2016 tarihinde basında, ilgili kurum ve kuruluşların internet sitelerinde ilan edilecektir.

9. Ödüller, tarihi ilerde açıklanacak olan “Niksar Kültür Sanat ve Ceviz Festivali Etkinliklerinde” verilecektir.

Ödüller:

Birinci :3000 TL
İkinci :2000 TL
Üçüncü :1000 TL

Seçici kurul:
Cemal Safi / Şair
Yahya Akengin / Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı Başkanı
Özdilek Özcan / Niksar Belediye Başkanı
Ali Külebi / Strateji Uzmanı, Cahit Külebi’nin oğlu.
Sündüs Akça / Eğitimci-Şair
Prof. Dr. Ertuğrul Yaman / Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
Mahmut Hasgül / Eğitimci-Şair
Mehmet Nuri Parmaksız / İLESAM Başkanı
Remzi Zengin / Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı
Hasan Akar / İLESAM Tokat İl Temsilcisi

İletişim:
Niksar Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Telefon:0 356 527 81 51
Remzi Zengin Tokat Şairler ve Yaz. Der. Bşk.: 0505 253 93 93
İLESAM İl Temsilcisi Hasan Akar: 0533 557 16 54
Powered by Blogger.